Davanın odağında, çocuk yaşlardan itibaren YouTube ve Instagram kullanmaya başladığını belirten 20 yaşındaki K.G.M. isimli genç kadın yer alıyor. Davacı; platformların sonsuz kaydırma, otomatik oynatma ve öneri algoritmaları gibi özelliklerle "dijital kumarhaneler" gibi tasarlandığını, bu durumun kendisinde ağır ruh sağlığı sorunlarına, beden algısı bozukluğuna ve intihar düşüncelerine yol açtığını savunuyor.

Mahkemeye sunulan belgelerde, K.G.M.’nin bazı günlerde Instagram’da 16 saati aşan süreler geçirdiği vurgulanırken; davacı avukatları, şirket içi yazışmaların "ergenlik öncesi bağ kurma" stratejilerini kanıtladığını öne sürüyor.

Savunma tarafında ise Meta ve Google suçlamaları kesin bir dille reddediyor. Meta, davacının sosyal medya kullanımından önce de ruh sağlığı sorunları olduğunu iddia ederken; geçtiğimiz hafta ifade veren Instagram CEO’su Adam Mosseri, günde 16 saatlik kullanımı "problemli" bulsa da bunun "klinik bir bağımlılık" olmadığını savundu. Davanın başlangıcında muhataplar arasında yer alan TikTok ve Snap’in, duruşmalar başlamadan önce uzlaşma yoluna giderek taraf olmaktan çıktıkları öğrenildi.

Bu dava, sadece bireysel bir tazminat talebi olmanın ötesinde, dünya genelinde benzer içerikteki binlerce davanın kaderini belirleme potansiyeli taşıyor. Eğer mahkeme davacıyı haklı bulursa, teknoloji şirketlerine hukuki koruma sağlayan mevcut yasaların yeniden düzenlenmesi kaçınılmaz hale gelebilir.

Duruşmalar; Avustralya, İspanya, Fransa ve Türkiye gibi ülkelerin 16 yaş altına sosyal medya sınırlamalarını tartıştığı bir dönemde gerçekleşmesiyle küresel düzenleme baskısını da artırıyor. Zuckerberg’in jüri önündeki ifadesi, sosyal medyanın gençler üzerindeki etkisini etik bir tartışma olmaktan çıkarıp doğrudan bir hukuki sorumluluk sınavına dönüştürüyor.