Önceki gün İçişleri ve Adalet bakanları değişti.
Buna göre; Ali Yerlikaya'dan boşalan İçişleri Bakanlığı görevine Erzurum Valisi Mustafa Çiftçi getirildi.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek de Yılmaz Tunç'un yerine Adalet Bakanlığı görevine atandı.
Söz konusu atamaların "operasyonel" olduğu ve yargıyı siyasallaştırma amacı taşıdığı öne sürülürken bir "baskın seçim"in de sinyali olduğu iddiası ortaya atıldı.

Sözcü TV'de Serdar Cebe ile Ana Haber'de değerlendirmelerde bulunan CHP İçişleri Politika Kurulu Başkanı Murat Bakan, atamaların iktidara kısa vadede oy kazandırmayacağını savundu.
Bakan ayrıca bir baskın seçimin CHP'nin iktidarına yol açacağını da sözlerine ekledi.
Murat Bakan'ın Sözcü TV'deki yayında söylediklerinden öne çıkanlar özetle şöyle:
"Biz 19 Mart’tan beri teyakkuzdayız. Akın Gürlek geldi diye ayrıca bir teyakkuza geçme gibi özel bir durum yok. Ama sürekli durum değerlendirmesi ve strateji, partide konuşulur. Partinin hem MYK’sında, hem Parti Meclisi’nde, hem de Cumhurbaşkanlığı aday ofisinde bir yürütme kurulumuz var; orada değerlendiriliyor.
Akın Gürlek gibi bir ismin Adalet Bakanı olarak atanmasının gerekçesi ne olabilir? Cumhurbaşkanı eğer iktidarını korumak istiyorsa yapması gereken, Türkiye’de adalet reformunu gerçekleştirmektir. Ekonomiden sonra toplumun en çok şikayet ettiği konu, Türkiye’de adaletin olmaması.
Ana muhalefet partisine operasyon yapmış, bu operasyonla gündeme gelmiş, milyonlarca insanın sokağa çıkmasına sebep olmuş bir Cumhuriyet Başsavcısı’nın Adalet Bakanı yapılmasında, iktidarı korumak için adaleti tesis etme gibi bir niyet olamaz. Aynı şey İçişleri Bakanı için de geçerli.
Burada iktidarın, topluma adalet, hukuk, yargı bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğü vaat ederek oy alamayacağını düşündüğü; bunun yerine yargıyı siyasallaştırarak, Akın Gürlek üzerinden İstanbul’a yapılan operasyonları tüm Türkiye’ye yayma niyetinde olduğu anlaşılıyor.
Akın Gürlek’le ilgili Hakimler ve Savcılar Kurulu’na (HSK) attığı adımlar nedeniyle şikayette bulunduk. Şimdi HSK’da dosyası olan, yani hakkında bizim şikayet dilekçemiz bulunan kişi, HSK’nın başına geldi. HSK’nın başına gelmek demek; tüm hakim ve savcıların atama, tayin, terfi, disiplin ve ceza işlemlerinde yetki sahibi olmak demektir.
Yani Ankara Cumhuriyet Başsavcısı’nı, İzmir Cumhuriyet Başsavcısı’nı, kendisiyle paralel hareket edecek; yaklaşımı doğrultusunda karar verecek isimleri kritik noktalara yerleştirebilecek bir bakan geldi. Yılmaz Tunç’la ilgili de çok şikayetimiz vardı. Her açıklamasında “hukuk devleti” diyordu. Ama Akın Gürlek’le kıyasladığınızda, Yılmaz Tunç parlamentoda deneyimi olan, bizimle iletişimi bulunan, daha makul bir isimdi. Elbette saray ne diyorsa onu yapıyordu; bireysel iradesi sınırlıydı.
Ama Akın Gürlek tamamen operasyonel bir figür olarak, bakan yardımcılığından İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na getirilmiş ve Türkiye’nin bugün içinde bulunduğu hukuksuzluğun sorumlularından biri olan bir isimdir.
Birisi Adalet Bakanlığı, diğeri İçişleri Bakanlığı. Bu iki pozisyonun da operasyonel kullanılabileceğini söylüyorum.
Ekrem İmamoğlu’yla görüşmemiz hukuk ve yasalar çerçevesindedir. Kendisi sadece İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı değil, aynı zamanda Cumhurbaşkanı adayımızdır. Biz yasal olmayan bir görüşme yapmıyoruz.
Milletvekillerinin cezaevindeki görüşmeleri Adalet Bakanlığı iznine tabidir. Usul budur. Bakanlığa başvurursunuz, randevu durumuna göre izin verilir. Avukatları ve ailesi görüşüyor. Bunun dışında milletvekilleri, belirli prosedürler çerçevesinde, nezaret eşliğinde görüşebiliyor.
Bu görüşmelerin sınırlandırılması yalnızca İmamoğlu’yla ilgili değil, diğer arkadaşlarımız açısından da hukukun daha da ayaklar altına alınması anlamına gelir.
Böyle bir duyumum yok ama konuşuluyor. Örneğin bugün Mehmet Murat Çalık’ı ziyaret edecektim. Buca Kırıklar Cezaevi’nde. İzin başvurusunda bulunmuştum. Normal koşullarda aynı gün izin alırdık. Ancak bugün “Bakan yeni geldi” denilerek izin verilmedi. Bu değişiklikten kaynaklı da olabilir; görev dağılımları değişti. Önümüzdeki günlerde bunun sistematik bir uygulama olup olmadığını göreceğiz.
Neredeyse hepimizin fezlekesi var. Fezlekesi olmayan milletvekili yok denecek kadar az. En çok fezlekeye sahip olan da Sayın Genel Başkanımız Özgür Özel. Fezleke bizi korkutmaz. Daha fazla fezleke gelebilir. Zaten yargının siyasallaştığı bir ortamda, belli mahkemeler sarayın beklentileri doğrultusunda karar verebilir. Ama bu bizi etkilemez.
Ne fezlekeden korkarız ne başka bir şeyden. Baskın seçim olabilir mi? Şu an bu atamaların iktidarın oyunu artıracak bir etkisi olacağını sanmıyorum. Tam tersine, bu kadar tartışmalı bir ismin Adalet Bakanı yapılmasının kısa vadede iktidara yarayacağını düşünmüyorum.
Dolayısıyla mevcut koşullarda baskın seçim için uygun bir zemin görmüyoruz. Eğer bir erken seçim olursa, o seçimden birinci parti olarak yine Cumhuriyet Halk Partisi çıkar. Bu nedenle derhal bir seçime gideceklerini düşünmüyorum. Ancak atılan adımların seçime dönük olduğu açıktır."