Nil Soysal - Sözcü
Eray Kapıcıoğlu, iş hayatına 30 metrekarelik nalbur dükkanıyla başladı. Şimdi ise 21 hastaneden oluşan Dünyagöz Grubu’nun başında... İşte Kapıcıoğlu’nun başarı öyküsü...

Dünyagöz, bugün sadece Türkiye’nin değil, Avrupa’nın ve hatta dünyanın en büyük hastane zinciri. 1996’da İstanbul Levent’teki ilk hastanede 13 doktor ve 35 personel ile çıkılan yola, bugün 21 hastane, 200 doktor ve 2 bine yakın personel ile devam ediliyor. Zincirin halkaları Türkiye’de Güneydoğu’ya kadar uzanırken, yurt dışında da ardı ardına açılan klinik ve hastaneler ile büyüme devam ediyor. 7’den 70’e Dünyagöz markasını herkes tanıyor, biliyor. Peki, grubun başkanı Eray Kapıcıoğlu’nun Dünyagöz’ün temelini Mecidiyeköy’de 30 metrekarelik bir nalbur dükkanında attığını kaç kişi biliyor? Trabzon’un Of İlçesi’nde doğan, henüz 1 yaşındayken geldiği İstanbul’da 5 çocuklu bir ailenin en küçük çocuğu olarak büyüyen, küçük çaplı inşaat ve tadilat işleri yapan babasına gönüllü kalfalık yapan Kapıcıoğlu ile kendisini “Göz İmparatorluğu”na götüren süreci konuştuk...

‘Aklım fikrim ticaretteydi’
Alçı, çivi, vida derken, sağlık sektöründe adeta imparatorluk kurdunuz. Üstelik de çok genç yaşta. Doktor olmayı mı düşlemiştiniz?
Doktor olmayı düşleyecek bir çocukluk yaşamadım. İyi bir öğrenci de değildim. Babam küçük çaplı inşaat işleri yapıyordu. Ben de ona yardıma gidiyordum. Çalışmak, okumaktan daha cazip geliyordu. Babamın yaptığı işi de yapmak istemiyordum. Aklım fikrim ticaretteydi. Orta birinci sınıftaydım yanlış hatırlamıyorsam; babama bir nalbur dükkanı açmamız için çok ısrar ettim. Sonunda kabul ettirdim ve Mecidiyeköy’de 30 metrekarelik nalbur dükkanını açtık.

Sabahtan öğleye kadar babam duruyordu. Öğleyin okul çıkışı da ben duruyordum. Ortayı bitirdikten sonra da devam etmedim. İşe yoğunlaştım.

O yıllara döneceğiz ama, merak ediyorum en son bir nalbur dükkanından içeri ne zaman girdiniz?
O işi bıraktıktan sonra nalbura hiç gitmedim. Gitmedim çünkü gençliğimin en güzel yılları o dört duvar arasında geçti. Sabah karanlıkta gidiyordum. Akşam karanlıkta çıkıyordum. Haftanın 7 günü bu tempoda çalışıyordum. Ve bir daha dünyaya gelsem; asla o işi yapmam. İnanır mısınız hâlâ rüyalarıma girer o günler. Kan ter içinde uyanırım gecenin bir yarısı; ‘Eminönüne gidip malzeme alacaktım’ diye.

“En kolay iş inşaattır”
Nalbura gitmediniz, inşaat işine girdiniz, devam ediyorsunuz.
Bakın, Türkiye’de en kolay iş inşaat işidir. Eğer sermayeniz varsa, arsayı doğru noktada aldıysanız, inşaat işi kumbara gibidir. Er ya da geç para kazanırsınız. Çok garanti bir iştir inşaat.

Dönelim nalbur dükkanına. Ne kadar sevmeseniz de, iyi para kazandırmış ama, öyle değil mi?
Evet. Ama çok çalışıyordum. Sabah 6’da açıyordum dükkanı. Rakiplerim 8.30’da dükkanlarını açıp gazete okurken, ben o günün cirosunu yapmış oluyordum. Pazar günleri benden başka açan yoktu. Ben ise pazarları da 6’da dükkanı açıp, akşam 9-10’a kadar çalışıyordum. Hatta pazarları yaptığım ciro inanılmaz bir rakamdı. Çünkü İstanbul’da o tarihte pazarları açan tek nalbur dükkanı bendim. Ticaret açısından keyifli günlerdi. Ama iş belli, para belli. Bir adım sonrası inşaat malzemesi dükkanıydı. Onu da yaptım. 15 yaşımdan 27 yaşıma kadar hep bu işi yaptım.

‘Farklı işler yapmak istedim’
27 yaşında ne oldu da bıraktınız peki?
1974’ten 1986’ya gelmiştik. Bir hafta sonu dükkanda oturdum sayım yaptım. 1 yılda kazandığım paraya baktım. Artık benim sermayem o işi geçmişti. Ani bir kararla bıraktım. Dedim ki; ‘Bu sermaye ile farklı işler yapmalıyım.’

Hastane gibi mi?
Hastane daha sonra. Bir gecede elimde ne varsa sattım ve ertesi gün mağazaya gelip, ki artık mülkü de bana aitti; içindeki bütün mallarla birlikte hepsini 850 milyon liraya sattım.

‘79 villa yapıp sattım’
Bugünün parasıyla bakarsak, neye eşdeğerdi o para?

Şöyle söyleyeyim; o parayla ben gittim Marmara Ereğlisi’nden 15 dönüm bir arazi satın aldım. Üstüne 350 milyon kredi borçlanmasıyla, yani 1 milyar 200 milyon liraya 79 tane villa yaptım. Villaların hepsini sattım. Böylece artık inşaat işine girmiştim. 1989’da o villalardan kazandığım parayı da, İstanbul’un çeşitli yerlerinde arazilere yatırdım. İşte bugün hastaneleri yaptığımız noktaları görüyorsunuz. O arazileri hep o tarihte almaya başladım.

Hastane yapmak için almadınız herhalde?
Tabii. Ama ilk olarak 1990’da Fulya’daki Avrupa Hastanesi’nin binasını yaptım satmak için. Bir doktor grubu geldi ve bir teklifte bulundu. Dediler ki; ‘Burayı ortak olarak hastane yapalım.’ ‘Olur’ dedim. Avrupa Hastanesi’ni açtık. Çok iyi profesörlerle birlikte çalışmaya başladık. 6. ayında yüzde 100 kapasiteye ulaştık. Baktık yetmiyor, Gayrettepe’deki Metropol Hastanesi’ni Çocuk Esirgeme’den kiraladık. Oranın inşaat işi, içinin dekorasyonu filan derken 1994 krizi patladı. Ortağım olan doktorlar haklı olarak bu işe devam edemeyeceklerini söyledi. Kaldım tek başıma. O ara merhum Cemi Demiroğlu talip oldu hastanelere. Hastane işine ısınamamıştım bir türlü. Direnmeyi anlamsız buldum. Sattım ve çıktım.

‘8.5 milyar dolarlık yatırım’
Sütten ağzınız yanmış bir bakıma. Ama yoğurdu da üflemeden yemişsiniz...
Deneyimim olduğu için bir süre sonra içlerinde profesörlerin de olduğu çok değerli göz doktorları geldi. ‘Bir göz hastanesi yapalım’ dedi. Ciddi bir fizibilite çıkardık. Türkiye’de bütün branşların ayrı olduğu, her branşın içinde gerekli teknolojinin bulunduğu bir göz hastanesi olmadığını gördük. 1995’in Haziran ayında karar verip, 1996’nın Mart’ında açtık Levent Dünyagöz’ü. 8.5 milyon dolarlık yatırım yaptık hastaneye.

Demirel, “Bir tane yetmez” dedi... O da gerisini getirdi
Hastane zinciri fikri nasıl oluştu?
O fikir 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’den geldi. Levent Hastanesi’ni açarken, ‘70 milyon insan yaşıyor Türkiye’de. Herkesin iki gözü var. Bu da 140 milyon göz demek. Tek hastane yetmez’ dedi.

Türkiye sınırlarını da aştınız ama. Yurt dışında nerelerde varsınız?
O da yurt dışından gelen hasta sayısından kaynaklandı. Böyle bir branş hastanesi dünyada yok. O nedenle çok büyük ilgi gördü. Geçen yıl yurt dışından 25 bin, bu yıl ise 30 bin civarında hasta getirdik ve burada ameliyatlarını yaptık. 2010’da açtığımız Antalya’daki hastanemizle, o bölgede sağlık turizmini başlattık. Yabancı hastalarımız gelip göz ameliyatlarını oluyor, sonra da golf oynayıp, tatil yapıyor. Bunun yanında yurt dışında klinikler açtık. İlk hastanemiz ise geçen yıl Frankfurt’ta hizmete girdi. Bunu önümüzdeki 3 yıl içinde Londra, Moskova ve Kiev’de açılacak hastaneler izleyecek. Bugüne kadar göze 300 milyon doların üzerinde yatırım yaptık. 130 bin metrekarelik kapalı alanda hizmet veriyoruz. Bu büyüklükte bir hastane zinciri dünyada yok.