Oje, günümüzde çoğunlukla estetik ve moda amacıyla kullanılan bir kozmetik ürünü olarak bilinse de, tarih sahnesine ilk çıkışı bambaşka bir amaca dayanıyor. Arkeolojik bulgular ve tarihi kayıtlar, tırnak boyamanın binlerce yıl öncesine uzandığını gösteriyor.
SÜMERLER İLE BAŞLADI
M.Ö. 3000’li yıllarda Sümer kadınları, tırnaklarını süslemekten çok, toplumsal statülerini göstermek için boyuyorlardı. O dönemde kullanılan oje, bugün bildiğimiz kimyasal içerikli ürünler değil; öğütülmüş değerli taşlar, kına, bitki özleri ve kömür tozundan elde edilen doğal karışımlardı. Renkler ise rastgele seçilmiyor, toplumdaki konuma göre belirleniyordu. Örneğin, kırmızıya yakın tonlar yüksek sınıfı temsil ederken, daha soluk renkler alt sınıflara aitti.
Eski Mısır’da da durum farklı değildi. Kleopatra’nın tırnaklarını koyu kırmızıya boyadığı, alt sınıf kadınların ise yalnızca açık tonlara izinli olduğu biliniyor. Bu gelenek, hem zenginliğin hem de iktidarın sembolüydü.
GÜZELLİKTEN ÖTE BİR ANLAM
Antropologlara göre tırnak süsleme, ilk başlarda bir “güzellik rutini” değil, güç ve prestij göstergesi olarak ortaya çıktı. Asil aileler, ticaretle uğraşan zenginler ve kraliyet üyeleri tırnak renkleriyle kendilerini diğerlerinden ayırıyordu. Hatta bazı kültürlerde, toplumun alt sınıflarının belirli renkleri kullanması yasaklanmıştı.
KADİM MODA
Zamanla, sosyal sınıf ayrımlarının keskinliğini yitirmesi ve kozmetik endüstrisinin gelişmesiyle, oje yalnızca zenginlerin değil herkesin ulaşabileceği bir güzellik unsuru haline geldi. Bugün oje, statü göstergesi olma rolünü çoktan kaybetti; ancak kökeninde yatan bu tarih, tırnaklara sürülen her damla rengin binlerce yıllık bir hikâyesi olduğunu hatırlatıyor.