İş dünyasında "prezentabl" olmak, özellikle insanlarla birebir iletişim gerektiren prestijli mesleklerde önemli bir kriterdir. Kabin memurları ve pilotlar, her zaman bakımlı, şık ve özenli görünümleriyle bu kuralın en iyi temsilcileri arasında yer alır. Ancak pilotlar için geçerli olan "sakalsız olma" zorunluluğu, sadece kurumsal bir disiplin veya pürüzsüz bir cilt görünümü elde etme çabasıyla açıklanamaz. Bu yasağın temelinde, binlerce metre yüksekte hayatta kalmayı sağlayan teknik bir zorunluluk yatar.

ESTETİK KAYGI DEĞİL, GÜVENLİK PROTOKOLÜ
Havacılık sektöründe sıkça dile getirilen "Havacılık kuralları kanla yazılmıştır" ifadesi, alınan her tedbirin yaşanmış tecrübelere ve risk analizlerine dayandığını hatırlatır. Uçuş güvenliğini sağlamak adına, uçuş öncesi ve sonrasını kapsayan sayısız prosedür uygulanır. Örneğin; olası bir gıda zehirlenmesinde her iki pilotun da etkisiz hale gelmesini önlemek için kaptan ve yardımcısının asla aynı yemeği yememesi bu tedbirlerden sadece biridir. Sakal yasağı da tıpkı bu örnekte olduğu gibi, tamamen uçuş güvenliğini merkeze alan bir uygulamadır.
PİLOTLAR İÇİN 'SIZDIRMAZLIK' İLKESİ
Peki, sakalın uçuş güvenliğiyle nasıl bir ilgisi olabilir? Bu sorunun cevabı, Amerikan Federal Havacılık İdaresi (FAA) tarafından yapılan "Sakalların Oksijen Maskesi Verimliliğine Etkisi" başlıklı bilimsel araştırmada gizli.

Uçuş sırasında yaşanabilecek ani basınç düşüklüğü veya acil durumlarda, pilotların oksijen maskelerini saniyeler içinde takmaları gerekir. FAA'nın raporuna göre; sakal ve bıyık, maskenin cilde tam olarak yapışmasını engelleyerek "sızdırmazlık" özelliğini bozmaktadır. Maskenin yüzle tam temas etmemesi, pilotun %100 verimle oksijen almasını engeller. Oksijen yetersizliği ise pilotun bilincini kaybetmesine ve uçağın sevk ve idaresinin tehlikeye girmesine neden olabilir. Bu nedenle, yolcuların can güvenliğini sağlamakla yükümlü olan pilotların kokpite sakallı girmesi, dünya genelinde katı bir kural olarak yasaklanmıştır.