Akşam yemeğinde tabağınıza baktığınızda uyguladığınız gizli bir stratejiniz var mı? Örneğin, önce pek de bayılmadığınız o sebzeleri hızla aradan çıkarıp, en sevdiğiniz kısmı tabağın kenarında adeta bir "kapanış şovu" için saklıyor musunuz? Eğer bu soruya yanıtınız koca bir "Evet" ise yalnız değilsiniz; dünya genelinde milyonlarca insanla aynı gizli kulübün üyesiniz. İlk bakışta sıradan bir yeme alışkanlığı gibi görünen bu durum, aslında insan psikolojisinin en derin dehlizlerine ışık tutuyor ve davranış bilimciler bu durumu oldukça şaşırtıcı nedenlere bağlıyor.
TABAĞIN KENARINI ERTLEYEREK HAZ LMA İSTEĞİ
Psikoloji literatüründe bu davranışın arkasında "ertelemeli haz alma" kavramı yatıyor. İnsanoğlu, gelecekte kendisini çok daha büyük ve tatmin edici bir ödülün beklediğini bildiğinde, anlık zevkleri ve sabırsızlığı bastırma konusunda muazzam bir yeteneğe sahiptir. Yemek yerken de tam olarak bu mekanizma devreye girer. Tabağın kenarında bizi bekleyen o muazzam lezzetin varlığı, o an çok de sevmediğimiz yiyeceklere karşı bir tahammül sınırı geliştirir. Bu ödül odaklı bekleyiş, aslında sıkıcı veya tatsız bulduğumuz besinleri tüketmeyi zihnimiz için çok daha katlanılır hale getirerek genel yemek sürecini kolaylaştırır.
HER ŞEY ÇOCUKLUKTAKİ O CÜMLEYLE BAŞLADI
Peki, bu stratejik yeme disiplinini ilk nerede kazandık? Cevap çocukluk yıllarımızda gizli. Pek çoğumuz büyüme çağındayken ebeveynlerimizden o ünlü "Sebzeni bitirmeden köfteyi yiyemezsin" uyarısını duymuşuzdur. İşte küçük yaşlarda maruz kaldığımız bu tatlı yaptırımlar, yetişkinlik hayatımızda zihnimizin otomatik olarak çalıştırdığı bir sisteme dönüşüyor.
Uzmanlara göre en az sevilen şeyi ilk önce bitirip en sevdiğini sona saklamanın arkasında birkaç temel motivasyon bulunuyor. Bunlardan ilki, yeme deneyimini damakta en keyifli hisle sonlandırma arzusu, yani bir tür pozitif kapanış arayışıdır. Aynı zamanda sonda bekleyen o lezzetli lokma, yemek boyunca heyecan verici bir ödül motivasyonu yaratır. Sevilmeyen unsurları ilk başta tüketerek aradan çıkarma ve yükten kurtulma fikri de bu süreci yönetirken, en sevilen yiyeceğin tadına acele etmeden, daha uzun süre varma düşüncesi zamanı uzatma arzusuyla birleşir.
BU ALIŞKANLIK NE ZAMAN BİR TEHDİDE DÖNÜŞÜR
Uzmanlar bu alışkanlığın temelde son derece zararsız, hatta beslenme sürecinde kişisel kontrolü sağlayan keyifli bir yöntem olduğunu belirtiyor. Ancak her psikolojik durumda olduğu gibi burada da esneklik önem taşıyor. Bu ritüel doğal bir akışta sürdürüldüğü müddetçe harika bir lezzet stratejisidir. Fakat ne zaman ki bu durum katı bir kurala, takıntıya, tabağı bitiremediğinizde derin bir suçluluk hissine ya da yiyeceklere karşı ciddi bir kaygıya yol açarsa, işte o aşamada temkinli olmak ve bir uzmandan destek almayı düşünmek gerekebilir.