Birmany anne babanın yüreğini ağzına getiren o anı hemen herkes bilir: Çocuğun yüksek bir ağaç dalında, yukarıya doğru hamle yapmaya çalışması... İlk refleks genelde net bir "Hemen aşağı in, düşeceksin!" uyarısı olur. Parklarda, bahçelerde çocukların yüksek hızda koşması, bilinmeyen yerleri keşfetme arzusu ya da o ağaç dallarına meydan okuması ebeveynler için her zaman büyük birer risk olarak görülür. Ancak bilim dünyası, korumacı ebeveynlik reflekslerimizi yeniden gözden geçirmemiz gerektiğini söylüyor. Evrimsel Psikoloji (Evolutionary Psychology) dergisinde yayımlanan dikkat çekici bir araştırma, çocukları bu tür "riskli" görünen oyunlardan mahrum bırakmanın, onların duygusal ve zihinsel gelişimine sanılandan daha büyük zarar verebileceğini ortaya koyuyor.
AĞAÇ DALLARI ARASINDA GELİŞİM LABORATUVARI
Uzmanlara göre çocukların yüksek dallara tırmanma arzusu sadece bir yaramazlıktan ibaret değil, aksine hayat boyu kullanacakları gizli yeteneklerin inşa edildiği bir süreç. Çocuklar, kendilerini kontrollü bir şekilde korkuya ve adrenaline maruz bırakarak, bu güçlü duyguları nasıl yöneteceklerini bizzat deneyimliyorlar. Bir ağaca tırmanırken aslında her çocuk beyninde devasa bir mühendislik hesabı yapıyor. Dengede kalmaya çalışırken, gücünü test ederken, ayağını nereye koyacağını ve bastığı dalın kendi ağırlığını taşıyıp taşımayacağını anlık olarak hesaplamak zorunda kalıyor. Bu süreç fiziksel koordinasyonun ötesinde, muazzam bir analitik düşünme becerisi doğuruyor.
KORKU YÖNETİMİNİ VE SINIRLARI ÖĞRENMEK
En önemlisi de bu tür özgür deneyimler, çocuklara kendi sınırlarını tanıma fırsatı sunuyor. Sürekli fanus içinde büyütülmeyen, doğayla ve riskle yüzleşen çocuklar; kendilerini zorlayan ama geliştiren bir deneyim ile gerçekten tehlikeli ve yaralanmaya yol açacak bir durum arasındaki o ince çizgiyi ayırt etmeyi öğreniyorlar. Özetle; çocukların düşmesinden korkarken, onların aslında kendi ayakları üzerinde durmayı ve risk analizini öğrendikleri en doğal laboratuvarı ellerinden alıyor olabiliriz. Ebeveyn olarak görevimiz riskleri tamamen sıfırlayıp hayatı yasaklamak değil, çocukların bu gelişimsel yolculuğuna tamamen engel olmadan onlara uzaktan, güvenli bir alan tanıyabilmektir.