Küresel piyasalar Orta Doğu’dan gelen haberlerle çalkalanırken, Türkiye ekonomisinin bu fırtınaya ne kadar hazır olduğu sorusu gündemin ilk sırasındaki canlılığını koruyor.

Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Merkez Bankası eski Başekonomisti Hakan Kara, sosyal medya üzerinden yaptığı analizle Türkiye’nin güçlü ve zayıf karnını ortaya koydu. Kara’ya göre kısa süreli bir şok atlatılabilir ancak savaşın uzaması tüm dengeleri değiştirebilir. Dünyaca ünlü İngiliz Ekonomist Tim Ash de Türkiye ekonomisine dair kritik notlar paylaştı. TCMB'nin faiz indirimlerinin artık imkansız olduğunu ve tam tersi bir şekilde 250 baz puanlık faiz artışı yapılması gerektiğine dikkat çekti.

TÜRKİYE'NİN "GÜVENLİ LİMAN" KOZLARI: REZERV VE DÜŞÜK BORÇ

Hakan Kara, Türkiye’nin olası bir krize karşı elindeki en büyük kozun kamu ve özel sektörün düşük borçluluğu olduğunu vurguladı. Bütçe açığının %3’ün altında seyretmesinin büyümedeki sert yavaşlamaları yumuşatacak bir manevra alanı sunduğunu belirten Kara, diğer avantajları şöyle sıraladı:

Güçlü Bankacılık: Sistem temkinli yönetiliyor ve şirketler kesimi şoklara karşı oldukça esnek.

Merkez Bankası Rezervleri: Altın fiyatlarındaki artışın desteğiyle TCMB’nin elinde ciddi bir "cephane" birikmiş durumda.

Yüksek Faiz Koruması: Basit %40 seviyesindeki faizler, orta şiddetli şoklara karşı TL’yi korumaya devam ediyor.

Kritik Eşik: Petrol ve Enflasyon Sarmalı

Madalyonun diğer yüzünde ise yüksek ithalat bağımlılığı ve kronik enflasyon sorunu yer alıyor. Kara, enerjide %65-70 oranında dışa bağımlı olan Türkiye için petrol fiyatlarının en büyük risk olduğunu ifade etti.

"Enflasyonla mücadelede tam kritik eşiğe gelmişken bu şoka yakalandık. Petrol fiyatları 3 ay boyunca yüksek kalırsa enflasyonun düşeceğine olan güven iyice azalacak. Enflasyonla mücadelede hızlı davranılması gerektiğine dair eleştirilerimizin ne kadar haklı olduğu bu şokla netleşti."

CARİ AÇIKTA 50 MİLYAR DOLAR TEHLİKESİ

Savaşın zaten artış eğiliminde olan cari açığı daha da tetikleyebileceğini belirten Kara, dış açığın 35 milyar dolardan 50 milyar dolar seviyesine sıçrayabileceği uyarısında bulundu. Bu noktada sermaye girişlerinin yavaşlaması durumunda ekonomi yönetiminin önünde iki zorlu seçenek kalıyor: Ya Merkez Bankası rezervleri kullanılacak ya da ekonomideki belirgin yavaşlamaya razı olunacak.

SAVAŞ KISA MI UZUN MU SÜRECEK?

Hakan Kara, savaşın süresine göre iki farklı tablo çizdi:

Kısa Süreli Savaş: Petrol 3-6 ay içinde 70-80 dolar bandına inerse, Türkiye mevcut manevra alanıyla bu süreci ufak hasarla atlatabilir.

Uzun Süreli Savaş: Enerji fiyatları düşmezse, şimdiye kadar uygulanan "büyümeyi bozmadan enflasyonla mücadele" stratejisi rafa kalkabilir. Bu durumda büyümede ivme kaybı ve döviz kurunda "kontrollü bir düzeltme" kaçınılmaz hale gelecek.

EKONOMİST ASH: 2,5 PUANLIK ARTIŞ EN DOĞRUSU

Ekonomist Tim Ash Türkiye’nin enerji ithalatına yüksek derecede bağımlı olduğuna dikkat çekerek petrol fiyatlarındaki artışın makro dengeler üzerinde hızlı bir etkisi olduğunu söyledi.

CNBC-e'nin sorularını yanıtlayan Ash’e göre petrol fiyatındaki her 10 dolarlık artış Türkiye’nin cari açığını yaklaşık 3 milyar dolar büyütürken, enflasyonu da yaklaşık 1,2 puan artırıyor. Petrolün 100 dolar civarında kalması halinde Türkiye’nin cari açığının 10 milyar dolar veya daha fazla artabileceğini belirten Ash, bunun döviz talebini artırarak kur üzerinde baskı yaratabileceğini ifade etti.

“Daha yüksek cari açık daha fazla finansman ihtiyacı demek. Bu da dolar talebini artırır ve kur üzerinde baskı oluşturur” diyen Ash, bu durumda Merkez Bankası’nın hem kuru savunmak hem de enflasyonu kontrol etmek için faiz artırımı baskısıyla karşı karşıya kalabileceğini söyledi.

"FAİZ İNDİRİMİ ARTIK İMKANSIZ"

Ash’e göre İran savaşı öncesinde piyasalarda faiz indirimi beklentisi bulunuyordu. Ancak mevcut koşullarda bunun mümkün görünmediğini belirten Ash, “Geçen cumartesi sabahına kadar piyasa beklentisi Merkez Bankası’nın faiz indireceği yönündeydi. Ancak mevcut koşullarda 12’sinde faiz indirimi yapılması imkansız. En olası senaryo bekle-gör yaklaşımı olabilir. Ancak İran savaşı öncesinde bile enflasyon eğilimi çok yardımcı değildi. Bu nedenle şu aşamada önleyici bir faiz artırımının faydalı olacağını düşünüyorum” dedi

"250 BAZ PUANLIK ARTIŞ ÖNEMLİ"

Enflasyon görünümünün zaten kırılgan olduğuna dikkat çeken Ash, önleyici bir faiz artırımının daha doğru bir adım olabileceğini söyledi.

Ash şöyle devam etti: “Petrol fiyatlarının Merkez Bankası’nın daha önce varsaydığından belirgin şekilde daha yüksek seviyelerde kalması muhtemel. Bu nedenle Merkez Bankası ya faizleri uzun süre sabit tutacağını açıklayıp son haftalarda uyguladığı makroihtiyati sıkılaştırma adımlarını sürdürebilir -yani likiditeyi daraltarak mevduat ve kredi faizlerini politika faizi değişmese bile yukarı çekebilir. Diğer seçenek ise Türkiye’nin karşı karşıya olduğu güçlü dış rüzgârları dikkate alarak politika faizini yeniden artırmak olabilir. Bana göre şu aşamada en ihtiyatlı adım bir faiz artışı olur. Yaklaşık 250 baz puanlık bir artış güçlü bir mesaj verir. Eğer koşullar daha sonra istikrara kavuşursa Merkez Bankası faizleri yeniden hızlı şekilde indirebilir. Bu adım aslında son dönemde makroihtiyati önlemlerle fiilen gerçekleşen finansal sıkılaşmayı da resmileştirmiş olur. Aynı zamanda piyasaya Merkez Bankası’nın güvenilir ve kredibilitesi yüksek olduğu yönünde güçlü bir sinyal verir.”

"PETROLDE RİSK PRİMİ KALICI OLABİLİR"

Ash, İran-İsrail geriliminin enerji piyasalarında kalıcı bir risk primi yaratabileceğini de vurguladı.

Savaş öncesinde petrolün 60 dolar civarında olduğunu hatırlatan Ash, fiyatın kısa sürede 120 dolara yaklaşmasının küresel enerji güvenliğine ilişkin ciddi soru işaretleri yarattığını söyledi. Tim’e göre bu krizle birlikte Körfez’in güvenlik mimarisinde bir eşik aşıldı. Hatta bir barış anlaşması olsa bile İsrail ve İran arasında saldırıların tamamen sona ermesi zor görünüyor.

KÜRESEL ENFLASYON RİSKİ

Enerji şokunun yalnızca petrol piyasasıyla sınırlı kalmayabileceğini ifade eden Ash, Körfez ülkelerinin artık birçok kritik ürünün de önemli tedarikçisi olduğunu hatırlattı.

Kimyasallar, gübreler, lojistik ve çeşitli endüstriyel girdilerde yaşanabilecek aksaklıkların küresel ölçekte yeni bir enflasyon dalgası yaratabileceğini söyleyen Ash, Türkiye gibi emtia ithalatçısı ekonomilerin bu süreçten daha fazla etkilenebileceğini vurguladı.

Ash, “Türkiye’nin hala yaklaşık yüzde 30 civarında enflasyonu, yüksek cari açığı ve büyük dış finansman ihtiyacı var. Böyle bir enerji şoku karşısında Merkez Bankası’nın güçlü ve güven veren bir politika tepkisi vermesi önemli” dedi.