Telefonun yaygınlaşmaya başladığı 1877'de cihazın nasıl kullanılacağına dair kurallar henüz net değildi. En temel soru ise "Ahize kaldırıldığında ağızdan çıkan ilk kelime ne olacak?" şeklindeydi.
Telefonun mucidi Alexander Graham Bell, bu iş için denizcilerin kullandığı "Ahoy" (Hey, orada kim var?) kelimesini önerdi. Hatta bir süre "Ahoy hoy" ifadesi denendi ama bu selamlama beklenen ilgiyi görmedi.
SAHNEYE THOMAS EDİSON ÇIKTI
Telefon teknolojisinin gelişmesine büyük katkı sağlayan Thomas Edison, sesin zayıf ve bozuk iletildiği ilk telefonlar için daha net, karıştırılması zor bir kelime gerektiğini savundu. Edison, Pittsburgh'daki bir telefon şirketinin yöneticisine yazdığı mektupta "Hullo" kelimesini önerdi. Bu ifade, bugünkü "Hello"nun bozulmuş bir versiyonuydu ve düşük ses kalitesinde bile kolayca ayırt edilebiliyordu.
Zamanla Bell'in "Ahoy" önerisi unutulurken, Edison'un "Hullo" tercihi hızla yayıldı.
"ALO" TÜRKÇEYE NASIL GEÇTİ?
Fransızcada "H" harfinin telaffuz edilmemesi nedeniyle "hullo/hello", "allo"ya dönüştü. Bu kullanım, Fransa üzerinden birçok dile yayıldı ve Türkçeye de "Alo" olarak yerleşti.
DÜNYADA HERKES "ALO" DEMİYOR
Öte yandan her ülke telefonu aynı şekilde açmıyor. İşte telefonu farklı şekilde açan ülkelere birkaç örnek:
- Almanya: Kişi doğrudan adını söylüyor,
- İtalya: "Pronto",
- Yunanistan: "Parakalo",
- İspanya: "Diga",
- Türkiye: "Alo" veya "Efendim",
- Japonya: "Moshi moshi",
- Çin: "Wei",
- Güney Kore: "Yeoboseyo".