ABD Başkanı Trump, İran'a yönelik saldırılara ilişkin yeni açıklama yaptı.
Daily Mail gazetesine konuşan Trump, İran’a yönelik saldırıların dört hafta kadar sürebileceğini belirtti.
Trump, “Bu her zaman dört haftalık bir süreçti. Dört hafta kadar süreceğini öngördük” dedi.
İran’ın coğrafi büyüklüğüne dikkat çeken Trump, “Büyük bir ülke, bu yüzden dört hafta ya da daha az sürebilir” değerlendirmesinde bulundu.
'İLK AŞAMA' İÇİN 4 GÜN DEMİŞLERDİ
Dün başlayan saldırılarda da İsrailli bir yetkili, İsrail basınından Kanal 12'ye verdiği demeçte, müzakerelere rağmen aslında haftalar öncesinden belirli olduğunu ve hazırlıkların ona göre koordine edildiğini söylemişti.
Söz konusu kaynak ayrıca, ortak saldırının "ilk aşamasının" dört gün sürmesinin planlandığını da aktarmıştı.
'KONUŞMAK İSTİYORLAR' BEN DE KABUL ETTİM
Akşam saatlerinde ise ABD basınından The Atlantic'e konuşan Trump, İran'ın "yeni liderliğinin" kendisiyle görüşmek istediğini söylemişti.
Trump şu ifadeleri kullanmıştı:
"İran'daki yeni yönetim bana ulaşmak ve görüşmek istiyorlar; ben de konuşmayı kabul ettim. Daha önce yapmalıydılar. Çok pratik ve kolay olanı daha önce yapmalıydılar. Çok uzun süre beklediler."
YILMAZ ÖZDİL'DEN ÇARPICI YORUM
Sözcü yazarı ve Sözcü TV programcısı Yılmaz Özdil, Trump'ın gün içindeki açıklamalarını değerlendirdi.
ABD'nin İran'a yönelik stratejisinin, görünenin aksine, altyapıyı tamamen çökertmeye yönelik olduğunu belirten Özdil, Trump'ın bu "hedeften" vazgeçmeyeceğini söyledi.
Yılmaz Özdil'in açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:
"Trump’ın bu açıklaması ilk bakışta çok umut verici gibi görünüyor. Ancak bana sorarsanız, İran bugün beyaz bayrakla teslim olduk diye sokaklara dökülse bile Amerika bu işi bırakmaz. İran’ı hem lider kadrosuyla hem de ülkenin tüm altyapısıyla birlikte çökertmeden bu harekatı bitireceklerine inanmak için gerçekten saf olmak gerekir.
Şöyle tarif edeyim: İran, 1979’dan beri bu rejimle yönetiliyor. Kabaca her yıl en az 50 milyar dolar petrol geliri olan bir ülke. Bu hesaba göre Molla rejimi döneminde yaklaşık 3 trilyon dolar gelir elde etti. Buna rağmen bugün baktığımızda İran, dünyanın en yoksul ülkelerinden biri haline gelmiş durumda. Bunun nedeni, Amerika Birleşik Devletleri’nin İran’ı önce Irak’la savaşa sokması gibi gelişmelerle, petrol ve doğalgazdan elde edilen kaynakların büyük ölçüde buharlaşmasına yol açmasıdır. Şu anda da ellerinde kalan imkanlarla kurdukları askeri ve teknolojik altyapıyı tamamen yok edeceklerdir. Bu altyapı çökertilmeden harekatın bitirilmesi mümkün değil.
Amerikan donanmasının üçte biri, Amerikan Hava Kuvvetleri’nin ise yaklaşık yüzde 40'ı bölgeye gelmiş durumda. İran özür diledi diye bu güçlerin geri çekilmesi söz konusu olmaz. İran’ı tamamen etkisiz hale getirmeden burayı bırakma ihtimalleri yok denecek kadar az.
İkinci mesele ise yıllardır yürütülen büyük bir algı operasyonudur. Özellikle Amerikan medyasının pompaladığı ve Türk medyasının da çoğu zaman sorgulamadan tekrar ettiği bir söylem vardı: “İran çok güçlü, İran ordusu çok güçlü, İran herkesi vurur.” Oysa bugün görüyoruz ki Amerikan uçakları İran hava sahasında rahatça dolaşabiliyor. İran’ın ise çaresizlikten başka yapabileceği fazla bir şey yok. İran’ın “çok güçlü ve yakıcı bir ülke” olduğu imajı, aslında yıllardır yine Amerikan algı merkezleri tarafından dünyaya sunulan bir anlatıydı.
Benzer bir süreci Irak’ta Saddam döneminde de yaşadık. Saddam’ın elinde Paris’i vurabilecek füzeler olduğu söyleniyordu; ardından ülke tamamen yok edildi. İran için de benzer bir tablo oluşturuluyor: Önce bir “şeytan” yaratılıyor, sonra da “Bakın ne kadar güçlüyüz, onu yok ettik” deniyor.
Buna benzer bir süreci, başta Türk halkı olmak üzere tüm dünyada, Hamas’ın İsrail’e saldırısı sonrasında da gördük. Hatırlarsanız, İsrail’in dini bir gününde Hamas sınırı geçerek bir harekat başlatmıştı. O dönem bunun İsrail tarafından organize edilmiş olabileceğini söylediğimizde ağır eleştirilerle karşılaşmıştık. “Hamas’ın gücünü görmüyor musunuz?” denmişti. Hatta sevinç gösterileri yapılmıştı. Oysa bugün gelinen noktada Gazze büyük ölçüde yıkılmış durumda; Suriye fiilen parçalanmış; Lübnan’da Hizbullah ciddi şekilde zayıflatılmış; şimdi sırada İran var.
NATO literatüründe buna “duygusal durum konsepti” deniyor. Önce dünyayı duygusal olarak etkileyecek bir olay oluşturuyorsunuz: “Bize saldırdılar, biz mağduruz” diyorsunuz. Ardından bu duygusal zemini askeri harekat için kullanıyorsunuz. Hamas’ın saldırısından bugüne kadar uzanan süreçte ve muhtemelen henüz bilmediğimiz gelişmelerde, bunun çok kapsamlı ve planlı bir askeri stratejiyle yürütüldüğünü görüyoruz.
İran’da yaşananlara baktığımızda, ABD ve İsrail’in teknolojik üstünlükleri elbette büyük. Ancak genelkurmay başkanından dini lidere kadar nokta hedefleri evlerinde vurabilmek için yalnızca teknoloji yetmez; insan kaynağına dayalı istihbarat gerekir. Asıl bilgi insandan alınır. İsrail ve ABD bunu yıllardır yapıyor: Hedef ülkeye insan yerleştiriyor, bilgiyi oradan topluyorlar.
Bu nedenle ulusal bilincini zayıflatan, ulus devlet olma fikrinden uzaklaşan toplumların, yaşananlar üzerinde ciddi şekilde düşünmesi gerektiğini düşünüyorum."