Katzin, yüzme sırasında metal dedektörleriyle sahilde bir grup dalgıç görünce antik eser hırsızı olabileceklerini düşünerek grubu uzaklaştırdı ve ardından kılıcın kabzasının kumdan çıktığını fark etti.

Daha önce 2021’de benzer bir kılıç bulan Katzin, nesneyi hızla tanıdı ve bulgusunu deniz arkeoloğu Deborah Cvikel’e bildirdi. Cvikel, İsrail Antikalar Kurumu’nu bilgilendirerek kılıcın özel izinle çıkarılmasını sağladı. Kılıç yaklaşık 1 metre uzunluğunda ve tek elle kullanılmak üzere tasarlanmış.

Ülkede Haçlı dönemine (1095-1291) ait sadece birkaç benzer kılıç bulunduğunu belirten Cvikel, bulgunun deniz kenarlarındaki yerleşim ve savaşçıların yaşamına dair önemli bilgiler sağladığını vurguladı.

Araştırmalar, kılıcın iç yapısını zarar vermeden incelemek için hastane tomografisi kullanılarak gerçekleştirildi. Tarama, denizin eski metallere ne kadar zarar verebildiğini gösterdi; kılıçta kırıklar ve yalnızca küçük bir orijinal demir çekirdek kaldığı tespit edildi.

Kılıcın tek elle kullanılacak şekilde tasarlanmış olması ve yapısının, muhtemelen Frank Haçlılarından birine ait olduğunu gösteriyor. Bu dönem, Batı Avrupa’dan gelen Hristiyanların Kutsal Topraklar’ı ele geçirmek amacıyla düzenlediği dini savaşlarla karakterize ediliyor. Kılıçlar ve kalkanlar, savaşların ne kadar kanlı geçtiğine dair ipuçları veriyor.

Haifa Üniversitesi’nden araştırmacı Sára Lantos, kılıcın Orta Çağ’da hem şövalyelerin hem de Hristiyan inancının sembolü haline geldiğini söyledi. Lantos, “Böylesi sembolik ve kişisel bir nesnenin keşfi ve incelenmesi nadirdir ve Haçlı döneminin maddi kültürü hakkında bilgi dağarcığımızı zenginleştirir” dedi.

Kılıç, Haifa Üniversitesi araştırmacılarına göre, Haçlıların Akdeniz kıyılarındaki hareketlerini anlamak için nadir bir fırsat sunuyor. Önceki keşif de 2021’de Katzin tarafından yapılmış ve yine Haçlı dönemine tarihlenmişti. Dönemde kılıçlar nadiren atıldığı için, bu bulguların denizde kaybolan savaşçılara ait olabileceği düşünülüyor.