Türk mutfağının demirbaşlarından biri olan kelle paça, özellikle kırık-çıkık tedavilerinde, iyileşme süreçlerinde ve bağışıklığı güçlendirmek istendiğinde akla ilk gelen takviyelerden biridir. Büyükbaş ve küçükbaş hayvanların kelle ve ayak kısımlarından elde edilen bu sakatat, içerdiği yüksek kollajen miktarı ve doğal yapısı sayesinde yüzyıllardır doğal bir ilaç olarak kabul ediliyor. Ancak tıp dünyasından gelen son uyarılar, bu çorbanın tüketim sıklığının yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini ortaya koyuyor.

Aşırı Tüketimde Karaciğer ve Böbrek Riski
Omega-3 zengini olan ve enfeksiyonlara karşı vücutta kalkan görevi gören kelle paça, doğru miktarda tüketildiğinde faydalı olsa da, doz aşımı ciddi sorunlara yol açabiliyor. Uzmanlara göre, aralıklı tüketildiğinde sorun teşkil etmeyen bu yoğun besin, bir alışkanlık haline getirilip düzenli ve sık içildiğinde vücudu yormaya başlıyor. Eklem ağrılarını dindirmek ve kemikleri onarmak için alınan yoğun kollajen ve protein yükü, zamanla karaciğer ve böbrek fonksiyonlarını olumsuz etkileyerek bu organlarda hasara neden olabiliyor. Bu nedenle doktorlar, kaş yaparken göz çıkarmamak adına tüketimde dengeyi şart koşuyor.

Kelle Paçaya Güçlü Rakip: Morina Balığı
Kelle paçanın yarattığı risklerden kaçınmak isteyenler genellikle alternatif olarak tavuk suyuna yönelse de, beslenme uzmanlarının ve diyetisyenlerin yeni favorisi oldukça farklı: Morina balığı.
Türkiye'de henüz hak ettiği popülariteye ulaşmamış olan Morina balığı, kelle paçaya kıyasla çok daha güvenli ve etkili bir alternatif olarak öne çıkıyor. Özellikle kuzey denizlerinde yaşayan bu balık türünün derisinden elde edilen aminoasit özellikli kollajen peptitler, iyileştirici güçleriyle dikkat çekiyor. Uzmanlar, eklem ağrıları ve doku yenilenmesi için ağır sakatatlar yerine, peptit zengini bu balığın tüketilmesinin sağlık açısından daha sürdürülebilir bir tercih olduğunu vurguluyor.