Elektriği tamamen bir emtia (ticari mal) olarak düşünürsek, küresel tüm emtia piyasalarına hükmeden evrensel finansal kuralı buraya da uygulamalıyız: En düşük maliyetli üretici her zaman kazanır. Bunun ardındaki mantık son derece basittir. Arz kıtlığı endişelerini bir kenara bırakırsak, aynı ürün için neden biri daha fazla ödemek istesin ki? 

Diyelim ki bir kilo şeker A mağazasında 5 dolar, B mağazasında ise 10 dolar. Hangi mağazanın stoğunun önce tükeneceği bellidir. Aynı mantık elektrik üretimi için de geçerlidir. Sektör liderlerinin hidrokarbon kanadında kömürden doğalgaza geçişe bu kadar odaklanmasının temel nedeni de tam olarak budur.

Basit bir soruyla başlayalım. Bir elektrik şirketinin kazanlarında kömür yerine gaz kullanmasının somut bir avantajı var mıdır? Evet, doğalgazın kömüre kıyasla maliyet ve verimlilik açısından en az 4 net avantajı bulunmaktadır:

İşletme maliyeti yok

İlk olarak, ısıl verimlilik farkı oldukça belirgindir. Bir kilovatsaat (kWh) elektrik üretmek için yakıttan ne kadar termal enerji çekilmesi gerektiğini gösteren bu oranda gaz açık ara öndedir. Geleneksel bir kömür kazanı yaklaşık 10.000 BTU/kWh enerjiye ihtiyaç duyarken, kombine çevrimli bir gaz santrali için bu oran 7500 BTU/kWh civarındadır. Ticari rekabette bu denli bir verimlilik farkı neredeyse aşılamazdır.

İkinci avantaj, lojistik ve nakliye maliyetleridir. Doğalgazı boru hatlarıyla taşımak, kömürü demiryoluyla nakletmekten çok daha ucuzdur. Bazı durumlarda demiryolu navlun bedeli, bir ton kömürün teslimat maliyetinin yarısını bulabilmektedir.

Üçüncü olarak, uzun vadeli atık bertaraf yükü kömürün aleyhinedir. Kömür kazanları, uzun vadede ciddi maliyetlerle arıtılması ve depolanması gereken tonlarca zehirli kül üretir. Gazda ise böyle bir işletme maliyeti yoktur.

Dördüncü ve son avantaj ise bakım ve duruş süreleridir. Yaşlanan kömür santrallerinin hızlandırılmış bakım programları işletme giderlerini artırır. Bu tesisler, muadili olan doğalgaz santrallerine kıyasla rutin bakım için çok daha sık devre dışı kalmaktadır.

Olumsuz kış şartlarında kömürün stoklanabilirlik gibi bazı dönemsel avantajları olsa da, emtia odaklı enerji şirketlerinin yöneticileri için eskiyen tesisleri yenilerken gazı seçmek —çevresel faktörler bir kenara bırakılsa bile— finansal açıdan oldukça kolay bir karardır.

Kömür santrallerini kapatmıyorlar

Bu tartışma teorik veya akademik olmaktan çok uzaktır. ABD Enerji Bilgi İdaresi (EIA) verilerine göre, ABD'deki aktif kömür santrallerinin ortalama yaşı 45'e ulaşmıştır ve beklenen ömürleri zaten 50 yıldır. Normal şartlarda bu tesislerin hızla emekli edilmesi gerekirdi. Ancak elektrik talebindeki dramatik artış yüzünden kömür santrallerinin kapatılma süreci ciddi şekilde yavaşladı. Örneğin, 2022 gibi tipik bir yılda 12 GW'ın üzerinde kömür santrali kapatılırken, geçen yıl bu rakam yalnızca 2,6 GW'ta kaldı. Hatta bazı üreticiler planlanan kapatma tarihlerini ertelediklerini duyurdular.

Fakat buradaki kritik detay şudur: Talep patlamasına rağmen, ABD'de hiç kimse yeni bir kömür santrali inşa edeceğini açıklamadı. Şu anda kömür odaklı yeni yatırım planı sıfır megavattır. Buna karşılık EIA verilerine göre, doğalgaz tarafında büyük bir hareketlilik söz konusudur. Şu anda yaklaşık 18.000 MW'lık doğalgaz santrali inşaat halindeyken, 98.000 MW'lık bir kapasite ise planlama ve yer seçimi aşamasındadır. Yani doğalgazda toplamda 116.000 MW'lık devasa bir yeni yatırım takvimi yürümektedir.

Yenilenebilir enerji denklemi nasıl değiştiriyor?

Peki, yenilenebilir enerji bu tablonun neresinde? Aslında yenilenebilir kaynaklar, şu an gazın kömüre yaptığının aynısını gaza yapıyor: Aynı ürünü (elektriği) çok daha ucuza ve çok daha temiz bir şekilde sunuyor.

EIA'nın ana üretim teknolojilerini kıyaslayan LCOE (Enerjinin Seviyelendirilmiş Maliyeti) analizine baktığımızda —ki bu analiz sermaye ve değişken işletme maliyetleri dahil edilmiş net ömür boyu maliyetleri gösterir— kaynakların megavatsaat (MWh) başına maliyetleri dikkat çekicidir. Lazard verilerine göre kömür, 73 dolar ile en pahalı kaynak konumundadır. Bunu 64,55 dolarlık maliyetiyle kombine çevrim doğalgaz santralleri takip etmektedir. Yenilenebilir kanadında ise güneş PV ve batarya depolama sistemlerinin toplam maliyeti 53,44 dolara kadar düşmüş durumdadır. Karasal rüzgar enerjisi 29,58 dolar ile en ucuz alternatif olarak öne çıkarken, açık deniz (offshore) rüzgar enerjisi 88,16 dolarlık maliyetiyle listenin en üstünde yer almaktadır. Bu yüksek rakam, yeni gigavat ölçekli nükleer santrallerin maliyetine oldukça yakındır. Küçük Modüler Reaktörler (SMR) için ise henüz net bir ticari veri bulunmamaktadır.

Rüzgar ve güneşin muazzam ekonomik avantajı, sıfır yakıt maliyetine sahip olmalarıdır. Kömür ve gaz santralleri ise ömür boyu ciddi bir yakıt faturası ödemek zorundadır.

Risk artık sıfır değildir

Şu anda devasa bir doğalgaz inşaat döngüsünün içinde olmamız, yenilenebilir enerjinin liderliğiyle çelişiyor gibi görünebilir. Ancak net olan bir şey var: Bugün inşa edilen yeni doğalgaz santrallerinin, ekonomik ömürlerini tamamlayamadan "atıl varlık" (stranded asset) haline gelme riski artık sıfır değildir.

Bunu İkinci Dünya Savaşı'ndan bir benzetmeyle açıklayalım: Pasifik Savaşı sona yaklaşırken, Müttefik kuvvetler adalarda kalan Japon birliklerine karşı "temizlik operasyonları" yürütüyordu. Bu lokal savaşların sonucu aslında en başından belliydi; çünkü kalan Japon askerlerinin ne ikmal alma ne de kaçma şansı vardı.

Bugün yenilenebilir enerji de fosil yakıtlı rekabete karşı tam olarak bu temizlik operasyonunu başlatmak üzere. İlk elenecek olanlar ise nükleer, SMR'ler veya eski kömür santralleri gibi maliyeti en yüksek üreticiler olacak. Nitekim Kaliforniya gibi pazarlarda, yüksek talep dönemlerinde devreye giren gaz santrallerinin yerini artık devasa batarya sistemleri alıyor. Çünkü bataryalar LCOE bazında gaza göre yaklaşık %10 daha ucuz.

Yenilenebilir enerji bu ticari savaşları zamanla daha sık kazanacak. Ancak bu teknolojik dönüşümler bıçakla kesilmiş gibi aniden gerçekleşmez; "temizlik operasyonları" onlarca yıl sürebilir ve eski, hantal teknolojiler yenilerle uzun süre yan yana çalışmaya devam edebilir. Yine de yönümüz bellidir. Eski çiftçilerin dediği gibi: "Evlat, ata değil, traktöre bahis oyna."