Hava sıcaklıklarının düşmesiyle birlikte yatağa çorapla girmek yaygın bir alışkanlık haline gelse de, bu durum vücudun doğal biyolojik ritmini bozuyor. Uzmanlar, uyku sırasında vücut sıcaklığının doğal olarak bir miktar düşmesi gerektiğini, ancak çorap kullanımının bu süreci engellediğini belirtiyor.
KAN DOLAŞIMINI ETKİLİYOR
Çorapla uyumanın en büyük risklerinden biri kan dolaşımı üzerindeki olumsuz etkisidir. Özellikle elastik yapısı sıkı olan çoraplar, uyku esnasında ayak bileklerine baskı uygulayarak sıkıştırma etkisi yaratır. Bu durum kan akışını yavaşlatarak pıhtılaşma riskini ve tıbbi bir acil durum olan tromboz riskini artırabilir. Sağlıklı bir kan dolaşımı için ayakların gece boyunca serbest kalması hayati önem taşıyor.
AŞIRI ISINMA İÇ ORGANLARI ETKİLİYOR
Vücut, uykuya dalarken kendini soğutmaya programlanmıştır. Çoraplar ısıyı hapsederek vücut sıcaklığının yapay bir şekilde artmasına neden olur. Bu aşırı ısınma durumu sadece uyku kalitesini düşürmekle kalmaz, aynı zamanda iç organların çalışma düzenini de olumsuz etkileyebilir. Uzmanlar, rahat bir uykuya dalmak için ayakların battaniyenin altından çıkarılmasının sıcaklığı dengeleyeceğini ve uykuya geçişi hızlandıracağını vurguluyor.
MANTAR VE CİLT ENFEKSİYONLARINA DAVETİYE
Gece boyunca çorap içerisinde kalan ayaklarda terleme ve nem birikimi kaçınılmazdır. Cilt kıvrımlarında biriken bu nem ve sıcaklık, mantar enfeksiyonlarının gelişmesi için ideal bir ortam hazırlar. Ayrıca kalitesiz veya sentetik malzemelerden üretilen çorapların cilde uzun süre temas etmesi, alerjik reaksiyonlara ve ciddi cilt enfeksiyonlarına yol açabilir.
SİNİR SİSTEMİ VE UYKU DÜZENSİZLİĞİ
Ayaklardaki sıkışma hissi sadece fiziksel değil, sinirsel bir gerginliğe de neden olur. Cildi sıkan çoraplar sinir uçları üzerinde sürekli bir uyarı oluşturarak kişinin kendini huzursuz hissetmesine yol açar. Bu durum sinir sistemini etkileyerek uykuya dalma süresini uzatır ve derin uyku evresine geçişi zorlaştırır.
MS HASTALIĞINDA BİLİNEN RİSK FAKTÖRLERİ
Haberin devamında, tıp dünyasının uzun süre "gizemli hastalık" olarak tanımladığı Multipl Skleroz (MS) üzerine yapılan araştırmalara da değinildi. Bilim insanları artık MS riskinin gebelik döneminden başlayarak yetişkinliğe kadar uzanan bir dizi genetik ve çevresel faktörle tetiklendiğini belirtiyor. Hastalığın gelişimindeki sırlar çözüldükçe, yaşam alışkanlıklarının bağışıklık sistemi üzerindeki etkisi daha net anlaşılıyor.