Elektrikli otomobil almayı düşünenlerin en çok merak ettiği konuların başında batarya ömrü geliyor. Bu alandaki son veriler ise araç sahiplerinin şarj tercihleriyle batarya sağlığı arasında doğrudan bir ilişki olduğunu gözler önüne seriyor. Araç takip ve veri analizi şirketi Geotab tarafından yayımlanan araştırma, dünya genelinde 22 bin 700 elektrikli araçtan elde edilen verilerle hazırlandı.
21 farklı modelin incelendiği çalışmada, modern elektrikli araç bataryalarının teorik olarak aracın kullanım ömründen daha uzun süre dayanabilecek şekilde tasarlandığı vurgulandı. Ancak özellikle yüksek güçlü hızlı şarj istasyonlarının artan kullanımı, bu potansiyelin gerçek hayatta karşılık bulmasını zorlaştırıyor.
HIZLI ŞARJ YAYGINLAŞTI, KAPASİTE KAYBI YENİDEN ARTTI
Geotab’ın verilerine göre yıllık ortalama batarya kapasite kaybı 2020 yılında yüzde 2,3 olarak ölçülmüştü. Batarya teknolojilerindeki gelişmeler sayesinde bu oran 2023’te yüzde 1,8’e kadar geriledi. Ancak 2025–2026 dönemini kapsayan son analizlerde kapasite kaybının yeniden yüzde 2,3 seviyesine çıktığı görüldü.
Uzmanlar bu artışın bataryaların kalitesinin düşmesinden değil, 100 kW üzerindeki hızlı şarj ünitelerinin daha sık tercih edilmesinden kaynaklandığını belirtiyor.
SEKİZ YILDA MENZİL 100 KİLOMETREDEN FAZLA DÜŞEBİLİYOR
Bu oranlar, uzun vadede elektrikli araç kullanıcılarını doğrudan etkiliyor. Araştırmaya göre yıllık yüzde 2,3’lük kapasite kaybı, sekiz yılın sonunda bataryanın yaklaşık yüzde 20 oranında yıpranması anlamına geliyor. Bu da ilk alındığında 560 kilometre menzil sunan bir aracın, yıllar içinde yaklaşık 450 kilometre menzile düşmesi demek.
100 kW SINIRI KRİTİK: AŞINMA BU NOKTADAN SONRA HIZLANIYOR
Şarj alışkanlıkları detaylı şekilde incelendiğinde, batarya aşınması üzerindeki fark daha net ortaya çıkıyor. Şarj süresinin büyük bölümünü ev veya iş yeri tipi yavaş (AC) şarjla geçiren araçlarda yıllık kapasite kaybı yüzde 1,5 seviyesinde kalıyor. Bu araçlar sekiz yıl sonunda batarya kapasitelerinin yaklaşık yüzde 88’ini koruyabiliyor.
Buna karşılık 100 kW altındaki DC hızlı şarj istasyonlarını sık kullanan araçlarda yıllık kayıp yüzde 2,2’ye yükseliyor. Sürekli 100 kW üzeri ultra hızlı şarj ünitelerine bağlanan araçlarda ise batarya aşınması yıllık yüzde 3’e kadar çıkıyor. Bu araçların sekiz yıl sonunda kapasiteleri yüzde 76 seviyesine kadar geriliyor.
BATARYA YÜZDE 100’DE BEKLERSE DAHA HIZLI YAŞLANIYOR
Araştırmada bataryanın yüzde 20–80 aralığında tutulması kuralının sanıldığı kadar katı olmadığına da dikkat çekildi. Asıl riskin, bataryanın çok yüksek (yüzde 100’e yakın) veya çok düşük (yüzde 0’a yakın) seviyelerde uzun süre beklemesi olduğu belirtildi.
Verilere göre, bir araç bekleme süresinin yüzde 80’inden fazlasını bu uç seviyelerde geçirirse bataryadaki kimyasal yaşlanma hızlanıyor. Buna karşılık, günlük kullanılan bir aracın yüzde 100 şarj edildikten sonra hemen yola çıkmasının bataryaya ciddi bir zarar vermediği tespit edildi.
SICAK İKLİM VE TİCARİ ARAÇLAR DAHA FAZLA RİSK ALTINDA
İklim koşulları da batarya sağlığı üzerinde önemli bir rol oynuyor. Yılın büyük bölümünü 25 derecenin üzerinde geçiren sıcak bölgelerde kullanılan araçlar, ılıman iklimdeki araçlara kıyasla her yıl ortalama yüzde 0,4 daha fazla kapasite kaybediyor.
Ayrıca panelvan ve hafif ticari araçların, binek otomobillere göre daha hızlı yıprandığı belirlendi. Bu araçlarda yıllık ortalama kapasite kaybı yüzde 2,7’ye ulaşıyor. Uzmanlar, ticari araçların daha sık yüksek güçlü şarj istasyonlarına bağlanmasının bu farkta etkili olduğunu ifade ediyor.
UZMANLARDAN BATARYA ÖMRÜNÜ UZATACAK KRİTİK TAVSİYELER
Uzmanlara göre elektrikli araç bataryasının ömrünü korumanın en etkili yolu, mümkün olduğunca yavaş şarjı tercih etmekten geçiyor. Gece boyunca park halinde kalacak araçlarda ultra hızlı şarj istasyonları yerine AC şarj kullanılması, sekiz yıl sonunda bataryada yüzde 12’ye varan ek kapasite korunmasını sağlayabiliyor.
Bunun yanı sıra aracın aşırı sıcak ortamlarda bırakılmaması, gölgede veya kapalı otoparklarda park edilmesi öneriliyor. Uzun süre kullanılmayacak araçlarda ise bataryanın yüzde 100 ya da yüzde 0 seviyesinde bırakılmaması, ideal bekleme seviyesinin yüzde 50 civarında tutulması gerektiği vurgulanıyor.