İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın (İKSV) en köklü etkinliklerinden biri olan İstanbul Tiyatro     Festivali, 22 Ekim’de başlıyor. Bu yıl 30’uncusu düzenlenen festival Koç Holding Enerji Grubu Şirketleri sponsorluğunda gerçekleşecek… 

Etkinlikte yine Türkiye’den ve dünyadan birçok çarpıcı yapım yer alacak. Henüz program açıklanmasa da ilk sürprizler, tiyatroseverleri hayli heyecanlandıracak…

Sözsüz bir performans: Veda Ritüeli

DenizBank’ın desteğiyle erişilebilirlik ve kapsayıcılığı odağına alan ödüllü topluluk Ad Infinitum da festivalin dikkat çeken sürprizlerinden…

Topluluk, 7-8 Kasım’da Veda Ritüeli’ni izleyiciyle buluşturacak. İşitme engelli oyuncu Ramesh Meyyappan oynadığı ve George Mann’in yönettiği gösteri; sevgi, kayıp, iletişimsizlik ve ebeveynlik üzerine kurulu, tiyatro sanatının üretim biçimlerini yeniden düşündürecek epik ve sözsüz bir solo performans…Baba-oğul ilişkisi üzerinden dil, kimlik ve aidiyet meselelerine odaklanan performans; içsel bir keşfi sahneliyor. 

Festivallerin gözdesi

Festival açılışını; uluslararası sahnenin en çarpıcı yönetmenlerinden Caroline Guiela Nguyen imzalı Lacrima ile yapacak. 2024 yılında Avignon Festivali’ndeki prömiyerinden sonra Odeon Paris, Barbican, Schaubühne, BAM başta olmak üzere dünyanın önde gelen sahneleri ve festivallerinde ayakta alkışlanan yapım, ENKA Vakfı’nın desteğiyle

22-23 Ekim’de sahnelenecek. Latince “gözyaşı” anlamına gelen Lacrima, vitrinlerin ardında kalan dünyayı tüm çıplaklığıyla sahneye taşırken, görünmeyen emeği odağına alıyor.

Nederlands Dans Theater her yıl Avrupa’dan Avustralya’ya uzanan geniş bir coğrafyada yaklaşık 150 bin izleyiciye ulaşıyor.

NDT 2’den dinamik bir repertuvar 

Dünyanın en saygın çağdaş dans toplulukları arasında yer alan Nederlands Dans Theater, uzun bir aradan sonra festival kapsamında yeniden İstanbul’da olacak. Topluluğun taze enerjisini temsil eden NDT 2, üç farklı koreografın elinden çıkan dinamik bir repertuvarla 27-28 Kasım tarihlerinde tiyatroseverlerle buluşacak.

Jirí Kylián’ın 1’ın şiirselliği, Marco Goecke’nin sarsıcı fiziksel dili ve Noé Soulier’nin kavramsal yaklaşımı, izleyiciye çağdaş dansın ulaştığı en rafine noktayı bir gecede deneyimleme fırsatı veriyor.