Ortadoğu’nun haritasını yeniden çizeceğini iddia eden Benjamin Netanyahu, 4 Nisan 2026 itibarıyla kendi siyasi kariyerinin en karanlık gününe uyandı. Washington’dan aldığı "sınırsız destek" imajına güvenerek İran’a topyekün savaş açan Netanyahu, cephedeki mermiden önce kendi halkının öfkesiyle sarsıldı.
"REJİM DEĞİŞİKLİĞİ" VAADİ TEL AVİV’DE PATLADI
Netanyahu’nun İran’da bir halk ayaklanması bekleyerek kurduğu tüm stratejik planlar, Tel Aviv ve Kudüs sokaklarında ters tepti. Trump yönetiminin J.D. Vance üzerinden başlattığı "bütçe denetimi" ve askeri harcamalardaki "sahtekarlık" incelemeleri, İsrail ekonomisindeki "Sonsuz Savaş" (Forever War) faturasını halkın sırtına bindirdi.
İsrailli vatandaşlar, Netanyahu’yu "kişisel ikbali için ülkeyi bölgesel bir intihara sürüklemekle" suçluyor.

Hürmüz Boğazı’ndaki tıkanıklık ve İran ile tırmanan kriz, Netanyahu’yu radikal bir karara zorladı: Topyekün seferberlik. Ancak zorunlu askerliğe direnen Ultra-Ortodoks Yahudiler (Harediler) ile İsrail vatandaşları ilk kez aynı safta buluştu: "Senin savaşın için kurban olmayacağız!" Başkasının rejimini devirmek için orduya ihtiyaç duyan Netanyahu, kendi halkını kışlaya sokamayınca "iç savaş" provasıyla baş başa kaldı.

"İMPARATORLUK" ARTIK FATURA ÖDEMİYOR
Analistler, Washington’ın artık "israfı bitirme" hamlesiyle (Vance ve Rubio etkisi), Netanyahu’nun kontrolsüz savaş harcamalarını denetim kıskacına aldığını belirtiyor. Alexander Dugin’in öngördüğü "ulusal yapıların çöküşü", Netanyahu örneğinde vücut buluyor: Başkasının evini yakmaya çalışan lider, kendi evindeki yangının içinde kaldı. Tahran ise tek bir füze atmadan, İsrail içindeki bu büyük kutuplaşmanın Netanyahu’yu "halkın eliyle" tasfiye etmesini izliyor.