İş dünyasında liderliğin yalnızca bugünün bilançosunu yönetmekten ibaret olmadığını vurgulayan Acar, şirketlerin en büyük tehdidini “operasyonel tünel bakışı” olarak tanımlayarak, liderleri henüz gerçekleşmemiş geleceğin zayıf sinyallerini okumaya davet etti.

Kriz anlarında doğru kararı vermek bir yetenek işidir; ancak kriz gelmeden o senaryoya hazır olmak bir "sistem" işidir. Shell, Brisa Bridgestone ve Migros gibi yapılardaki yöneticilik deneyimini 20 yılı aşkın süredir devam eden danışmanlık çalışmaları ve kendi tasarladığı “Stratejiden Performansa" modeliyle birleştiren Strateji Danışmanı Mehmet Acar; liderleri "Operasyonel Tünel Bakışından kurtulup, yaklaşan değişimin "zayıf sinyallerini" okumaya davet ediyor.

İş dünyasında liderlik, genellikle bugünün bilançosunu yönetmekle eşdeğer görülür. Ancak Strateji Danışmanı ve Onda Consultancy Kurucusu Mehmet Acar’a göre, bir CEO’nun asıl sınavı bugünle değil, henüz gerçekleşmemiş yarınla ilgilidir. Acar, günümüz şirketlerini tehdit eden en büyük tehlikeyi "Operasyonel Tünel Bakışı" olarak tanımlıyor.
Acar, şirketlerin "verimlilik" adı altında düştükleri körlüğü şöyle analiz ediyor:
"Tünel bakışı, bir hedefe aşırı kilitlendiğinizde çevresel görüşünüzü kaybetmenizdir. Şirketler mevcut süreçlerini iyileştirmeye, operasyonel verimliliğe ve maliyet optimizasyonuna o kadar odaklanıyor ki, sektörün dışından gelen asıl tehdidi veya fırsatı göremiyorlar. Stratejik liderlik, günlük operasyonel gürültünün içinden sıyrılıp, 'Şu an görmediğim ama yarın oyunun kurallarını değiştirecek olan şey ne?' sorusunu sorabilme disiplinidir."

Geleceğin belirsizliğine karşı liderlerin genellikle sezgilerine güvendiğini belirten Acar, modern yönetimde bunun yerini analitik bir yaklaşımın alması gerektiğini vurguluyor. Geleceğin gelişini "sismik dalgalara" benzeten Acar, bu süreci şöyle kavramsallaştırıyor:

"Gelecek, bir anda ortaya çıkan kaotik bir durum değildir; kümülatif verilerin yarattığı bir sonuçtur. Büyük değişimlerden önce verilerde anomaliler, yani 'öncü sarsıntılar' başlar. Literatürde buna 'Zayıf Sinyaller' diyoruz. Müşteri davranışındaki marjinal bir değişim veya tedarik zincirindeki milimetrik bir sapma... Öngörüye yatırım yapmayan liderler bunları 'göz ardı edilebilir detay' olarak görürken, stratejik zekaya sahip liderler ve onların yönettiği organizasyonlar bu verileri işleyip birer stratejik içgörüye dönüştürür. Bizim yaptığımız iş bir nevi 'Sinyal Okuma Mühendisliği'dir."
Veriler bize, 'büyük' olmanın artık 'güvende' olmak anlamına gelmediğini söylüyor. Değişimi sadece izleyen değil, onu senaryolaştıran ve hazırlıklı olan yapılar ayakta kalacak." Değişimin önündeki en büyük bariyerin, paradoksal bir şekilde şirketin "geçmiş başarıları" olduğunu belirten Acar; "Kurumsal Atalet" kavramına dikkat çekiyor. "Dün sizi zirveye taşıyan formüller, yarın sizin en büyük engeliniz olabilir" diyen Acar, danışmanlık sürecindeki yaklaşımını şöyle detaylandırıyor:
"Organizasyonlarda sıkça rastladığımız 'Statüko Yanlılığı', yani mevcut iş yapış biçimini koruma refleksi, inovasyonun en büyük düşmanıdır. Şirketler, geçmiş zaferlerinin etkisi ile 'Başarı Tuzağı'na düşerler. Biz bu noktada devreye girerek, o konforlu alanı veriye dayalı senaryolarla sorgulatmayı hedefleriz."

ZİHİNSEL BİR MEYDAN OKUMA: ANTREMAN ARKADAŞI

Liderlerin stratejik körlükten kurtulması için dışarıdan, objektif ve yetkin bir göze ihtiyaç duyduğunu belirten Acar, danışmanlık rolünü "Antrenman Arkadaşı” kavramıyla derinleştiriyor:
"Üst yönetim ekipleri zamanla birbirine benzer düşünmeye başlar ve bir 'yankı odası' oluşur. Liderin ihtiyacı olan şey, kendi fikirlerinin onaylanması değil; tam tersine, o fikirlerin 'sağlamlığının' test edilmesidir. Bir antrenman arkadaşı olarak görevim, lideri zorlu sorularla, farklı gelecek senaryolarıyla ve karşıt görüşlerle zihinsel bir antrenmana tabi tutmaktır. Strateji, masa başında yazılan bir metin değil, bu zihinsel çarpışmalardan doğan bir adaptasyon yeteneğidir."
Alvin Toffler’ın Dediği Gibi... Geleceğin okuryazarlığının artık bir tercih değil zorunluluk olduğunu belirten Mehmet Acar, sözlerini ünlü fütürist Alvin Toffler’ın şu sözüne atıfta bulunarak tamamlıyor: "21. yüzyılın cahilleri okuma yazma bilmeyenler değil; öğrenmeyen, öğrendiğini unutup yeniden öğrenemeyenler olacaktır." Acar’a göre Türk şirketlerinin yeni dönemdeki en büyük sermayesi, binaları veya makineleri değil, işte bu "yeniden öğrenme" kapasiteleri olacaktır.