Reklamsız Sözcü

Ümit Kocasakal CHP Genel Başkanlığına adaylığını açıkladı

Alkışlar ve İzmir Marşı eşliğinde basın toplantısı düzenleyen Ümit Kocasakal "Bu açıklamayı Mustafa Kemal'in bir askeri olarak yapıyorum" dedi ve CHP Genel Başkanlığına aday olduğunu resmen açıkladı. Tam bir saat 5 dakika konuşan ve isim vermeden CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’na da yüklenen Kocasakal “Mustafa Kemal’in askerleriyiz sözünden rahatsız olanlar, üniter yapıyla sorunu olanlar Atatürk’ün partisinde siyaset yapamaz” dedi. Kocasakal, genel başkanı seçimi için de yeni bir öneride bulundu "Hatta Siyasi Partiler Kanunu bakımından bir engel olmamakla, bu seçimin 1 Ocak 2018 tarihi itibariyle kayıtlı tüm üyelerin katılımı ile yapılmasını, hem Türkiye'ye örnek olacağı hem de delegenin üzerindeki bu ağır yükü alacağı inancıyla öneriyorum.”

Yurdagül UYGUN
android-time 10:50 17 Ocak 2018
Alkışlar ve İzmir Marşı eşliğinde basın toplantısı düzenleyen Ümit Kocasakal "Bu açıklamayı Mustafa Kemal'in bir askeri olarak yapıyorum" dedi ve CHP Genel Başkanlığına aday olduğunu resmen açıkladı. Tam bir saat 5 dakika konuşan ve isim vermeden CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’na da yüklenen Kocasakal “Mustafa Kemal’in askerleriyiz sözünden rahatsız olanlar, üniter yapıyla sorunu olanlar Atatürk’ün partisinde siyaset yapamaz” dedi. Kocasakal, genel başkanı seçimi için de yeni bir öneride bulundu "Hatta Siyasi Partiler Kanunu bakımından bir engel olmamakla, bu seçimin 1 Ocak 2018 tarihi itibariyle kayıtlı tüm üyelerin katılımı ile yapılmasını, hem Türkiye'ye örnek olacağı hem de delegenin üzerindeki bu ağır yükü alacağı inancıyla öneriyorum.”

İstanbul Barosu eski Başkanı Ümit Kocasakal, CHP’nin 3,4 Şubat tarihinde yapılacak 36. olağan kurultayında genel başkanlık koltuğuna aday olduğunu resmen açıkladı. Taksim’deki bir otelde basın toplantısı düzenleyen Kocasakal, ‘neden aday olduğunu’ da anlattı.

“OY VERMEYE TIPIŞ TIPIŞ DEĞİL KOŞARAK GİDECEĞİZ”

Sözlerine “Öncelikle yurdun dört bir yanından üşenmeyip buraya gelen tüm gönül dostlarına Atatürk ve cumhuriyet sevdalılarına teşekkür ediyorum”  diye başlayan Kocasakal ” Oy vermeye tıpış tıpış değil koşa koşa heyecanla gidecek, kimliğine, kurucu değerlerine, fabrika ayarlarına geri dönen bir CHP ve bundan sonra da bu sloganı kullanacağım, Kurtuluş kuruluştadır” dedi.

KAFTANCIOĞLU’NA ELEŞTİRİ

İsim vermeden CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’na da yüklenen Kocasakal “Mustafa Kemal’in askerleriyiz sözünden rahatsız olanlar, üniter yapıyla sorunu olanlar Atatürk’ün partisinde siyaset yapamaz.” dedi.

RESMEN AÇIKLADI

Kocasakal “Bu açıklamayı Mustafa Kemal’in bir askeri olarak yapıyorum” dedi ve CHP Genel Başkanlığına aday olduğunu resmen açıkladı. Kocakasal “Ben kendi adıma Ümit Kocasakal olarak değil, milyonlarca Cumhuriyet ve Atatürk sevdalısı adına, partisini özleyenler adına CHP Genel Başkanlığı’na adayım” diye konuştu.

FOTO:SÖZCÜ/ Kocasakal, 'kalpaklı Atatürk' posteri önünde konuştu.

FOTO:SÖZCÜ/ Kocasakal, ‘kalpaklı Atatürk’ posteri önünde konuştu.

TAM 65 DAKİKA KONUŞTU… İŞTE ÜMİT KOCASAKAL’IN ADAYLIK AÇIKLAMASI

“Türkiye Cumhuriyeti, kuruluşundan bu yana yakın geçmişle karşılaştırılmayacak ölçüde, varlığına ve ülke bütünlüğüne yönelik tehditlerle karşı karşıyadır. Ülke içinde ve uluslar arası ilişkilerde milletçe kenetlenmemiz halinde üstesinden gelebileceğimiz sorunlar yumağıyla karşı karşıyayız.

Emperyalizmin, Hasta Adam dediği Osmanlı İmparatorluğu'nun tasfiyesiyle mirasına konma hesabı Mustafa Kemal önderliğindeki Milli Mücadelede ile sonuçsuz kalmıştır. Emperyal güçler, ülkesine ve milli varlığına kast ettikleri Türk Milletinden yedikleri büyük tokadın hukuk belgesi, Türkiye'nin de tapusu olan Lozan’ı hiç bir zaman hazmedememiş, Sevr sevdasından asla vazgeçmemişlerdir.

Günümüzde Hasta Adam tanımı kullanılmasa da bölgemize yönelik sömürgeci projeler güncellenerek sürdürülmektedir.Türk Milletine ve Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı stratejik kuşatma ve saldırının planlayıcıları, ulus devlet ve ulusal bilinç tasfiye edilmeden, halkın ayrıştırılıp hasımlaştırılamayacağını çok iyi bilmektedirler. Bu nedenledir ki milli bilinç ve milli dayanışma duygusunun yerine mezhepler ve alt kimlikler üzerinden düşmanlaştırıcı ve ayrıştırıcı kimlikler inşa edilmek istenmektedir.

Bizlere, “Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkı”, yani “Türk Milleti”, alt kimlikler öne çıkarılarak, siyaset de fikri özünden çıkarılıp kişilere hapsedilerek, ülkenin yaşamsal sorunları bir yana bırakılarak, aynı gemide olunduğu unutularak, yandaşlık ve karşıtlık üzerinden tezahüratlar yapılan karşıtların tribünü, ruhları parçalanmış, birbirinden uzaklaştırılmış insanların ülkesi olmamız dayatılmaktadır.

Ne yazık ki küresel bir planlamanın ürünü, bir yıkım projesi olan Büyük Ortadoğu Projesinin eş başkanlığına soyunan siyasi iktidar da her türlü kutsalı insafsızca sömürerek temiz halkımızı kandırmakla ve Cumhuriyetin taşıyıcı kolonlarını tahrip etmekle meşguldür. Cumhuriyetle ve ülkenin tapusu Lozan’la hesaplaşmaya soyunarak Türkiye Cumhuriyeti'nin bağışıklık sistemini çökerterek, küresel planlamanın taşeronluğunu yapmaktadır.

Nitekim Graham Fuller’in projesi olan “Yeni Türkiye” gerek söylemde gerekse eylemde siyasi iktidar tarafından harfiyen uygulanmaktadır. “Yeni Türkiye” adı altında ülkenin kurumları çökertilmekte, kurallar yok edilmekte, Devletin sinir uçlarıyla, genetiğiyle, kimyasıyla oynanmakta kısaca devlet çökertilmektedir. Bugün gayrı safi milli hasıla düşerken, gayrı ahlaki şahsi hasıla yükselmektedir.

Gelinen noktada bu siyasi iktidar ve siyaset anlayışı, Türkiye Cumhuriyeti için bir beka sorunu haline gelmiştir.

Ben, her şeyini Cumhuriyete, Atatürk’e bu ülkeye borçlu bir insanım. Konumum ve toplumda bana karşı gelişen beklentiler karşısında aşağıdaki saptamaları yapmayı,hiçbir şahsi çıkar gütmeksizin Cumhuriyete, Atatürk’e ve Türk Milletine karşı tarihi bir görev ve sorumluluk olarak görüyorum.

Bu açıklamayı; yaşananlar sebebiyle mutsuz, umutsuz, endişeli milyonlarca Cumhuriyetçi, Atatürkçü ve vatansever yurttaşlarımız adına yapıyorum. Tespitlerimin kolektif bir bilinci ve vicdanı yansıttığına inanıyorum. Bu bir vicdan haykırışı ve isyanıdır. Aynı zamanda bu açıklamayı Mustafa Kemal’in bir “askeri” olarak yapıyor ve bundan onur duyuyorum. Anlaşılan o ki birileri Atatürk’ün “askeri” olmayı anlamıyor veya anlamak istemiyor. Atatürk’ün askeri olmak bir simge, bir metafordur. Bu, onun izinde olmak, ilkelerini benimsemek, onun yolunda yürümek, emir ve talimatları ondan almak anlamına gelmektedir.

Atatürk’ün askeri olmak; emperyalizme karşı olmaktır, yurttaşlar arasında alt kimliklere dayalı hiçbir ayrım yapmaksızın tüm yurttaşları kucaklamaktır, tam bağımsızlıktır, ulusunun çıkarlarını küresel çıkarların üstünde tutmaktır, bu toprakların değerleri ile bezeli olmaktır. Küresel güçlerin, emperyalizmin askerliğini, tetikçiliğini, devşirmeliğini reddetmektir. Milli Mücadelede bu toprakları vatan yapanların erkeğiyle kadınıyla, genciyle yaşlısıyla Mustafa Kemal’in askerleri olduğu unutmamalıdır. Bu askerlik, üniformasız, gönüllü bir askerliktir. Bu nedenle Atatürk’ün askeri olmak şeref ve onurdur. Türlü “etiketlerle” başka odakların “askerliği” ni yapmaktan rahatsızlık duymayan, bunu çeşitli maskelerle örtbas etmek isteyenlerin bunu anlamaları beklenemez.

Türkiye; Cumhuriyetten, Atatürk’ten, onun gösterdiği yoldan ve ilkelerinden, kurucu değerlerden uzaklaştığı, daha doğrusu planlı olarak uzaklaştırıldığı için bu sıkıntılara düşmüştür. Bu sadece son 15 yılın sonucu da değildir. Ama bu iktidar döneminde ivme kazanmış ve son aşamaya gelmiştir.

Ülkenin kısaca özetlediğim bu durumu karşısında Türkiye’nin tek çıkıĢ yolu, Cumhuriyetin kurucu değerlerine, Atatürk’ e geri dönmektir. Türk Milletini yeniden millet olma şuuruna, üretime, kalkınmaya, tam bağımsızlığa, gerçek kardeşliğe geri döndürecek, aynı ideal etrafından birleştirecek yegane çıkış yolu da budur.

Bu tarihsel görevi üstlenmesi gereken parti ise doğal olarak öncelikle Atatürk’ün kurduğu, ilk genel başkanı olduğu ve iki büyük eserimden biri dediği Cumhuriyet Halk Partisi’dir. Ancak ne yazık ki aşağıda açıklayacağım sebeplerle şu anda Partimiz bu görevini yapamayacak hale getirilmiştir.

Bu vesileyle öncelikle Partimizde, Cumhuriyet Halk Partisinde siyasi olmanın da ötesinde ve öncesinde ahlaki bir soruna değinmek istiyorum: Partinin genetiğiyle, genleriyle, kimyasıyla, ruh kökleriyle, ideolojisiyle uyuşmayan kişilerin bir takım söylem ve eylemleriyle partinin tüzel kişiliğine, kimliğine zarar verdiği görülmektedir: Atatürk’e “kefere” diyen, “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” sözünden rahatsız olan,

anlamsız bir “asker-yoldaş” polemiğiyle gerçek düşüncelerini örtbas etmek isteyenler, üniter yapıyla sorunu olanlar, HDP güzellemesi yapanlar Atatürk’ün partisinde siyaset yapamazlar. Bu partide Atatürk’ün resimleri indirilemez. Said-i Nursi ve Seyit Rıza güzellemesi yapılamaz, buna izin verilemez, göz yumulamaz. Yanlış anlaşılmasın kimse Atatürkçü olmak, Cumhuriyet değerlerine sahip olmak zorunda değildir ve elbette ki ifade özgürlüğü kapsamında bu düşüncelerini serbestçe savunup ifade edebilirler, ama bunu Atatürk’ün kurduğu partide yapamazlar, bu ahlaki bir sorundur. Evet, CHP kimsesizlerin partisidir ama kimsesiz ve sahipsiz de değildir.

CHP birilerinin siyasi kariyer hesapları yapacağı, istediği gibi at koşturacağı, her istediğini söyleyebileceği, kişisel şov yeri de değildir. Çünkü CHP sıradan bir parti olmadığı gibi bir fikir kulübü, münazara yeri, dernek, kooperatif de değildir. Bu gibi kişiler gidip başka partilerde elbette siyaset yapabilirler veya parti kurabilirler. Ama CHP ikinci cumhuriyetçilerin, Atatürk ve Cumhuriyetle sorunlu veya kavgalı olanların ileri karakolu veya toplanma yeri değildir, olamaz. Genel Başkanın da bu tür eylem ve söylemlere karşı ciddi bir tepkisini görmüş değiliz. Hiç kimse bu partiyi farklı siyasi ajandası ve başka hesapları için kullanamaz.

Cumhuriyet Halk Partisi’ne oy ve gönül vermiş yahut vermeyi düşünen milyonlarca seçmen bu gelişmelere tepkili ve endişelidir.

Unutanlar veya unutturmak isteyenler için hatırlatmakta yarar vardır: Cumhuriyet Halk Partisi; kökü Rumeli ve Anadolu Müdafi Hukuk Cemiyeti'ne dayanan, Milli Mücadeleyi yürütmüş, devleti ve cumhuriyeti kurmuş, kurucusu ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk olan partidir. Cumhuriyet Halk Partisi öncelikle bir “kütle”, bir “kimlik” partisidir. Her alanda rehberi Atatürk, yönü tam bağımsızlık ve çağdaşlık, pusulası altı oktur. Bu parti halkın partisidir, bu değerlere inananların partisidir.

– Cumhuriyet Halk Partisi; sadece bugünün değil, dünün ve yarının partisidir.

– Cumhuriyet Halk Partisi; bir etnisitenin, mezhebin, bölgenin, belli bir yaşam tarzı olanların değil, Cumhuriyet ve Atatürk’le barışık tüm yurttaşların partisidir.

– Cumhuriyet Halk Partisi; kökü dışarıda değil, Müdafayı Hukuk cemiyetlerine, Milli Mücadeleye, Kuvvayı Milliyeye dayanan yüzde yüz yerli ve milli bir partidir.

– Cumhuriyet Halk Partisi ulusal bütünlüğün, üniter yapının, milli birlik ve beraberliğin, bağımsızlığın, ekonomik kalkınmanın teminatıdır.

– Cumhuriyet Halk Partisi, “sol” veya “sağ” gibi şekli ve dar kalıplara hapsedilemeyecek, bunların üzerinde kendi ilkeleri ile kapsayıcı ve kucaklayıcı bir şemsiyedir, kutuplaşmanın ve emperyalizmin önündeki settir.

– Cumhuriyet Halk Partisi, Çanakkale’dir, Anafartalar’dır, Conkbayırı’dır, İnönü’dür, Sakarya ve Dumlupınar’dır, Lozan’dır.

-Cumhuriyet Halk Partisi’nin menzili çağdaş uygarlıktır, ayrım gözetmeksizin herkes için hak ve özgürlüktür, kucaklaşmadır. Pusulası hukuk devleti ve demokrasidir.

– Cumhuriyet Halk Partisi, anti emperyalisttir, tam bağımsızlıktan yanadır, halkçıdır, kamucudur, planlamacıdır, üretimden yanadır.

– Atatürk ve altı ok, emperyalizme karşı bir milli savunma sistemidir, devletin bağışıklık sistemidir. Üstelik başarısı kanıtlanmıştır. Başka rehber aramaya da gerek yoktur.

– Cumhuriyet Halk Partisi evrensel değerleri reddetmeyecek şekilde millidir, millicidir. Küreselci değil ulusalcıdır. Ulusalcılık; bir takım etnikçilerin veya küreselcilerin iddia ettiği gibi ırkçılık veya kafatasçılık olmayıp, kendi ulusunun (ki bu ulus içinde tüm alt kimlikler mevcuttur, Atatürk’ün ifadesiyle Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkıdır) çıkarlarını, başka ulusların ve küresel çıkarların üzerinde tutmaktır, yani ulusalcılık anti emperyalizmdir, vatanseverliktir, küresel güçlerin hizmetinde olmamaktır, millici olmak, bu ülkenin değerleri ile bezeli olmaktır, tam bağımsızlıktır, Bunun neresinde ırkçılık, kafatasçılık vardır ? Ulusalcılığın karşıtı küreselciliktir ve asıl sorgulanması gereken de budur. Asıl ırkçı ve kafatasçı olanlar, ortak aidiyet duygusunun temeli, birliğin harcı olan yurttaşlık bilincini etnikçilik ve mezhepçilik başta olmak üzere alt kimlik politikalarıyla zehirleyip ayrılık tohumları ekenlerdir. Bunun hasadını ise emperyalizm toplamaktadır.

– Cumhuriyet Halk Partisi evrensel değerlere sırtını dönmez, ama emperyalizme, küresel odaklara da yaslanmaz ve boyun eğmez.

– Din ve vicdan özgürlüğü ile onun uzantısı olan ibadet özgürlüğünü bu ülkeye getiren ve onun güvencesi olan CHP’dir. Dine en saygılı parti de CHP’dir; çünkü CHP dini siyasete, ticarete alet edip istismar etmez, din ve camiler üzerinden toplumu bölmez.

– Cumhuriyet Halk Partisi ulu bir çınardır, yurttaşlar ve ülke dara düştüğünde gidilecek baba ocağıdır,

İşte Cumhuriyet Halk Partisi bu gerçek kimliğine, özüne yabancılaştırılmış, gerçek menzilinden, rotasından saptırılmıştır. Partiye genetik kodlarına aykırı yabancı “virüs” ve yazılım yüklenmiş, genetiğiyle oynanmış, gelenekleri bir kenara itilmiştir. Cumhuriyet Halk Partisini Cumhuriyet Halk Partisi yapan ilkeleri, türlü maskelemelerle yok sayılıp aşındırılmaktadır. Parti fiziki ve zihinsel bir işgal altındadır. Partinin yapısına, kimliğine aykırı eylem ve söylemlerle partinin tüzel kişiliği zarar görmekte, her fırsatta Cumhuriyet Halk Partisi’ne saldırmak için fırsat kollayanlara adeta çanak tutulmakta, zemin hazırlanmaktadır. Cumhuriyet Halk Partisi’nin Türkiye’ye karşı ciddi bir saldırı içinde olan emperyalizme açık bir şekilde söyleyeceği sözü olmalıdır, ancak bu duyulmamaktadır.

Yurttaşlık, parti ilkelerine bağlılık, emek ve liyakatin yerini alt kimliklere dayalı aidiyetler almıştır.Bunlara dayanmayan, bu aidiyetlerini öne çıkarmayan kişiler partide bir yere gelmekte zorlanmamaktadır. Bu tüm yurttaşlar için haksızlıktır. Bu tür aidiyetler yurttaşlar için bir avantaj veya dezavantaj olamaz, olmamalıdır. Bu durum kırgınlıklara, küskünlüklere daha vahimi kamplaşmalara hatta yumruklaşmalara yol açmakta, emek, liyakat parti ilkelerine bağlılık anlamını yitirmektedir. Partiyi bir kurt gibi kemiren bu hastalık, ideolojisizlikten, kimlik kaybından, gündelik siyasetin rüzgarında savrulmaktan, yön duygusunun yitirilmesinden, partinin program ve ilkelerine uyulmamasından kaynaklanmaktadır. Ne yazık ki bu da başta sayın genel başkan olmak üzere Parti ilkelerine ve genetiğine aykırı siyaset ve yönetim anlayışından ileri gelmektedir.

Takımdaşlık, yoldaşlık duygusu ile bir bayrak yarışı olması gereken parti içi mücadele, bir “engelli koşu” ya, farklı “takım” ların tribünleri ile birlikte kimsenin kazanamayacağı ama partinin ve ülkenin kaybedeceği bir müsabakaya dönüşmüştür! Bu nedenlerden ötürü bir çok güzel insanın çaba ve enerjisi boşa gitmekte, heba olmakta, gerçek partililer ve Cumhuriyet sevdalıları partiden uzaklaşmaktadır.

Oysa Türkiye’nin ağır sorunları bulunmaktadır. Kendi içinde kavgalar ve savrulmalar olan, ideolojik bir netlik içinde olmayan, kimliğini ve yön duygusunu yitirmiş bir Cumhuriyet Halk Partisi seçenek oluşturması, sıkıştığı %20-25 sınırını aşması ve iktidar olması ne yazık ki çok mümkün gözükmemektedir. Bunlar acı gerçeklerdir.

Bu partide kimse gerek ahlaken gerek siyaseten partinin kurucu değerlerini yok sayıp zedeleyemez, kimliğini, ilkelerini, altı oku, Atatürk’ü tartışamaz.

Kökleri Müdafı Hukuk cemiyetlerine dayanan, Atatürk’ün kurduğu, programını ve ilkelerini, yönünü belirlediği bir partiye “yeni” nitelemesini yapmak konum ve sıfatı ne olursa olsun hiç kimsenin hakkı ve haddi değildir.

Kimse Cumhuriyeti kuran bu köklü partinin üzerinde olamayacağı gibi Cumhuriyet Halk Partisi birilerinin istediği gibi “at koşturabileceği”, dilediğini yapabileceği bir parti de değildir. Cumhuriyet Halk Partisi sağlam bir ideolojisi olan bir kütle ve fikir partisidir. Kuruluşundan gelen ve altı ok ile ifade edilen bu kütle, tüm toplumu (kitleyi) kucaklayabilecek bir fikirdir. Cumhuriyet Halk Partisi elbette ki tüm toplumu kucaklayacaktır. Ama bu kimliğinden, ilkelerinden ödün vererek, uzaklaşarak olmaz, olamaz.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin içinde bulunduğu durum sadece delegelerin, milletvekillerinin sorunu değil, tüm üyelerinin, seçmenin hatta tüm yurttaşların sorunudur. Çünkü Cumhuriyet Halk Partisi devletin, onun ülkesiyle bölünmez bütünlüğünün, iç huzur ve barışın, demokratik rejimin sigortasıdır, ülkenin yön duygusu ve pusulasıdır, ülkenin zor durumlarında yurttaşların gideceği baba ocağıdır. Partimiz, hiç bir ayrım gözetmeksizin cumhuriyete bağlı tüm yurttaşlara, özellikle gençlere ve kadınlara kapılarını sonuna kadar açmalı, onların önünü tıkamamalıdır.

Cumhuriyet Halk Partisi, küresel odaklarla veya onun ülkedeki uzantılarıyla, ikinci Cumhuriyetçilerle, ülkenin bölünmez bütünlüğü ve üniter yapıyla sorunu olanlarla, emperyalizmin işbirlikçileriyle, alt kimlikçilik yapanlarla hiç bir surette (iktidara gelmek adına dahi) ittifak yapamaz, bir araya gelemez. Çünkü bu kendini inkar, imha ve intihar olur. Cumhuriyet Halk Partisi kendi kimliğini, özünü, ilkelerini, genetik yapısını muhafaza ederek halkla ve fikirle ittifak yapar. Bunu yaparken de hiç bir yurttaşını etkin köken, bölge, dini inanç, mezhep, kılık-kıyafet yahut sair ayrımlarla farklı görmez, bunların altını çizmez. Cumhuriyet Halk Partisi tüm yurttaşlarını yurttaşlık bilinciyle kucaklar: Tek tek alt kimlikler için değil, herkes için hak ve özgürlük ister. Millet olmak aynı etnik kökenden, mezhepten, nesepten, soydan gelmek demek değil, aynı yoldan gelmek, aynı coğrafyayı, aynı kaderi, aynı kederi, aynı geçmişi ve geleceği, aynı türküleri, aynı kültürü,aynı aidiyet hissini paylaşmak demektir.

Şu önemli gerçeğin de altını çizmekte yarar görmekteyim: Genel olarak siyaset, olması gereken fikri özünden, kalıbından çıkarılarak fazlasıyla kişiselleştirilmiş, kutuplaştırılmış durumdadır. Oysa kimse kimsenin düşmanı değildir, olmamalıdır. Gerektiğinde en sert biçimde, ancak belirli bir üslubu koruyarak karşı olunması, mücadele edilmesi gereken “kişi” veya “kişiler” değil, onların temsil ettiği fikirler ya da fikirsizlikler, bu kapsamdaki eylem ve söylemleridir. Bu bir kişisel husumet, çekişme veya düşmanlık değil, fikir mücadelesi olmalıdır. Elbette ki konumu ve sıfatı ne olursa olsun işlenen suçların hesabının bağımsız yargıda ve adil bir yargılamayla er veya geç sorulacağı da tabiidir. Oysa bugün siyasette fikri mücadele bir yana bırakılmış, tamamen kişiler ve oluşturulmak istenen algılar üzerinden gündelik polemiklere ve ikilemlere sıkıştırılmıştır. Bilinçli olarak gerçekleştirilen bu dizayn, iktidara yaramaktadır.

Bugün iktidarda olan Adalet Ve Kalkınma Partisi, sadece “karşıtlıkla”, sadece söylem “sertliği” ile, gündelik polemiklerle değil, kimlik ve sağlam bir fikirden güç alan “fikri sertlikle”; sadece yanlışın gösterilmesi ile değil, doğrunun ve çözümün de gösterilmesiyle yıkılır. Şu halde bu iktidarla sadece karşıtlık üzerinden, kimliksiz gündelik politikalarla, hamasetle başa çıkma şansı yoktur. Çünkü mevcut iktidar tüm bunları en iyi yapan, hiç bir kutsalı sömürmekten çekinmeyen, gerginlikten, kutuplaşmadan, karşıtlıklardan beslen bir yapıdır. Cumhuriyet Halk Partisi sadece AKP veya Erdoğan karşıtlığı ile, tutarsızlık içindeki günlük tepkiler veya “söz düellosu” ile AKP’ye veya genel olarak sağa oy veren seçmenden oy alamaz. Çünkü bu seçmenin iki yönlü bir refleksi bulunmaktadır. İktidardan memnun olmaması bir arayışa yol açabilmekteyse de, oy vereceği partinin ülkenin sinir uçlarıyla ilgili (örneğin üniter yapı, milli değerlere bakışı) tavrı oy vermesinde etkili olmaktadır. Bu açıdan Cumhuriyet Halk Partisi’nin, şimdi itilmeye çalışıldığı, ülkenin üniter yapısı ile sorunlu HDP gibi bir yapıyla yakın çizgide olması, yan yana durması siyasi intihardır.

Kaldı ki öte yandan böyle bir duruş, kendi geleneksel, yani Cumhuriyetçi-Atatürkçü tabanından oy almasına da yetmemekte, ciddi oy kayma riski ile karşı karşıya kalınmaktadır. Cumhuriyet Halk Partisi, kendi kimliği ve kendisini var eden değerlerle tüm yurttaşların oyuna talip olmalıdır.

Bu çerçevede öncelikle AKP’nin halkı ezen vahşi liberal politikalarına, sözde serbest piyasa, gerçekte “serbest sömürü” ekonomisine açıkça karşı çıkmalıdır. Üretimi, planlamayı, emeğe saygıyı, hakça bölüşmeyi, tarım ve hayvancılıkta derhal büyük bir atılım yapılması gerekliliğini içeren kamucu/halkçı politikaları çekinmeden savunmalıdır. Esas olan ülkenin sorunlarına somut program ve önerilerle çözüm bulmaktır. Siyasetin ve iktidar olmanın da ana gayesi budur.

Tüm bu nedenlerle bir küresel projenin ürünü olan AKP, gündelik söylem ve politikalarla, genel geçer sözlerle yahut sadece sözlerdeki sertlikle yıkılmaz, aksine güçlenir. AKP, kimlikle, tutarlı ve inandırıcı, ilkeli, milli politikalarla ve çözüm önerileriyle yıkılır. Halka ulaşarak, halkı ikna ederek yıkılır. Dünyada bu açıdan belki de en kimlikli parti Cumhuriyet Halk Partisi'dir. Çünkü Cumhuriyet Halk Partisi öncelikle bir kütle ve kimlik partisidir. O kütlenin dokunulmaz çekirdeği Atatürk ve altı oktur.

Eklemek gerekir ki hiç bir siyasi amaç veya çıkar, ülkenin çıkarlarından, milli menfaatlerden üstte olamaz. İktidar olmak bu temel amacın bir aşaması ve parçasıdır. Ancak muhalefetteyken de bu temel amaçtan sapılamaz.

Cumhuriyet Halk Partisi, ülkenin, devletin birliği, bütünlüğü, dirliği, refahı, bağımsızlığı, halkın iyi yaşaması için vardır.

Siyasi parti için esas olan karşıtlık değil, kendi kimliği ve ilkeleri ışığında ülkenin sorunlarına çözüm önermek, bunların arkasında durmak, bu çözümleri birbiriyle tutarlı ve ilintili şekilde topluma sunmaktır. Parti, kimliğinden, dolayısıyla bu temel amacından uzaklaştırılmış, sadece bir “karşıtlık” partisi haline getirilmiştir. Belirttiğim üzere bu şekilde partimizin iktidar veya seçim kazanma şansı yok denecek kadar düşüktür. Oysa Türkiye’nin Cumhuriyet Halk Partisi’nin kuruluşundaki fikirlere ve programa şiddetle ihtiyacı vardır. Türkiye’nin ulusal birliğini, hukuk devletini, demokrasisini yeniden tesis etmeye,sanayileşmeye, ekonomik büyümeye, istihdam yaratmaya, büyük bir tarım ve hayvancılık hamlesine, üretime ve planlamaya dayalı kamucu/halkçı politikalara geri dönmeye, köy enstitülerinin yeniden ve daha iyi bir biçimde açılması da dahil ciddi bir eğitim seferberliğine ihtiyacı vardır.

Sonuç olarak 36. kurultay bir şahlanış, bir umut, bir diriliş kurultayı olmalıdır. Uyuyan güç uyanmalı, efsane geri dönmelidir. Bu kurultay bölünmüş, gündelik siyasi kavgalardan, gerilimden bıkmış, sorunlara kalıcı ve kucaklayıcı çözüm arayan halkımıza bir çare, bir ses, bir nefes, bir ümit olmalıdır. Ancak bu şahıs olarak birilerinin gidip, birilerinin gelmesi meselesi değil, partinin yitirdiği hafızasını ve kimliğini geri kazanması meselesidir. Burada gereken fikirsel bir değişimdir, partinin özüne, kimliğine, kurucu ilkelerine, kamucu/halkçı yapısına geri dönmesi, yani halka geri dönmesidir. Türkiye’nin gerçek Cumhuriyet Halk Partisi zihniyetine ihtiyacı vardır ve bu görev ertelenemez. Cumhuriyet Halk Partisi, iktidarın bunca yanlışlığına karşı ortaya çıkan büyük tepki ve sıkışmışlığa rağmen %20-25 bandına çakılıp kalacak bir parti değildir. Cumhuriyet Halk Partisi özünde var olan kimliği ve bu kimliğin yansıması olan sağlam, tutarlı politikalarıyla, eylem ve söylemleriyle halka güven, umut, inanç vermelidir.

Bunun için de denenmiş, sekiz kez seçim kaybetmiş, başarısız olmuş, seçenek oluşturamamış, partinin %25’lere sıkışmış oyunu artıramamış; eylem ve söylemleriyle partinin toplumsal algısına, kimliğine zarar veren mevcut zihniyetin ve temsilcilerinin değişmesi gerekmektedir.

Özüne, gerçek kimliğine dönecek bir Cumhuriyet Halk Partisi tüm toplumu kucaklayıp büyük bir umut olacağı gibi, siyasetin doğal mecrasına oturmasını da sağlayacaktır. Cumhuriyet Halk Partisi kurucu değerlerine ve ilkelerine geri döndüğünde tüm küresel operasyonlara, emperyalist saldırı ve kuşatmalara, yerli işbirlikçilere karşı sağlam ve geçilmez bir milli direniş mevzisi olacak ve yeni bir milli mücadele başlayacaktır. Hedef yarım kalan aydınlanma devrimini tamamlamak, çöken devlet kurumlarını ve kurallarını yeniden tesis etmek, imar rantına kelepçelenen Türkiye'nin üretime, sanayiye ve tarıma dayalı büyümesini gerçekleştirerek yurttaşları huzura, refaha ulaştırmak olacaktır.

Kurtuluş kuruluştadır, Atatürk’tedir. Kurtuluş, kurucu partinin özüne, gerçek kimliğine, fabrika ayarlarına, geri dönmesindedir. Türkiye’nin kuruluştaki birlikteliğe, farklılıklarını reddetmeyen ancak gereksizce öne çıkarıp kutuplaştırmayan, asıl zenginliğin bu farklılıkların ortak bir aidiyet duygusu içinde kaynaştırarak yurttaşlık duygusu ile birbirine bağlı millet olma bilincini yeniden kazanmaya, o ruha, heyecana, üretime, kalkınmaya ihtiyacı vardır. Borçsuz, üreten, bunu hakça bölüşen, barış, huzur, sükunet ve hukuk güvenliği içinde yaşayan bir Türkiye…

Cumhuriyet Halk Partisi’nin hikmeti kendinden menkul, yabancı veya “yerli” akıl hocalarına ihtiyacı olmayıp, kurucusunun, Ulu Önder’in söylevleri ve eylemleri ile gösterdiği yol ve bunların özeti olan altı ok yeter. Elbette bu, esasen Cumhuriyeti ve Atatürk’ü zerre kadar anlayamamış siyasi iktidarların geçmişteki hatalarını tekrarlamamayı da içermektedir.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin dış planlamaya dayalı bir yıkım ekibinin tahribatını gidermek, enkazı toparlayıp demokratik, laik, sosyal hukuk devletini yeniden yapılandırmak, çağdaş bir demokratik düzen içinde huzuru tesis etme görevi vardır. Bu ise her türlü alt kimlik politikalarının ve fikre dayanmayan karşıtlıkların, düşmanlıkların reddi ile olur. Bu çerçevede Cumhuriyet Halk Partisi ‘nin hak ve özgürlükleri bu anlayışla, hiç bir ayrım gözetmeksizin tüm yurttaşlara yaymak, herkesin hukuk güvenliği ve refah içinde yaşamasını temin görevi vardır. Kindar değil sevgi ve saygı dolu, insana, çevreye, doğaya saygılı nesiller yetiştirme görevi vardır. Bunun için de iktidar olma mecburiyeti vardır.

Toplum artık ağırlıklı olarak siyasi iktidardan kaynaklanan; fikre dayanmayan kişisel kavgalardan, rejim kaygılarından, kutuplaşma ve gerginlikten, kindarlıktan, düşmanlıktan, ayrıştırılmaktan bıkmış ve bunalmıştır. Çözüm ve ciddi bir seçenek, herkesi kucaklayabilecek ortak bir ses ve anlayış beklemektedir. Emperyalizmin oyunlarıyla halkımız birbirine düşürülüp enerjisini birbirine yöneltirken ülke kaosa, karanlığa, açlığa gitmektedir.

Meselem Sayın Kemal Kılıçdaroğlu yahut herhangi birisinin kişiliği ile ilgili değildir. Meselem kişisel de değildir. Kendisi insan olarak, çok iyi bir insan olabilir. Ama Cumhuriyet Halk Partisi bir siyasi partidir. Bu partinin programı vardır, ilkeleri, genetiği, gelenekleri vardır. Kimse bunun üstüne çıkamaz. Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidar olma görevi ve zorunluluğu vardır. defalarca denenmiş ve başarılı olunamamıştır. Bunun da siyasi bir bedeli vardır, olmalıdır.

Bir muhalefet açısından bunca yıkım varken, sadece karşıtlıkla ve halkın iktidara karşı doğal tepkisi ile yetinmek hiç bir sıçrama yapamamak nasıl izah edilecektir ? Sekiz kez seçim kaybetmiş bir anlayışın, 2019’daki hayati seçimi kazanacağının garantisi nedir? Bunun ışığı gözükmekte midir? Türkiye’nin yeni bir deneme ve yanılmaya tahammülü yoktur. Daha henüz Ekmeleddin İhsanoğlu faciasının, Referandumda halkın oylarına sahip çıkılamaması ve o gece gerekenin yapılmamış olmasının faturası masada durmaktadır. Üstelik gelinen noktada kişiler üzerinden gelişen siyaset ve haklı ya da haksız oluşan toplumsal algı artık partiye zarar vermektedir.

Tüm bu nedenlerle ben kendi adıma, Ümit Kocasakal olarak Ģahsen değil ama milyonlarca Cumhuriyet ve Atatürk sevdalısı adına, bu partinin gerçek tabanı ve sahipleri adına, partisini özleyenler ve seçenek arayanlar adına, onlara vekaleten Cumhuriyet Halk Partisi Genel BaĢkanlığı’na adayım. Kişi değil, fikir adayıyım. Bu zor dönemde, ülkenin bunaldığı, siyasetin sıkıştığı, toplumun bir alternatif göremediği bir ortamda Cumhuriyet Halk Partisi’nin başına manen, manevi ve fikri olarak yeniden Mustafa Kemal Atatürk’ün genel başkan olmasını sağlamak, onun görüşlerini hayata geçirmek adına adayım.Tespitlerim, mücadelem, taleplerim kişiye göre yahut kişisel değildir, fikridir. Dolayısıyla adaylık da kiĢi değil, fikir adaylığı, Cumhuriyet değerlerinin, Atatürk’e, kuruluĢ ruhuna dönmenin, yeni bir milli mücadelenin adaylığıdır.

“GEREKEN DELEGE SAYISINA ULAŞIP ULAŞAMAYACAĞIMI BİLMİYORUM”

Ben tarihsel görevimin kendimce en önemli kısmını, cumhuriyete gönül vermiş çok sayıda yurttaşımın benden beklentilerini yerine getiriyorum ve müsterihim. Bundan sonrası ise sadece bana bağlı olmayıp; delegelerimizin, tüm üyelerden oluşan örgütümüzün, tabanın, seçmenin, toplumun halkın alacağı tutuma, göstereceği tavra bağlıdır. Hayal kurmuyorum. Siyasi Partiler Kanundan hareketle genel olarak siyasi partilerin, buna bağlı olarak da Partimizin yapısını bilmekteyim. Aday olabilmek için gereken delege sayısına ulaşıp ulaşamayacağımı da bilmiyorum. Bilinsin ki şahsi bir amaç ve koltuk peşinde olmadığım için bunun pazarlığında ve hesabında da değilim. Benimkisi bir fikir ve vicdan haykırışı ve isyanıdır. Partimizin sahipsiz olmadığını gösterme arayışıdır. Elbette yeterli delege destek verirse ben de Kurultay’da demokratik hakkımı kullanarak Partimizle ve Türkiye’yle ilgili düşüncelerimi dile getirebilme fırsatı bulurum.

GENEL BAŞKAN SEÇİMİ İÇİN YENİ ÖNERİ: TÜM ÜYELER OY KULLANSIN

Dediğim gibi bu benim şahsi meselem olmayıp herkesin sorumluluk alması halinde devamı gelebilir. Ama ben delegenin de bu gidişe sessiz kalmayacağını, tabanın ve toplumun sesine kulak vereceğini, tarihsel sorumluluğunu yerine getireceğini umuyor, buna inanıyorum. Hatta Siyasi Partiler Kanunu bakımından bir engel olmamakla, bu seçimin 1 Ocak 2018 tarihi itibariyle kayıtlı tüm üyelerin katılımı ile yapılmasını, hem Türkiye’ye örnek olacağı hem de delegenin üzerindeki bu ağır yükü alacağı inancıyla öneriyorum.

Benim yitireceğim şahsi bir şeyim yok. Kaldı ki hiç bir şahsi kayıp vatanın ve Cumhuriyetin kaybedilmesinden daha ağır olamaz. Eğer bu değerlendirmelerime iştirak edilmiyorsa ve her şeyin yolunda olduğu, bu yapısıyla Partimizin iktidar olacağı (ki bunu yürekten isterim) düşünülüyorsa buna da saygı duyarım. Ancak bilinmelidir ki bu yolda birilerinin kazanıp birilerinin kaybetmesi yoktur. Herkesin kazanacağı veya herkesin kaybedeceği bir süreçle karşı karşıyayız.

Zamanı değil diyenler var. Peki o zaman ne zaman? Kazanamazsın diyenler var, kazanmaktan ne anladığınıza bağlı. Her durumda ben başaramasam bile belki benden sonrakilerin başarabilmesinin yolunu açmış olur veya buna bir nebze de olsa katkı sağlamış olurum. Birilerinin ileri sürdüğü gibi bir “risk” aldığımı da düşünmüyorum. Çünkü vatan için göze alınan her bedel, insanın ülkesi için alacağı her şey “risk” değil görevdir. Yine birilerinin iddia ettiği gibi siyasi bir “yatırım” da yapmıyorum. Ben yatırımcı, iş adamı veya “brooker” olmadığım gibi, mükemmel bir eşe, mükemmel çocuklara, öğrencilere, dostlara, pek çok insanın karşılıksız sevgi ve saygısına sahip bir kişi olarak zaten kendimi dünyanın en zengin insanı olarak görüyorum. Bireysel yaşamından son derece memnun ve mutlu bir kişi olarak da böyle bir “yatırım” ihtiyacı içinde değilim. Benim bütün derdim ülkemdir. Siyaseti ülkeye hizmet olarak değil, şahsi zenginleşme ve mevki edinme yeri olarak görenlerin bunu anlayamaması ve her şeye “yatırım” gözüyle bakmasını da yadırgamıyorum.

Şimdi şahsıma nerelerden hangi tür saldırıların geleceğini, sosyal medya trolleri ve tetikçilerinin hareket geçirilmesiyle nasıl topyekun saldırıya geçileceğini, türlü hakaretlerin, asılsız iftira ve ithamların yöneltileceğini çok iyi biliyorum. Bu kişileri yurttaşlarımın ve varsa kendi vicdanlarına havale ediyorum. Partinin ve ülkenin menfaatleri için her türlü bedeli ödemeye de hazırım. Ne yazık ki bana saldırarak bu gerçeklerin üzerini örtmek mümkün değildir. Herkes eteğindeki taşı döksün, bu maskeli balo artık bitsin. Keşke bana saldırarak sorunlar hallolsa. Testi kırıldıktan sonra yol gösteren çok olur. Önemli olan bunu testi kırılmadan yapmaktır.

Yine biliyorum ki bana yapılacak saldırılarda “Gün ayrışma günü değil, birlik zamanı”, “partiyi bölüyorsun” gibi sözler sarf edilecek. Ancak Cumhuriyet Halk Partisi’nin özüne dönmesinin önünü tıkayan, başarısızlığa kılıf hazırlayan, demokratik bir mücadele ve dönüşümü engelleyen ve bu açıdan “susturucu” gibi kullanılan bu sözlerin artık geçerliliği de yoktur, gerçekliği de. Birlik ilkelerde ve düşüncede olur. Birlik olmak, partinin ilkelerini, tüzel kişiliğini zedeleyen, programını çiğneyen eylem ve söylemlere, gitgide erimesine göz yummak değildir.

Ben her şeyimi bu ülkeye, Cumhuriyete borçluyum. Bu nedenle herkesin çok iyi bildiği ama çeşitli sebeplerle yüksek sesle söyleyemediği hususları dile getirmeyi partime, ülkeme, milletime ve her şeyimizi borçlu olduğumuz Ulu Önder Atatürk’e ve silah arkadaşlarına, şehitlerimize karşı bir görev saymaktayım. Sonuçları ile de yüzleşmeye ve katlanmaya hazırım. Çünkü başka Türkiye yok.

Ben esasen Cumhuriyet Halk Partisi’nin vatansever, anti emperyalist, Cumhuriyetçi gerçek tabanına, delegesine, seçmenine, halka sesleniyorum: Lütfen ayağa kalkınız, partinize ve ülkenize sahip çıkınız. Lütfen hepiniz birer Mustafa Kemal olunuz. Bu tespitlerime katılıyorsanız lütfen kendi takdir edeceğiniz yollarla altına imzanızı atınız, gereğini yapınız. Yapınız ki yeni bir Kuvvayı Milliye hareketi başlasın. Sessiz ve tepkisiz kalmayın, kaderinize boyun eğmeyin, geleceğinizi siz yaratın. Çocuklarımıza güzel bir Türkiye bırakalım.

ADAY OLMAK İÇİN 10 DELEGEDEN BİRİSİNİN DESTEĞİNİ ALMAK ŞART

CHP tüzüğüne göre başkanlık yarışına girmek isteyenlerin, toplam delegenin yüzde 10’unun imzasıyla yani 120’den fazla delegenin desteğiyle başvurusu gerekiyor.

İLGİLİ HABERÜmit Kocasakal kimdir? İşte Kocasakal hakkında tüm detaylar...Ümit Kocasakal kimdir? İşte Kocasakal hakkında tüm detaylar...
Son güncelleme: android-time 09:0719.01.2018
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp more