Reklamsız Sözcü

Seyahatin mizah hali: Çok Gezenti

Gezdirirken güldüren, güldürürken düşündüren, yılların mizah yazarı Burak Akkul ve güzel eşi Seda Akkul'la Çok Gezenti'yi konuştuk
Eser AKGÜL
10:028 Eylül 2016
Seyahatin mizah hali: Çok Gezenti
Gezdirirken güldüren, güldürürken düşündüren, yılların mizah yazarı Burak Akkul ve güzel eşi Seda Akkul'la Çok Gezenti'yi konuştuk

Evet, hepimizin kıskandığı çift; Burak ve Seda Akkul… “Ne güzel, hem geziyorlar hem de üzerine para alıyorlar” desek de işin aslı o değil. Ama yine de keyifle yaptıkları bu işi, yılların verdiği deneyimle birleştirip eğlenceli bir program sunuyorlar izleyicilere. Çünkü Burak Akkul, birkaç yıldır ekran önünde olsa da aslında en sevdiğiniz şovların metin yazarı olan bir mizahçı… Komikaze’nin isim babası, Çılgın Bediş’in birkaç sezonluk yazarı, bir zamanların siyasi mizah şovu olan Pilastip Show’un, Beyaz’ın, Okan Bayülgen’in, Cem Özer’in, Metin Uca’nın, Mesut Yar’ın sunduğu şovların metin yazarı… 20 yıldan fazladır daha nice işlere imzasını atmış olan Burak Akkul, televizyonculuk deneyimini hobisi olan seyahat etmekle birleştirip bu programı sizlere sunuyor.

Çok Gezenti programının, planlayıcısı, sunucusu ve hazırlayıcısı Burak Akkul, kameramanlığını yapan seyahat ve hayat arkadaşı Seda Akkul ile birlikte, programla ilgili merak edilenleri sozcu.com.tr okuyucuları için cevapladı ve sevenlerine o müjdeyi verdi: Program bu sene de tam gaz devam edecek.

seda-burak-akkul

Nasıl gidiyor Çok Gezenti?

Burak Akkul: Bizi her kesimden insan izliyor. Sevecenlik ve insancıllık alt metinleriyle çok istediğimiz ve benim hayalim olan büyük bir kitleye ulaştık. Sosyal medyadan da çok güzel tepkiler ve mesajlar alıyoruz. Gelen mesajlara cevap yazmaya çalışıyorum elimden geldiğince. O yüzden ortak gezmeli, çok keyifli bir hal aldı benim için bu program.

AAA BUNU BURAK AKKUL MU YAZMIŞ!

Burak Akkul’un aslında hepimizin çok iyi bildiği programlarda, hepimizin mutlaka en az birini izlediği şovlarda imzası var. Biraz bunlardan bahsedelim mi?

Burak Akkul: Komikaze’den başlıyor macera… Sonrasında Plastip Show var. Türkiye’nin 90’lardaki ilk kukla siyasi mizahı buşov. Burak Akkul bir mizah yazarı aslında. Ben ihtilallerin etkilerinden pop müziğin yükselişine kadar çok renkli bir Türkiye’de büyüdüm. Hem Kırklareli’de, yani küçük bir şehirde, hem de İstanbul’da yatılı geçirdim o dönemlerimi. O yüzden o sentez kombinasyon çok iyi gelişti bende. Hem klasikleri okudum hem de magazin eklerini… Arkadaşlarım sadece Sefiller’i okurken, ben bütün hafta sonu eklerini, seyahat ve moda eklerini de okurdum. Benim için yazarlık bir konuda derinlemesine bilgi sahibi olmak değil, bir çok konudan bahsedebilecek bilgi ve birikiminin olmasıdır. Hep söylerim; insanın çanağında ne varsa kaşığına o gelir. Ben çanağımı hep böyle çeşitli ve renkli şeylerle doldurdum. O alt yapıyı iyi yapmışım ki sonra sıra bunları bir yere kanalize etmeye gelince iyi oturdu.

plastip-show

Lisede Erdil’le (Yaşaroğlu) sıra arkadaşıydık. Yarı tesadüf yarı da çevremizden dolayı televizyon işlerine girdik. Varol Yaşaroğlu (Erdil Yaşaroğlu’nun kuzeni) Cihat Hazardağlı ile tanışmıştı ki sonra şovdaki kuklalarımızı o yaptı. O da “aa bunlar hem genç hem de komikler. İyi de yazıyorlar” dedi ve ilk televizyon ekibi oluştu. 91’de ben 19 yaşındayken cumhurbaşkanı ile ilgili espriler yazıyorduk ve bunlar TRT’de yayınlanıyordu. Yaşımız çok genç ve dinamiktik tabi. Bir de politik değildik, komik ve sosyaldik. Bir şey yanlış gidiyorsa hemen onu konu yapıyorduk şovumuza. Kimseyi övmek ya da yermek peşinde değildik. Genç çocuklardık ve mizahla büyümüştük çünkü. O yüzden farklı bir yerimiz oldu televizyonda. Sonra Beyaz, Okan Bayülgen, Cem Özer, Mesut Yar, Metin Uca ile çalıştık. Hep sahneye ya da televizyona şov yapanlar beyin takımı olarak bizi çağırdılar. Alt yapım o yüzden çok şeyle dolu; mizahı elden bırakmadan ve televizyonculuğun her şeyini bilerek ve öğrenerek geliştik. Türkiye’nin en eski televizyon editörlerinden biriyim diyebilirim. Kanal da sanırım bu yüzden beni tercih etti. Benim herhangi bir şehre gittiğimde tek başıma bir programı çıkarabileceğimi biliyorlardı. Sunuculuğundan kamera kadrajına, görüntülerin alt yazılarından müziğine kadar her şeyi ayarlayabiliyorum. Çok Gezenti’nin yüzde 75’i televizyonculuk aslında. Bazen seyahat severler, gezginler, dergi yazarları çok öykünüyor. Ama televizyon temposu bambaşka… Oteli seçmesi, uçağı seçmesi, düşük fiyatlı sezon olsun, daha ucuz olsun… Bunları ve diğer bütün ayrıntıları ben ayarlıyorum.

METİNLER HAZIR DEĞİL, ESPRİLER DE…

burak-akkul

Hem arka plandaki en ufak ayrıntılara kadar bütün ayarlamaları kendinizin yapması hem de kamera önünde bunu aktarmak işe doğallık katıyor sanki…

Burak Akkul: Tabi… Bu işte bir bölüm şöyle çıkıyor: Bir gün seyahat planlaması, iki gün yol, minimum 5 gün çekim, üç gün kurgu, bir gün de kanaldaki kontrolleri… Programın o 65 dakikası aslında 12 günde yapılıyor ve her adımında biz mutlaka oluyoruz.

Seda Akkul: Aslında Burak’ın biraz da işi çok iyi bilmesinden kaynaklanıyor bu. O hepsini en baştan kafasında çiziyor ve öyle yapıyor.

Burak Akkul: Bu doğallık da karşılıklı sohbet getiriyor tabi. Çok doğal yorumlar da alıyorsunuz o zaman.

Seda Akkul: Mesela akışta ‘Çok Gezenti kötü espri’ diye bir şey var. Metinler hazır olmadığından işin doğal halinden çıkan kötü esprileri bile izleyici benimsedi.

Burak Akkul: 80’lerin mizah kuşağından bunlar. Erdil’ler, Varol’lar, Cem Yılmaz’lar… Bizim kelimelerle oynayan, eski Leman’ın da öncesinde bir Limon tavrımız vardır. Gençler o esprileri yeni sanıyorlar. Biz onları 80’lerde, 90’larda yaptık. Şimdi farklı etki yaratıyor.

FOTO: GİZEM ÖZLEN

Enerjik bir yapınız var…

Burak Akkul: Aslında değilim. Son derece iş yapmayı sevmeyen biriyim. Ama yapabileceğim şeyi yapmak zorunda hissediyorum kendimi. Görev adamıyım biraz. İş hırsım da yoktur. Ama sevdiğim ve yapacağıma inandığım şeyleri yapıyorum. O yüzden reyting kaygım da olmadı. Seyahat programı da bu yapımla çok örtüştü zaten. Hem eğlenceli, hem insanı dinamik tutan bir program oldu. Yapabildiklerim ve yeteneklerim doğru programla örtüştü. Şimdiye kadar 20 yıldan fazla yazar olarak kaldım. Demek ki ekran önü için böyle bir şey gerekiyormuş.

Seda Akkul: Burak’ın bana öğrettikleriyle benim de katkım oldu programa belki ama Çok Gezenti o 20 yılın bir sonucu aslında. O yüzden ‘çalışıp para kazanıyorsunuz’ yerine ‘ohh gezip para kazanıyorsunuz’ dendiğinde çileden çıkıyoruz.

“GEZMİYORUZ, PROGRAM YAPIYORUZ”

FOTO: GİZEM ÖZLEN

Sizi kıskanan çok insan var değil mi? Peki neden onlar yapamıyor da siz yapıyorsunuz?

Burak Akkul: Bu durum mizahta da bizim başımıza gelirdi. Türkiye’de kimse dram dizilerle ilgili fikir beyan etmez. Dikkat ederseniz yorum ve eleştirilerin hepsi ‘bu espri komik ya da değil’ şeklinde olur. Sonunda da ‘bunu ben de yaparım’a gelir konu. İnsanlar eğlenceli şeyleri çok fazla kendileriyle özdeşleştirip medyada bunu yapanlara karşı söz sahibi olabileceklerini düşünürler. Olumlu şeyler, seyahat ve mizah gibi, ‘ben de yaparım, ne var ki bunda’ hissiyatı verir. Ama kimse de demez ki “Nuri Bilge Ceylan’ın o filmini ben de çekerim”. Bunu ancak sinema öğrencileri der. Ama hepimiz espri yapabiliyoruz ve hepimiz gezebiliyoruz. “Niye o adam bunu televizyonda yapabiliyor?” diye soruyorlar bu yüzden.

Seda Akkul: Bize bu tarz yorumlar geldiği sıralar Snapchat diye bir şey çıktı mesela. O eleştirileri yapanlar, orada 30 saniye bile konuşamayanlar belki… Bu bir birikim işi.

Yani bu işin bir raconu var mı?

Burak Akkul: Televizyonculuk, editörlük, planlama, yapımcılık… İşte bunları bilmek gerekiyor. Ben 6 yıl Genç Magazin programını yazdım. Bir şeyi nasıl sunmalısın, kaç saniye olursa seyirciyi sıkmaz, alt yazısında ne olmalı, bittiğinde hangi tür habere geçilmeli, müziği nasıl kullanmalı… Hep bu programlarda gözlemledim. O yüzden hep diyorum; gezi programı yapmak gezmek demek değildir.

cok-gezenti-1

Çok Gezenti sadece televizyonculuk işi değil. Seyahatle ilgili bir geçmişiniz ve merakınız da var tabi…

Burak Akkul: Zorlama ile olacak iş değil bu tabi. Sevmeden, bu kültüre sahip olmadan yapılabilecek şey değil. Mesela ben gerçekten Amerika’ya gittiğim için heyecanlanıyorum ve seyirciye de bunu yansıtmaya çalışıyorum. Gezmeyi seviyorum. Televizyon programı yapmayı gezmeyi sevmekle birleştirdim.

Seda Akkul: Bir yere gidip 5 gün çekim yaptıysak havaalanına gitmeye 3 saat kala, kendimiz için de gezebilmek için uğraşıyoruz. En azından kendimize yarım gün ayırmak istiyoruz ama her zaman olmuyor. Aklımızda kalan çok yer var bu yüzden.

SEYAHAT ETMEK BİR KÜLTÜRDÜR

Sizce seyahat etmek bir lüks mü?

Seda Akkul: Evet bence bir lüks.

Burak Akkul: İnsanların ihtiyacı var aslında. Ben bu programı yapmadan önce de geziyordum hobi olarak. Ama programda seyirciye vermeye çalıştığımız şey, elbetteki benim o sene gezdiğim 12 ülkeye de gidin, gezin değil. Ama para biriktirin ve tatilinizi hep farklı bir yerde yapın. O yüzden lüks değil tatil bir ihtiyaçtır. Bence bir psikoterapi gibi…

COK-GEZENTİ-PRAG

Seda Akkul: Eğer insanlar, yazları Antalya’ya gidip de 5 yıldızlı otellere binlerce lira harcıyorsa ama yurt dışına gitmek, gezmek için uğraşmıyorsa lüks değil. Yazınızı yan gelip yatmak yerine emek verip daha önce hiç gitmediğiniz bir yeri gezmeye harcıyorsanız o zaman bu bir lüks değil bir kültürdür.

Kaç yıldır geziyorsunuz? Size bunun maliyeti ile ilgili sorular da geliyordur…

Burak Akkul: 21 yıldır geziyorum. Programda otel ve uçak masraflarını mutlaka izleyici ile paylaşıyorum. Meraklı izleyiciler bu bilgileri topluyor zaten. Bizim programa bakıp, gittiğimiz ülkelere giden insanlarla karşılaşıyoruz. Mesela Moskova’ya sizin sayenizde gittik diyen insanlarla karşılaştık yakın zamanda.

Seda Akkul: Seyahat yapabilen ya da yapamayan… Herkese ‘böyle de bir dünya var’ı sunmaya çalışıyoruz.

Burak Akkul: Programın iki yönü var; gidecek imkanı olmayan insanlara o şehirleri anlatmak ve Çeşme’ye ya da Bodrum’a gidebilecek imkanlarla başka ülkelerde gidilebilecek yerleri göstermek.

Az parayla çok gezebilirim diyebilir misiniz?

Burak Akkul: Ben gezerim.

Seda Akkul: Bununla ilgili bir örnek vereyim… Bir gün kahvaltı yaparken bir hava kurumunun Sevgililer Günü kampanyasını gördük. Bir alana bir bedavaydı ve Tokyo’ya bilet bulduk. İki gün sonra uçak kalkacaktı ve dört günümüz vardı gidip dönmek için. İki gün gezmek için gittik yine de ve belki 1000 dolar bile harcamadık. Gitmek isteyenler zaten böyle kampanyaları takip edip çok uygun fiyatlara gezebiliyorlar.

cok-gezenti-2

Burak Akkul: Biz programı ‘en ucuz nasıl gezebiliriz’ diye yapmıyoruz aslında. O yerdeki seyahat keyfini aktarıyoruz. Bu yüzden birçok şehirden davet alıyoruz. Çünkü oraları gezerken kendimiz de heyecanlanıyoruz.

Sizi en çok ne zorluyor bu işte?

Burak Akkul: Sadece televizyon işleri zorluyor. Seyahat kısmı bizi çok zorlamıyor açıkçası. İşin en zor kısmı bunun bir televizyon programı formatında, yayında kalması gerektiği. Bunun dışında gezme kısmı beni ayakta ve dinamik tutuyor. İşin sırrı bu…

En temel hazırlıklarınız neler?

Seda Akkul: Rahat ayakkabı… Çünkü bizim gibi kısa zamanda çok yer gezmek istiyorsanız rahat ayakkabı şart. İlaçlarımızı, vitaminlerimizi mutlaka yanımıza alıyoruz. En az malzemeyi almak istesek de kamera önü işi olduğu için şık giyinmek için aldığımız kıyafet sayısını bazen abartabiliyoruz.

En korkunç anlarınız neler oldu seyahatlerinizde?

Burak Akkul: Seda’nın sağlık problemleri… Gittiğimiz yerlerde hastanelerde geçirdiğimiz zamanlar oldu. İskoçya’da Edinburgh şehrinin İnverness kasabasına gitmiştik mesela. Seda’nın orada sancıları arttı. Acile gittik ama yurt dışında sağlık söz konusuysa diğer konularda olduğunuz kadar rahat olamıyorsunuz.

Seda Akkul: Evet, gittiğimizde tansiyonum çok düşüktü. Ama şansımıza orada süper bir sağlık sistemi vardı. Çok ciddi bir sağlık sorunu yaşamışım meğer ama atlattık. Saint Petersburg’da daha üst seviyede bir sağlık programı yaşadım. Bünyem o tempoya bir süre alışamadı, sanırım ondan yaşadık bunları. Hava değişimi özellikle çok kötü etkiledi beni. Rusya’da da bu yüzden baya sorunlar yaşamıştım. Döndükten sonra hemen hastaneye gittik. Meğer orada da safra kesem patlamış ve beni zehirlemeye başlamış. Ameliyat oldum. Bu en ağırıydı. Bangkok’ta da Burak yemek yerken boğazına acı biber kaçmış ve bir süre nefes alamamıştı. Çok korkunç bir andı benim için. Kimseyi tanımadığınız bir yerde böyle şeyler yaşamak çok zor.

cok-gezenti-edinburg

En muhteşem anları nerelerde yaşadınız?

Burak Akkul: Çok var aslında saymakla bitmez. Kopenhag’dayken uçak keşke kaçsa dedik mesela. Dubai beklediğimizden de güzeldi… Şanghay’ı çok sevmiştik.

Kitaplaştırmak ister misiniz bu serüvenlerinizi?

Şimdiye kadar 3 kitap çıkardım (Hayat Sen Değilsin, Türkçe Aşk Laçkadır, Hayattan Çok Çektim) ama o dünya bambaşka. İnsanlar da soruyor bunu… Onun da belki bir zamanı vardır. Ayrıca program daha çok kişiye ulaşıyor. Sosyal medyada aynı şeyleri bir fotoğrafla paylaştığımda daha çok kişi görebiliyor. Sanırım kitap için bana teklif gelmesi lazım. Birinin bana bu görevi vermesi lazım. Şu an da buna zaman yok zaten.

Kaç şehir gezdiniz?

40’a yakın şehir gezdik.

“LÜTFEN GEZENLERDEN NEFRET ETMEYİN”

Seyahat size neler katıyor?

Burak Akkul: İnsanın çanağında ne varsa kaşığına o geliyor dedim ya bu soruda da aynı şey geçerli. İnsanın çanağını farklı toplumlar, kültürler, insanlar, ülkeler görmekten daha fazla ne doldurabilir ki. İnsanoğlu çeşitli kodlarla yaşıyor ve hep aynı yerde vakit geçirdiğinizde bu kodlara kalıcı oluyor ve bunun dışına çıkamıyorsunuz. Buradaki garsonlardan tabelalara kadar, havadaki atmosferden arabaların korna çalışlarına kadar… Artı eksi, kaba kibar, güzel çirkin… Hep aynı yerde vakit geçirirseniz bu kodların dışına çıkamazsınız. Ama başka bir yere gitmek, bambaşka dünyalara adım atmak kod değiştirmektir. İnsanların metroya biniş şekillerinden olaylara verdikleri tepkilere kadar her şeyi karşılaştırma yapma yeteneğiniz artıyor. Bu da sizi renklendiriyor. Kişiliğinizi güçlendiriyor. Toplum olarak da buna ihtiyacımız var. Farklı olana açık olmak için… Pasaportunuzu alın ve ilk olarak vizesiz ülkelere gidin. Her şey de parayla alakalı değil bunun için fırsat yaratın.

COK-GEZENTİ-3

Türkiye’de yaşayan insanların gezme kültürü gelişmemiş diyebilir miyiz?

Burak Akkul: Bu bir vizyon aslında. Bu konuda çok eksiğiz ve çok garip önyargılarımız var. Mesela bize hemen ‘yurt dışı hayranlığı var ya sizde’ diye yorumlar gelmeye başlamıştı.

Seda Akkul: İlginç öğretilerle büyütülüyoruz sanırım. Bizde yurt dışına giden sevilmiyor sanki. Mesela çekim sırasında foto paylaşıyorum, altına yorumlar geliyor ve iki saat geçmiş de hala cevap vermediysem, “hee geziyosunuz ya, ünlüsünüz ya cevap vermiyorsunuz” ya da “gez, gez çocuk yapınca gezemeyeceksin” gibi yorumlar geliyor. Ya bu tip eleştirilerin anlamı nedir diye sormak istiyorum. Benim hayatımı bu kadar nasıl sorguluyorsun? Bu kadar mı nefret ediyorsun benden? Lütfen gezenlerden nefret etmeyin.

Program için değişiklikler düşünüyor musunuz?

Burak Akkul: Her sene enerjimi programın yayında kalması için harcıyorum. Sponsor bulmak lazım bazı şeyler için. Bize daha çok bireysel teklifler geliyor. İşin profesyonel kısımları da doğal ilerliyor yani. Büyük kanallara gidip de daha çok para kazanayım diye bir derdim yok açıkçası. Seyahat meraklıları da zaten programı bu şekilde sevdi.

BURAK AKKUL’LA GEZİYORMUŞUZ GİBİ

Şimdiye kadar görüntü alınmamış yerlerde çekim yapmayı başardınız. Bunun sırrı ne?

Burak Akkul: New York Metropolitan Müzesi’nde mesela… Sekizinci güvenlik görevlisi de bizi kovana kadar görüntü aldık. Çünkü el kamerasıyla gidiyoruz. Ona da laf ederlerse telefonla çekiyorum. Profesyonel kamera ile çekim yapıp, dikkat çekmiyoruz.

Seda Akkul: O çekimin programa bir şey katacağını düşünüyorsak çekim kalitesini çok umursamıyoruz açıkçası. Sadece o kısmı görmeleri için çekiyoruz. Seyirci de bunu anlıyor zaten.

Burak Akkul: Orada amaç ‘burası da var, bunu da gezin’ demek. Bizim için artık içerik önemli. Öyle durumlarda çok kaliteli bir çekim yapamasak da, insanlara o şehre gidildiğinde görülmesi gereken yeri göstermek yeterli. Bu da formatımıza çok uygun. Zevkle gezip insanlara bunu göstermek amacımız.

cok-gezenti-4

Seda Akkul: Görüntü almak konusunda artık birbirimize alıştık. Burak’ın ne istediğini artık anlıyorum. Hangi görüntüleri almak istediğini biliyorum. İzleyici yorumları da bizi güzel yönlendirdi. ‘Burak Akkul’la geziyoruz sanki’ diyorlar.

Seyahatler evliliğinize ne kattı?

Seda Akkul: Bazı evlilikler çocuğa ihtiyaç duyuyor. Bizse vaktin nasıl geçtiğini anlamadığımız için böyle bir şeye şu an ihtiyaç duymuyoruz. Bu konuda bir şey söylemek istiyorum: Lütfen artık çocuk yapmakla ilgili soru sormayın. Ukalalık olarak görmeyin ama ‘size ne’ diyesim geliyor. Kimse benim doğurganlığımı sorgulamasın. Henüz buna ihtiyacımız yok. Yani kısacası geziler, evliliğin heyecanını hala yaşamamıza yardımcı oluyor. Sadece birlikte olmaya ihtiyacımız olduğunu gösteriyor. ‘Sen bana şunu dedin, bunu yaptın’ kavgası yerine, ‘şu şehre gitmiştik, ne güzeldi’ diyoruz. Çünkü çok şey paylaşıyoruz. Bu da güzel anlar biriktirmemizi sağlıyor. Burak bana çok şey katıyor aynı zamanda.

“ÇEŞME TÜRKİYE’NİN MÜCEVHERİ”

Bir gezgin gözüyle Türkiye’de en çok keyif aldığınız yer neresi?

Burak Akkul: Biz Çeşme’yi ve Alaçatı’yı çok seviyoruz. Oranın popüler yerlerinden çok Ilıca, Reisdere, Şifne, Paşalimanı gibi az bilinen yerlerine gitmeyi seviyoruz. Çeşme, Türkiye’ye bahşedilmiş bir mücevher bence. Orayı çok seviyorum. Yöre olarak insana çok güzel şeyler sunuyor.

Seda Akkul: Durmak bizim için bir lüks ya hani, orada durmak çok güzel ve çok keyifli.

Son güncelleme: 15:1508.09.2016
SIRADAKİ HABER
Paylaş Tweet