Emin Çölaşan’a mektuplar

Gönderdiğiniz mektupları yayımlıyoruz. Sesinizi duyurmak, Çölaşan'a ulaşmak için siz de yazın, yayımlayalım...

Emin Çölaşan’a mektuplar

Emin Çölaşan'ın notu:

Sevgili okuyucularım, sizlerden her gün çok sayıda mesaj alıyorum. Hepsine tek tek yanıt vermem ne yazık ki mümkün olmuyor. Bunlardan bazılarını yazılarımda kullanıyorum, bazılarını ise pazartesi günleri burada yayınlıyorum.

Burada kullandığım mesajlarda, gönderen okuyucularımın çoğunun isimlerini ne olur ne olmaz diye vermiyorum. Başlarına iş açılmasın.

Ayrıca bu mesajları, harf ve cümle hataları dahil, üzerlerinde hiçbir oynama yapmadan sizlere iletiyorum.

Her pazartesi günü burada, gazetemizin internet sitesinde buluşmak umuduyla.

Merhaba Emin Bey,

84 yaşındaki anneannem Nermin Ezilmez, oldukça yaşlı ve ortaokuldan sonra eğitimine devam etmemiş olmasına rağmen, siyasi ve politik olaylarla ilgili gündemi yakından takip ediyor. Sözcü gazetesi'ni ve özellikle sizi çok seviyor; en büyük hayranlarınızdan ve sıkı bir takipçiniz…

 Zaman zaman sizin yazılarınızı ben ona okuyorum. Geçtiğimiz gün sizi görebilirse, teşekkür edeceğini; yazılarınızı ne kadar büyük bir heyecanla takip ettiğini söyleyebileceğini dile getirdi. Benim de aklıma size olan duygularını kayıt cihazına aktarmak geldi. Anneannemin tek bir kelimesine bile dokunmadan, sadece imla ve yazım kurallarına uygun hale getirdiğim deşifreyi aşağıda sizinle paylaşmak istedim. Kaydın sonunda “Belki bana cevap verir” dedi. Elbette yoğunluğunuzun farkındayım ancak mailime geri dönüş yaparsanız, inanın bizleri çok mutlu etmiş olacaksınız.

 “Sabah yataktan kalkar kalkmaz gazeteyi elime alıp, ‘Allah seni iyi ki yaşatmış, başımızdan eksik etmesin' diyorum. Yazılarını okuyunca mutlu oluyorum. Gazeteyi daha büyük bir hevesle okuyorum. Kendimi daha güvende hissediyorum. Kimse onun gibi yazamıyor, herkes korkuyor. Bizim düşüncelerimize tercüman oluyor. Doğruları yazıyor. Eline koluna diline sağlık.

Bu memleketin hali ne olacak? İnşallah iyi olur sonumuz. Çok sıkıntı duyuyoruz bu hallerden ama elimizden bir şey gelmiyor. Gazeteyi alıyorum içimdeki kuşku ve üzüntü daha da büyüse de okudukça rahatlıyorum, çünkü onsuz hiç duramıyorum.

Herkese ‘Ne olur sözcü okuyun. Diğer gazetelerde iş yok' diyorum. Yazlıkta, İstanbul'da kaç kişiye tavsiye ettim, aldırdım. Gazeteyi öyle bir hevesle alıp okuyorum ki atmaya kıyamıyorum. Hepsini biriktiriyorum. ‘Niye bu kadar gazeteyi tutuyorsun, evde koyacak yer yok?' diyorlar. Kıyamıyorum, saklıyorum torunlarım okur…”

Saygılarımla

Bir tek kişi kalsak bile…

Her 10 Kasım sabahında olduğu gibi ailece camın önüne dizildik, sirenlerin çalmasını bekliyoruz. Ve sirenler çalmaya başlıyor, araçların korna sesleri siren seslerine karışıyor. Birden gözüm karşımızdaki beş-altı bloktan oluşan dev sitenin üst katlarındaki bir balkona takılıyor. Tek başına bir kadın, hiç hareketsiz dikiliyor. Üstünde mavi bir giysi var, kısa saçlı. Genç olduğunu tahmin ediyorum, zira bulunduğum yerden yüzünü çok fazla seçemiyorum. Balkonunda ay-yıldızlı bayrağımız dalgalanıyor ve o tek başına dimdik ayağa kalkmış, Atasına saygı duruşunda bulunuyor. Etrafında kimse yok, ayıp olmasın diye ayağa kalkmamış, birileri görsün ya da takdir edilsin diye değil; kendi hür iradesiyle, isteyerek, severek, içten, yalansız ve riyasız… Keşke diyorum, keşke fotoğrafını çekebilseydim de bu ânı ölümsüzleştirebilseydim ama fotoğraf makineme ulaşana kadar sirenler susar, yetişemem…

Sirenler sustu ve içeriye girdi…

Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü 74. ölüm yıldönümünde Anıtkabir'de, Dolmabahçe Sarayında, sokaklarda, Türkiye'nin dört bir yanında ve yurt dışında binlerce kişi andı. İnsanlar sel oldu aktı… Yazılı ve görsel basında sayfa sayfa fotoğraflar yer aldı. İzdiham nedeniyle Anıtkabir'deki turnikeler kullanılamaz hale gelmiş. Bu nedenle de ziyaretçi sayısı bilinemiyormuş…

Bilinemez… Çünkü görünenlerden daha fazla görünmeyen bir halk var… Evlerinde, balkonlarında, gözden uzak nice mekânlarda, Atası için sessizce ayağa kalkan binlerce insanı göremezler!

Görselerdi, bilirlerdi…Buz dağının bir de altı var; Biz görünenden daha fazlayız…

Bir tek kişi kalsak bile, Gazi Mustafa Kemal Atatürk, her zaman bizimle birlikte yaşayacak, yaşatacağız… Sevgiyle, saygıyla ve minnetle…

Her 29 Ekim Cumhuriyet Bayramında (ve tabiii olarak diğer Milli Bayramlarda) Çengelköy Lisesinin Ön yüzüne 2 büyük TÜRK Bayrağı ve bu bayrakların arasına da Mustafa Kemal ATATÜRK’ümüzün büyük boy bir portresi asılırdı. 29 Ekim 2012 günü Çengelköy Lisesinde ne bayrak ne de ATATÜRK portresini göremeyince çok üzüldüm. Hedef 2023 deniyor hep. Cumhuriyeti kurulduğu tarihe varmadan yıkmayı planlamışlar. Adım adım ilerliyorlar. TEK SUÇLU var. Kara cahil Halk yığınları. oyunu satanlar.

Sanırım okumayacaksınız …..

Sayın Emin Çölaşan;
Öncelikle Yürekli yazılarınızdan,Vatan,bayrak,millet sevginizi her yazınızda bizlere hissettirmenizden ve Cumhuriyeti,Vatanı,bayrağı koruma ve kollama,Milletimize yaşamakta olduğumuz patişahlık sisteminin yanlışlarını,bizlerden sakladıklarını,asıl amaçlarının ne oldğunu,gözümüzü nasıl boyamaya çalıştıklarını her daim korkusuzca anlattığınız için ve bu duruşunuza Sözcü yöneticilerininde sahip çıkması ve arkanızda dimdik durmasından dolayı sizlere minnettarız.
Büyük ordumuzun nasıl parçalandığını ve Biat eder duruma getirildiğini,Milletimizin korkutularak nasıl sindirildiğini,yandaş kuruluşların vatan,bayrak, ar ve namus değerlerini unutarak nasıl kemik parçalarını yalamak için sıraya girdiğini,Demokrasinin suyunun çıkarıldığını,baskıcı rejimin gün be gün arttığını,Cumhuriyetin,Atatürkünün,Milli ve Manevi değerlerimizin unutturulmaya çalışıldığını,Bayramlarımızın yozlaştırıldığını,Ülkemizin peyder peye parçalandığını,kadrolaşmanın bu dönemde arttığını,milletimizin asimile edilmeye çalışıldığını,ayrımcılığın hızlandırılarak doğudaki vatan topraklarımızın elden çıkarılmaya ve orada bir kürt devleti kurdurulmaya çalışıldığını,Abd ,israil,rusya nın bastonluğunu yaptığımız bir dış politika izlenerek devletimizin ve ülkemizin küçük düşürüldüğünü,ülkemizde vergimizi vererek maaşını ödediğimiz ve emniyetimizi sağlamakla görevli emniyet mensuplarından gaz,su ve jop yediğimiz,terörist muamelesi gördüğümüz,terör yanlılarını yüce meclis çatısı altında,Çankaya da askerimizle bir araya getirildiğini ve milletin parasıyla maaş aldıklarını,her gün şehit haberleri ile uynadığımız,terörist başının kurtarıcı ve sayınyapıldığı,vatan bayrak sevdalılarının terörist muamelesi ile işkenceleremaaruz bırakıldığı vs… bir kara dönemi yaşamaktayız.
Tek tesellimiz Sözcü,Yenicağ vb… korkusuz kalemlerin yer aldığı basın kuruluşlarının ayakta ve mücadele halinde olduğunu görmek…. Ben her gün gazetenizi 4-5 adet alarak kendim de okuduktan sonra diğer kişilere,otobüslere ve esnaflara bırakıyorum…. elimden geldiğince szilerden aldığım bilgileri yaymaya gçönüllü elçiniz olarak anlatmaya çalışıyorum. Ne olur yıkılmayın… arkanızda yüce türk milleti var….
29 Ekim yurdun dört bir yerinde her türlü engellemelere,yıldırmalara rağmen Büyük bir çoşku,azim ve ileriye dönük kocaman bir umud ışığı yaratarak kutlandı. Bu illerden biri de Paryalan Kent AKÇAKOCA. Öncelikle bu bayram için güzel bir organizasyon yapan Bld. Bşk. Sayın Fikret Albayrağa ve Bayramda yaptığı konuşmada Türklük,Bayrak,Vatan,Cumhuriyet gibi kavramlara ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk e değinerek Türklük değerlerimizi ve umudumuzu perçinlediği için akçakoaca kaymakamımıza teşekkürlerimi bir borç biliyorum.
SAyın Çölaşan; Akçakoca Merkez Camii fotoğrafları ve Parlayan Kent Akçakocadan Bayram Görüntülerini ekte sizlerle paylaşıyorum. Merkez Camii miz Ay yıldızlı Al bayrağımızla bütünleşmiştir. Bundan önce de CAmi avlusunda ki bayrak direğinde her daim bu bayrak dalgalanmaktadır. Bizlere böyle idareciler gerekmektedir.
Sizlere yürekten başarılar dilerken Yüce Türk Milletimzin bu zor günleri sizlerinde desteği ile milli bilinç ve türklük şuurunun yeniden kabarması ve pekişmesi sonrası aşacağını,güzel,parlak günlerin geleceğini,türklüğümüzü,bayrağımızı ,atamızı kormadan haykıracağımız,göğsümüzde taşıyacağımız günlerin yeniden oluşacağını,güçlü,korkusuz,biat etmeyen,milliyetçi bir ordunun yeniden oluşacağını ümit ve kararlılıkla bekliyoruz.
Bizler türk gençleri olarak,Atatürkün yolunda,Cumhuriyet çocokları olarak bu vatan,millete,bayrağımıza her ne olursa olsun kanımızın son damlasına kadar sahip çıkacağız.Yolumuz Atatürk yolu , yüreğimiz al kırmızı ay yıldız olsun…..

Sayın Emin Çölaşan;

Kayınpederimden öğrendiğim ilginç bir bilgiyi sizle paylaşmak istedim.

Kayınpederim 3 yıl önce İzmir’den İstanbul’a taşındı ve orada şu an Beyazıt’ta yaşıyor.

2 gün önce kayınpederimi kaymakamlıktan aramışlar ve annesinin kayıtlarda yaşıyor gözüktüğünü, gerçekten yaşayıp yaşamadığını sormuşlar. Kayınpederim annesinin 28 yıl önce öldüğünü söyleyince telefondaki bayan tekrarlamış ve “beyfendi anneniz kayıtlarda yaşıyor gözüküyor” demiş. Bunun üzerine babam: “O zaman ben 28 yıldır boşuna mezarına gidiyormuşum” demiş.

Telefondaki bayan ölen babanenin TC kimlik numarası bile olduğunu söylemiş. Yani 28 yıl önce ölen babanenin TC kimlik numarası var!

Babam peki ne yapmak gerekiyor deyince kadın: “Ölmediğini ispatlamanız gerekiyor, bunun için de bir şahit gerekir” demiş. Babam “peki ben şahit olayım” deyince kadın: “maalesef sizin şahitliğiniz sayılmaz, siz oğlusunuz” demiş. Babam, annesini kendi elleriyle gömdüğü ve nüfus cüzdanını bile cenaze işlerine kendi teslim ettiği halde şahit olamamasına şakın, kalakalmış…

Babam “kimin şahitliği sayılır” demiş, kadın, annenizin oturduğu mahalleden herhangi biri olur demiş.

Babam: “Bayan, annem şu an yaşasaydı 110 yaşında olacaktı. Sizce mahalleden yaşayan herhangi bir arkadaşını bulabilir miyiz? Siz dalga mı geçiyorsunuz, milleti salak yerine mi koyuyorsunuz” demiş.

En sonunda bir akrabayı şahit kabul etmeye yanaşmışlar… Şimdi bundan sonraki süreçte kayınpederim annesinin yaşamadığını ispat etmeye çalışacak ve kayınpederim 66 yaşında…

Kayınpederim yıllarca DYP’de particilikle uğraşmış, İzmirli, aydın ve çok dürüst bir insandır. İsmi Fethi Işık’tır. Süleyman Demirel’in kendi evinde bile birçok defa bulunmuş, çok yakın ilişkiler kurmuş ancak en yakın akrabasına bile en küçük menfaat sağlamamıştır. Hatta kuzeniniz sayın Hüsamettin Cindoruk’la da iyi tanışıklardır. Eşim küçük bir çocukken Hüsamettin Bey’in kucağında resimleri vardır. Tüm bunları şundan anlattım. Kayınpederim siyasete yakındır ve üç aşağı beş yukarı olayları kestirebilir.

Babama neden 28 yıl sonra bu konuyla ilgili aradıklarını sordum. Şunu söyledi: “Önümüz seçim ve her an bir konuda referandum olabilir. O yüzden yoklama yapıyorlar. Annem üzerinden oy kullandıracaklar. Sadece ileride bu konu sıkıntı olursa -biz aradık, söyledik, ilgilenen olmadı- diyebilmek için şu an arıyorlar” dedi.

10 yıldır kim bilir rahmetli kaç defa oy kullandı(!)

Emin Bey, bu ilginç konuyu sizinle paylaşmak istedim.

Tekrar çok özür dilerim…

Saygılarımla;

Sn Emin Çölaşan. Gazetenizin okurlarındanım. İnanıyorum, çok daha geniş kitlelere ulaşacaksınız. Sizin aracılığınızla, şöyle seslenmek istiyorum Başbakanımıza.
Bu ülkenin Başbakanı olmanızdandır size saygım.
Sahi, kimlerin gönlünde nasıl yer ettiğinize takılır aklım sık sık. Yüksek avazlı nutuklarınız mıdır halkı cezbeden? Oysa, bana da samimi gelmezsiniz oldum olası. Daha dün; “Hüznümüzdendir” demişsiniz, “başımızın öne eğik olması. Demek ki, her halukarda kaldıramadınız başınızı yerden. Sizin eserinizdir bunlar… Son 10 yılda artmadı mı terör? Ben de soruyorum. Ne zaman, hangi kaç yıl sonra bitecek ülkenin hüznü acısı da? Ne vakit başını göğe dikecek ülke vicdanı?
Evet, doğrudur. Talan edildi ülke o vicdanı. Hakimler, Ösym, Yök vs, bir bir kararttınız aydınlıkları. Sn Başbakanım siz! Olur olmaza yaratıcı, tapınıcı vicdanlar yaratmaktan, vicdani rahatsızlık duymadınız mı hiç? (Aslı yok) yalanlarla, sonu gelmeyecek mi karanlık kılıflarınızın? Ben de hep esefle yad ediyorum adınızı her gün.
Yakın bir tarihte görmüştüm sizi yakından, ilk ve son. Ümraniye meydanına gelmiştiniz seçime sayılı günler kala. Parti bayrağınızı eline geçirenlerle doluydu meydan hınca hınç. Öyle bir garibce baktım. Anladım ki, sizin nutkunuza değildi o anlardaki alkış bağarış. Ayyuka çıkan hezeyanı körükleyen, amigolarınızdı. Din ile kitap ile avutulan, kömüre makarnaya muhtaç bırakılan, “Allah beterinden saklasın” lar, aç kalma korkusuyla, o korkuyu, sindirilmişliği kanıksayanlardı o meydanı dolduranlar.
Gerçekten rahat mı vicdanınız? Sizin, hastalıklı ve intikamcı, sadakacı vicdanınıza muhtaç olmayan özgür vicdanlara ihtiyacı var bu ülkenin. Artık bir de vicdan gözüyle bakın bu ülkeye. Lütfen sn Başbakan.

Sayin Colasan, yazilarinizi benim takip ettigim gibi genis bir kitlenin ve tabii iktidarinda takip ettigini tahmin ediyorum.Bu yuzden  hukumetten bir vatandas olarak ogrenmeye hakkim olan bazi bilgileri edinebilmek icin yardiminizi istiyorum. Eger bir yazinizda bunu dile getirirseniz ve iktidardan vicdan, onur ve sorumluluk sahibi birileri de buna yanit verirse cok sevinirim.

AKP hukumeti is basina geldiginde T.C. Devletinin butcesi ne idi? Ne kadar dis borcumuz vardi? Devlet eliyle uretim yapan buna karsilik kar yada zarar yapan kuruluslar hangileriydi? İhtiyaclarimizin ne kadarini kendi kendimize karsiliyor ne kadarini disaridan aliyorduk? Ortulu odenege ayrilan butce ne idi? V.s..

Bugun geldigimiz durum nedir?Borclarimizin ne kadarini nasil odedik? Ozellestirmeleden elde edilen toplam gelir nedir?Devletin kurumlarina ayirdigi butce nedir? Ortulu odenege yine butce ayiriliyor mu, ayiriyorsa ne kadar? Devletin gelirleri bu zaman araliginda arttimi? Arttiysa ne sekilde artti?Neyi kendimiz uretiyor neyi disaridan kaca aliyoruz?Millet vekilleri maaslari bu on yillik donemde neydi ne oldu?V.s..

Bu sorulari cogaltmak mumkun, ben ilk aklima gelenleri yazdim. Kisacasi hukumetten beklentim su:

İs basina geldiklerinde ne devr aldilar? Gideceklerinde ne birakacaklar?

Belki de haksiz yere bir takim ithamlara maruz kaliyorlar, belki isler ayna bizim haberimiz yok. Bu yuzden ben maliye bakaninin yerinde olsam butun merak edilen bu sorulari rakamlara doker, bir kitapcik haline getirir ve her aileye bir tane iletilmek uzere dagitirdim. Boylece vatandas aydinlanmis ve hukumetin yaptigi isleri daha iyi anlamis olurdu.

Bu gune kadar vermedim ama samimiyetle eteklerindeki taslari dokerlerse ve ikna olursam bir dahaki secimlerde oyumu onlara veririm.

Calismalarinizda basarilar diliyorum, bu istegimi bir yazinizda dile getirmenizi rica ediyorum. İsmimi kullanablirsiniz, su vatandas sizden hesap soruyor diyebilirsiniz. Sevgiler..

Gunay Genc

Sevgili Emin Çölaşan Bey,
Ben vaktinizi almadan doğrudan konuya gireceğim. Bu ay Samos adasına gittim. 4-5 gün kaldım. orada yunanlı arkadaşlarım oldu, bunlardan birisi de Costas idi. Onunla çok iyi dost olduk. Kültürlü, saygılı, adam gibi bir adam. İngilizcesi oldukça iyi. Döneceğim gün öğlen yemeğine ısrarla davet etti. Yemek de konu politikadan açıldı. Bana kendi liderleri dahil en sevdiği ve saygı duyduğu liderin Erdoğan olduğunu söyledi, ben şaka yapıyor diye güldüm. Çok ciddiyim dedi. Sebebini sordum. Bak dostum dedi, bütün ömrüm Türkiye’nin ülkemize olan tehdidi ile geçti. Şimdi Erdoğan’ın sayesinde çok rahatız.
1- Atatürk’e tarihten gelen bir nefretimiz var, Erdoğan Atatürk’ü bitirdi.
2- Dünyanın en güçlü ordularından birine sahiptiniz, onu da darmadağın etti, komutanları hapse attı. Bu ordu bir daha toparlanamaz.
Siz 80 milyonsunuz, biz 10 milyon, ne kadar ürkütücü değilmi?
Erdogan tüm azılıkları kendi devletlerini kuracağı yolu açtı. Yakında 5-6 yeni devlet kurulur ve nüfuslarımız eşitlenir. Daha ne yapsın, 80 yıldır bizim politikacılarımız Erdoğan’ın yaptıklarının onda birini yapamadılar. İşte saygım ve sevgim bu yüzden.
Ben buz kesildim. Farkında değilim gözümden yaşlar akıyor, tıkandım lokmayı yutamıyorum. Costas fırladı peçete ile yüzümü sildi, bir yandan özür diliyor fakat teselli edecek kelimeler bulamıyordu.
Bir daha oralara gitmem gerçeği tokat gibi vuruyorlar suratımıza. Burada oturur yandaş gazete okur koyun gibi yaşarım, taa ki kesim gününe kadar.
Saygılarımla,
Sürüdeki koyunlardan biri

Merhaba Sayın Emin Çölaşan

Belki malumunuz, Cumhuriyetin simgelerinden biri olan öğretmenevleri; “Hizmet” denilen Fethullahın oluşturduğu grubun iktidarla olan direkt ilişkisi, hatta yönlendirmesi sonucu, kendi elemanlarından oluşan idari kadro,Öğretmenevlerine müdür tayin edilmiş, ilk icraat olarak öğretmenlevlerinde alkol satışını yasaklamıştır. Birçok müdür, vekilmüdür olarak yeni atanmıştır.Çekirdekten yetişmiş Fetullahçı değiller. Sonradan çıkar uğruna Fetullahçı olan doğan görünümlü şahin bunlar. Kendilerine sorarsanız şayet; İçki ruhsatı yoktu zaten derler.” Ben sordum”

İstanbul’da birçok öğretmenevi kapandı. Gerekçe zarar ediyor.üç tane yer kaldı. Onlarda sabancı, validebağ ve beyoğlu. İçki ikisinde yasak. Sabancıyı bilmiyorum. Ama büyük ihtimal yasak Bu gidişin sonu ne olacak bilmiyorum. Ama meydanı onlara bırakmamak gerek

Saygılarımla

Sayın Emin Çölaşan

Gazeteciliğinizi saygıyla takdir ediyor ve dik duruşunu sürdürebilen birkaç gazeteciden biri olarak allah yardımcınız olsun diyorum. Ne yazık ki sizin gibi cesur ve satılık olmayan insanların yazılarını takip etmekten başka bir desteğimiz olamıyor.

Bu mesajı gönderme amacım Zaman Gazetesi’ nin halen yayında olan son reklam filmidir. Kimse bu reklam filmine tepki vermiyor ama her seyrettiğimde tüylerim diken diken oluyor ve bu zihniyeti sadece Allah’a havale edebiliyorum.

Bir güneydoğu gazisi olarak ( devlet her ne kadar da resmi savaş olmadığı için gazi olduğumuzu kabul etmese de) filmin sonunda bir PKK’lının öğrencinin elini tutması neyle izah edilebilir.

Bu reklamı gündeme getirme imkanınız olursa size minnettar kalacağım.

Saygılar.

P.Kd.Ütğm.Bülent Demir
Şahin J.Bölük Komutanı Cizre/Şırnak
Zıpkın gibi genç bir asteğmendim, hatırlarsınız komutanım..

Gönüllü olarak güneydoğu da görev yapmak isteyen..

Madem vatan tehlikedeydi, madem milletimizin birliğine bütünlüğüne karşı hain terör tehdidi vardı, biz vatan evlatlarına düşen şey, kanımız canımız pahasına bu memleketi, bu toprakları savunmaktı..

Bize öğretilen buydu… Önce ailede, sonra okulda, sonra kitaplarda.. Yüreğimize işlemişti.. Ne yapacaktık yani… Torpil bulup batıda anakuzusu misali askerlik mi.. Eksik olsun.. Uzak olsun… Bu duygularla görev için emrinize giren yüzlerce asteğmenden biriydim…

Beni hatırlarsınız.. Hatta beni çok iyi hatırlarsınız… Helallik isteyip de alamadığınız kaç astınız olmuştur ki…Komutanız altındaki Erdem Sınır Karakoluna Destek Timi Komutanı olarak geldiğim günü hatırlıyorum..

Karakoldaki en yüksek rütbeli ben olduğum için tüm sorumluluk da dolayısıyla bana aitti..

Daha ilk günümde karakoldaki bazı askerlerin giyiminin diğerlerinden farklı olduğunu gördüm. 3-5 kişi kadarlardı.. Diğer tüm askerler hücum yeleği ve postal yani tüm gün giyimi zorunlu kıyafetlerle dolaşırken bu 3-5 i her ne hikmetse yeleksiz ve terlikle dolaşıyordu. Önceleri onları hasta veya istirahatlı sandım ama istirahatli adam dışarda Turist Ömer misali dolaşmaz.. Yatağında veya bölük revirinde olur. Sonra nöbetçi çavuşu çağırdım ve bu durumu sordum, verdiği cevaba inanamadım…
– Komutanım dedi bana… O askerler imam hatip mezunu….!!!
– Eeee…. yani…?
– Komutanım.. O askerlerin gündüz nöbete veya gece pusuya isimleri yazılmaz…!!!
– Eeee… Peki ne yaparlar burada..?

– ………………………..
– Oğlum cevap versene, ne demek görev yazılmaz.. Kim yazmaz… Kim yazdırmaz…?
– Komutanım… Bölük komutanımız.. ( hık mık ile karışık)

Tahminleriniz üzere aynı gece bu vatan evlatlarına da aynı diğer askerler gibi pusu görevi tarafımdan karakol defterine de kaydı düşülmek suretiyle yazılmıştır…
Sen misin yazan… Herhalde vahiy! yoluyla olacak, haber alıp daha pusu timi çıkmadan bir baktım bölük komutanı olarak araca atlamış karakola gelmiştiniz.. Ben aracı kapıda karşılayarak,
– Atğm. Ayhan……….. Vukuatım yoktur komutanım… Demiştim… (ama vukuatım varmış, haberim yokmuş..)
Vukuatım şuymuş… Bu arkadaşlar, yani İmam Hatip mezunu olan askerler Kur’an-ı hatim ettikleri için mübarek (sizin tabirinizle) insanlarmış..

Yani onları korumalı, gözetmeli imişim… Bu da nasıl olacak asker ocağında… Görev vermemek suretiyle olsa gerek… Lafın özü 40 dereden dolaşan lafların özeti bu… Ayhan Asteğmen ne desin…. Adam komutan karşısında… E dağbaşı burası… Üst komutan bulup derdini anlatacak hali mi var…

– Emredersiniz Komutanım… Yazılı emrinize müteakip bu askerlere görev yazılmayacaktır….!!!!

Gözlerime bakmıştınız komutanım.. Bakışmıştık bir müddet… Beni mi tartmıştınız, sözlerimi mi… Yoksa kararlı olup olmadığımı mı aradınız gözlerimde bilemiyorum…
Sonra gittiniz, hiçbir şey demeden… Birdaha da yıldızımız barışmadı sizinle… Olur olmaz bir sürü saçma sapan sebeplerden fırça attınız ilerki günlerde… Ama o yazılı emriniz bir türlü bana ulaşmadı komutanım ve Ayhan asteğmen diğer askerlere nasıl davrandıysa o mübarek dediklerinize de öyle davrandı…
O Mehmetlerin hepsi mübarektir komutanım.. Vatan savunması da öyledir… Mübarek iştir… Mübarek insanlar yapar…
Takva kulların kendi aralarında bir üstünlük ölçüsü değildir komutanım… Allah ile kulları arasında bir ölçüdür…

Siz gittikten sonra pusu ve karakol emniyet timlerini çıkarırken o Mehmetlerin gözlerini görmenizi isterdim komutanım.. Bana bir farklı baktılar o akşam.. Sanki korkmadan bölük komutanına karşı kafa tutmuş ve örtülü emrini dinlememiş, ama doğru olanı yapmışım gibi… Görmeliydiniz o gözleri…
Geçti aradan 15 sene… Nerden mi aklıma geldi şimdi durduk yere… Yok canım ne durduk yerdesi…Bir baktım dün Habertürk de Fatih Altaylı’ya konuk olmuşunuz komutanım… Hüseyin Üzmez’in avukatı olarak….

Yüzünüz biraz değişmiş ama ses tonunuz ve vurgulamalarınız aynı hala… Bırakmışsınız yüzbaşı rütbesindeyken… Ya da zorunda kalmışsınızdır… bilmiyorum… Kul hakkı nedir çok iyi bilirsiniz komutanım.. Öbür tarafa üzerinde kul hakkıyla gitmek.. O kadar hassassınız ki o konuda asker-subay tüm astlarınızın yanına terhis gününden bir gece önce gider ve ısrarla helallik isterdiniz… Vermemek ne mümkün… Komutansınız….
Bilemem, sadece bu garip Ayhan asteğmenden mi alamadınız.. Ya da bir başkaları daha oldu mu…

Söyler misiniz komutanım… Vatan savunması için Anadolu’dan kopup gelen vatan evlatları geldiği yerde aynı kendi gibi olanların kayrıldığını görünce ne der, ne düşünür… Onun yerine de göreve gitmesi, pusuya gitmesi, çatışmaya girmesi doğru mudur.. Biri turist Ömer misali dolaşırken, çayını sigarasını tüttürürken, diğerinin tüm geceyi eli tetikte arazide mevzilenerek geçirmesi hak mıdır?.. Allahtan reva mıdır… Bu kul hakkı değil ise nedir…
Bilmem içinizde ukde kalmışmıdır bu dik kafalı asteğmenden helallik alamamak… Siz o haksız yere ayrım yaptığınız Mehmetlerden helallik alsanız da ben etmiyorum.
Etmiyorum… Çünkü vukuatınız var…

Ben vatana helal etmişim zaten, size ne hacet…

P.Atğm.Tahsin Ayhan
241.Dönem
Mustafa Kemalin Askeri….

sn:Çölaşan iyi günler diliyorum,merhabalar.

size daha öncede yazmıştım,konyada ikamet ediyorum.burada ATATÜRK çü birisinin hayatını idame ettirmesi zor.burası önceden beridir tıpkı bir arap şehri gibi,hatta gibisi çok arap şehridir,çoğunluk TÜRK üz demez arap düşkünüdür.

bu gün 17 kasım 2012 cumartesi saat sabah 10:30 civarlarında aracımla birlikte bir semtten başka bir semte giderken trafik çevirdi,rutin evrak sordu;sonrada alkol muayenesi için aşağıya inmemi söyledi,indim “sabah ,sabah ne alkolü dedim” görevli polis “burası konya ” dedi ,nasıl yani dedim,” imalı imalı tekrar “burası konya” dedi,muayeneyi yaptı (üfletti ) sıfır çıktı.çevirdikleri araçların sahiplerine baktım,hiç sakallı yoktu.(konyanın yüzde sekseni sakallı) sakallılar vızır vızır geçiyordu,araç durdururken neyi baz alıyorsunuz?diye sordum,vevap vermeye tenezzül etmedi,trafik memuru burası konya dedi madem;konyayı sakallılar (dinciler) temsil ediyor,onları durdursalar her türlü melanet çıkar.ama durduramazlar.

ikinci olarak çocuğum konya ticaret meslek lisesine gidiyor.seçmeli derslerde kuranı seçmemiştik,okulda öğretmen çocuğa çıkışmış ,hakaret etmiş.

zoraki fotokpi parası adı altında 30 TL topladılar.ben işsizim,hükümetin özelleştirmeleri sonucu işsiz kaldım,recebin dayı dayı konuşması değil,okullarda haraç kesiyorlar(recebin haberi vardır zaten,ayak yapıyor.) hep söyledim ülkenin bu hale gelmesinde özalın rolü büyük,recep sonlandıracak.

arabın pisliğini çekmeye devam ediyoruz.

bu postamı isim yazmadan yayınlayabilirsiniz.

isimden bilirlerse adamı linç eder bu islamcı takımı.

saygılarımla.

Emin Bey merhaba,
Toplu Konut İdaresi (TOKİ) ve DATİ Yatırım Holding AŞ, mülkiyetin bir kısmı TOKİ’de, üst kullanım hakkı DATİ Holding’de bulunan yaklaşık 670 bin metrekarelik Ataköy Turizm Kompleksi için satış kararı aldı. 1986 yılında yap-işlet-devret modeliyle 49 yıl süreyle Ataköy Turizm İşletmesi’ne (ATİ) kiralanan arazi, 2004 yılı sonu itibariyle Özelleştirme İdaresi tarafından ihale yoluyla Denizciler Ataköy Turizm ve İnşaat’a (DATİ) satılmıştı. DATİ’nin 2005’te devraldığı kompleksin 138 bin 467 metrekarelik kısmının çıplak mülkiyeti TOKİ’ye ait. Bu mülkiyetin üst hakkı ise gelecek 26 yıllık süreçte DATİ’de idi. DATİ, 200 milyon dolara satın aldığı adaziye 7.5 yıllık süreçte yaklaşık 200 milyon dolar yatırım yapmıştı.
Ataköy Turizm Kompleksi 1 milyar 200 milyon dolar muhammen bedelle satışa çıktı. düzenlenecek olan açık arttırma teklif toplantısı katılmak isteyenler 10 milyon dolar katılım teminatı, dosya bedeli olarak ta 25 bin dolar ödeyecek.
1453 Maslak projesinde Ali Ağaoğlu’nun reklamlarını her kanalda günün 24 saati at üstünde gördük ve milletin beynine kazındı. Sokaktaki çocuk bile bu adamı nerde görse tanır hale getirildi. Neyseki gelişen son haberlerde bu projenin iptal edildiğini duyduk ve proje elinde patladı gibi görünüyor. ASLINDA ENBÜYÜK PROJE’den daha kimsenin haberi bile yok. 1.200.000.000 Dolar muhammen bedel ile Ali Ağaoğlu aşağıda detaylarını göreceğiniz devasa proje için katılım teminatı ve proje bedelini ödemiş bile. yani, Ağaoğlu’nu Maslak Ormanlarında at üstünde gören Türkiye yakın zamanda Ataköy de at üstünde görürse hiç şaşırmamak gerekir.
saygılarımla,
Vatansever

Demokrat Türk

Günün Trend Videosu

Daha fazla göster
Loading...