Sözcü Plus Giriş
CAN ATAKLI

Soru sormaya cesaret etseler belki kamuoyu da bir şeyler öğrenecek

29 Kasım 2018

CANIMI SIKAN ŞEYLER

Soru sormaya cesaret etseler belki kamuoyu da bir şeyler öğrenecek

Bilgiyi koca gazetenin genel yayın müdürünün yazısından öğrendim.
Bir grup gazeteci, AKP'li Numan Kurtulmuş'un yemek davetine katılmış.
Genel yayın müdürü olan da gözlemlerini yazmış.
Kurtulmuş bu yemekli toplantıda Kaşıkçı cinayeti ile ilgili açıklamalar yapmış.
(Nedenini bilemiyorum. Yazmamışlar. Kurtulmuş, İçişleri Bakanı veya emniyetten sorumlu AKP'li mi onu da bilmiyorum. Ama bana göre bu konuyla ilgili en ilgisiz kişilerden biri.)
Ama gazeteci dediğin artık soru sormaya korktuğu için bizler de sadece Kurtulmuş'un yazılmasını istediği konuları öğrenebiliyoruz.
Aydınlanmıyoruz, fikrimiz oluyor sadece.
Örneğin Kurtulmuş, “Sayın Cumhurbaşkanımız dünya liderleri ile çok önemli diplomasi yürüterek ülkemizin tavrını net bir şekilde ortaya koydu” diyor.
Nasıl bir diplomasi bu, soran yok.
Herhalde Kurtulmuş'un kastettiği şey Erdoğan'ın çantasındaki ses kasetlerini gittiği resmi toplantılarda yabancı devlet adamlarına dinletmesi olsa gerek.
Numan Kurtulmuş gazetecilere “Bu olayı unutturmayacağız” dedikten sonra “cevap bekleyen” üç soruyu sıralamış;
Ceset nerede?
Talimatı kim verdi?
Türk işbirlikçi kim?
Bir de son soru eklemiş “Bunun azmettiricisi de vardır, bunun siyasi faturası olacak” demiş.
Oysa Numan Kurtulmuş'un partisi bu soruları gazetecilere soracak değil tam tersine bunların cevabını verecek bir konumda, ama gazetecilerin aklına “Siz niye soruyorsunuz bilmeniz gerekmiyor mu?” demek gelmiyor.
Numan Kurtulmuş'un masasında karınlarını doyuran gazeteciler “18 kişi Türkiye'ye girip çıkıyor, cinayet işledikleri söyleniyor, bu kişilerin x-ray'den geçen çantalarının görüntüleri bile yayınlanırken haklarında hiçbir işlem yapılmamasının” nedenini de sormuyorlar.
“Cinayet süreci boyunca Türk medyasına neden hiç bilgi verilmediğini, tüm bilgilerin neden yabancı medya ile paylaşıldığını” sormak da akıllarına gelmiyor gazetecilerin.
Ancak yazısından öğreniyoruz ki koca gazetenin genel yayın müdürü “Kaşıkçı cinayeti, Suudi Arabistan'a umre turları konusunda bir yavaşlama etkisine yol açtı mı?” diye sormak istemiş.
Bu cinayet olayı nedeniyle aklına takılan bir tek bu soru varmış.
Ama işe bakın ki onu da cesaret edip soramamış.
Vah medyam vah.

BUNU YAZMAK GEREK

Yıldırım'ı aday yapmak için devletin kalanını da çökertecekler

Erdoğan bütün illere atadığı belediye başkan adaylarını açıkladı artık.
Sona kalan ve henüz açıklanmayan bir tek İstanbul var.
Aslında İstanbul da açıklanmış olacaktı ama burada “Yıldırım sorunu” çıktı.
Kulislerde dolaşan söylentiler var.
Örneğin Yıldırım ilçe belediye başkanlarının belirlenmesine katkıda bulunmak istemiş.
Oysa Erdoğan bu isimleri çoktan belirlemiş bile.
Bir başka kulis dedikodusuna göre ise Yıldırım “protokol” konusunu dert edinmiş.
“Meclis Başkanlığı'ndan ayrılıp bir valinin emrine mi gireceğim, İçişleri Bakanı beni dilediği zaman görevden mi alacak?” demiş.
Formül şöyle bulunacakmış.
Yıldırım İstanbul adayı olarak atandıktan sonra ayrıca “Cumhurbaşkanı yardımcısı” da yapılacakmış.
Protokol sorunu böylece aşılmış olacakmış.
İyi de öyle bir uygulama ile devletin yapısıyla oynanmış olmayacak mı?
Gerçi “Artık devlet yapısı mı kaldı ortada?” ortada diye sorabilirsiniz ama yine de bu kadar örseleme yapılmaz.
Eğer Binali Yıldırım Cumhurbaşkanı yardımcısı sıfatı alır ve seçimi de kazanırsa İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı “tam korumaya” alınmış olacaktır.
Daha üst pozisyonu nedeniyle Yıldırım dokunulmaz olacak, yargılanamayacak hatta kendisine soru bile sorulamayacaktır.
Devletin ilgili bütün birimlerini bir kalemde silip atmak kimilerinin “ama işler de çok hızlanıyor” diye sevinmesine neden olabilir ama sonu ülke için çok olumsuz olacaktır.

MERAK ETTİĞİM ŞEYLER

Belediye başkanı seçilen milletvekillerinin milletvekilliği de sürecek mi?

Binali Yıldırım belki de “Cumhurbaşkanı yardımcısı” görevini de üstlenerek İstanbul adayı olacak.
Belki seçimi kazanacak ya da kazandığı ilan edilecek.
Böylece iki görevi birden yürütecek.
Ankara'da hükümet toplantısına giderken İstanbul Valisi'nden “İl dışına çıkabilir” izin yazısını alacak mı yine?
Belediye Meclisi herhangi bir nedenle suç duyurusunda bulunup hakkında dava açılmasını isteyebilecek mi?
Buradan hareketle, merak ettiğim bir konu var.
Şu anda milletvekili olan birçok isim yerel yönetimlerde görev alabilmek için de başvurdu.
Bunlar arasında seçilemeyenler hiçbir şey olmamış gibi parlamentoya dönecekler yine.
Ama kazananların milletvekilliği bitecek.
Peki Yıldırım İstanbul Belediye Başkanı olduğunda Cumhurbaşkanlığı yardımcılığı sürecekse başkan seçilen milletvekillerinin milletvekilliği neden devam etmeyecek?

ÖNERİ

Arap plakalı araçlarla gezilmesin

Bir okurum uyarınca benim de dikkatimi çekti.
Türkiye'de çok sayıda Arap plakalı araç geziyor.
Bunların önemli bir kısmı Suriye'den gelenlerin yanlarında getirdikleri araçlar.
Irak'tan gelen de var.
Ayrıca Körfez ülkelerinden bazı zengin Araplar da Türkiye'de uzun tatil yapma niyetindeyse araçlarını da beraberlerinde getiriyor.
Bazı çok zengin Arapların lüks araçlarını uçakla getirdiklerini bile duydum.
Özellikle sahibi Arap olanların kullandığı araçları yazmamın nedeni basit.
Çünkü Arap ülkelerinden gelen araçlardaki yazılar doğal olarak Arap alfabesiyle yazılı.
Bu durumda herhangi bir nedenle böyle bir aracın plakasını not almanız gereken bir durumda bunu yapamıyorsunuz.
Diğer ülkelerden gelen araçların plakaları kaydetmek kolay oysa.
Bu nedenle Arapça plakalarla ülkemize gelen araçlara gümrükten geçerken herkesin anlayabileceği ve not alabileceği biçimde plakalar takılması zorunlu hale getirilmeli.

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more