Sözcü Plus Giriş
SAYGI ÖZTÜRK

Mesut Bey’in selamı var

25 Eylül 2018

Türkiye'nin yakın tarihinde yaşanan birçok olayın perde arkasını bulunduğu kritik görevler nedeniyle bilen Büyükelçi Kaya Toperi vefat etti. Birçok sır da onunla birlikte mezara gitti.

12 Eylül darbesinden bir gün sonra evinden alınan Kaya Toperi, ürkerek gittiği Milli Güvenlik Konseyi'nde de ilginç bir öneriyle karşılaşmıştı. Turgut Özal'ın Cumhurbaşkanlığı döneminde ona en yakın isimlerin başında geliyordu. Adeta Özal'ın sırdaşıydı. İşte Kaya Toperi'den ilginç anılar:

O ODADAN 3 YIL SONRA ÇIKTI

“1980'de Cumhurbaşkanının Dış İlişkiler Danışmanlığı görevine başlayamadan 12 Eylül darbesi oldu. 13 Eylül sabahı evde oturuyorum, kapıya bir teğmen geldi; ‘Kaya Bey, bakanlığa kadar gelir misiniz?' dedi. Doğrusu epey tedirgin oldum. Bakanlığa geldiğimde, beni bir odaya soktular. Karşımda üç albay vardı. ‘48 saatimiz var, devlet başkanımızın uluslararası bir basın konferansı olacak' dediler. Bir metin yazılacak ve bu metin İngilizce'ye, Fransızca'ya çevrilecek ve toplantı saatine kadar basılacak' dediler.

Öyle bir rahatladım ki, sormayın. Metin yazdık, çevirileri yaptık, matbaacıları getirttik ve konferans başlamadan önce de bu basılan metinleri ilgililerine dağıttık. İşte o gün girdiğim, odada tam üç sene hizmet verdim. Askerler ile çalışmak o kadar kolay bir şey değil. Ancak karşılıklı güven, diyalog ve saygı olunca işler daha rahat yürütülüyor.”

TABANCALARINI ALDI

Kaya Toperi, Özal'ın vefatından sonra Bern'e büyükelçi olarak tayin ediliyor. 1993'te Bern'de büyükelçi iken PKK tarafından saldırıya uğruyor. Toperi, o günü şöyle anlatıyor:

“120 kişiden fazla PKK'lı sefareti bastı. Bu olayın biraz öncesinde Ankara'dan tanıdığım dostum Belçika sefiri beni telefonla arayıp ‘Kaya, 120'den fazla PKK'lı sizin sefarete doğru geliyor. Ellerinde beyzbol sopaları, içinde taşlar olan valizler var. Önlemini al' dedi. Kapı tamirat halinde olduğu için kırıp girdiler. Baktım taşlar yağıyor camlara. Hemen alt kata indim ve panjurları kapattım. Benim ofisim de alt kattaydı. Camdan baktım, biri kocaman bir taşı aldı büyük bir kinli bakışla taşı kurşun geçirmez cama fırlattı. Cam çatladı. Ben hayatımda o kadar çirkin ve kindar bir bakış görmedim. O an her şey karardı.

Yukarıya çıkıp odamdan Browning ve Smith Wesson tabancamı aldım. Bir avuç mermiyi de alıp cebime koydum. Kapıya geldim. Polis bekliyor kapıda. Aç kapıyı dedim. Açar açmaz havaya ateş etmeye başladım. Bunun üzerine polisler de ateş etmeye başladılar. Yedi kişiyi ayağından, birini de dizinden vurdular. Teröristler dağılıp gitti.”

O TABANCALARI İSTEDİLER

“Hemen boş kovanları toplayın talimatını verdim. Çünkü biliyorum ki sorun çıkaracak. Nitekim biraz sonra Dışişleri Protokol Şefi ve Bern Emniyet Müdürü geldiler. Onlar bir şey demeden ‘İşte eseriniz. Gördünüz. Ülkenizde bize saldırıyorlar' dedim. Tabancaları istediler. Ben de kendi tabancalarımı uzattım. ‘Alın benim tabancalarımı. Lakin diğerleri devletin ve ben bunları size teslim edemem. Türkiye'den talimat gelmesi gerekir' dedim. Sefareti dolaştılar, her taraf yıkık dökük, taşlar dolmuş içeriye. Bakıp gittiler. Ama silahları da istiyorlar.

Ankara'dan soruşturma heyeti geldi. Heyet bir şey yapamadan Bern'den ayrıldı, ben de İsviçreliler ile karşı karşıya kaldım. Belçika dahil birçok sefaretten beni arayarak ‘Sonuna kadar arkanızdayız' dediler. Vatikan Temsilcisi üstünü aratmak pahasına ziyaretime geldi ve bütün kordiplomatiğin beni desteklediğini söyledi.”

BAŞBAKAN MESUT BEY SANDI

“Bir de tanımadığım bir adam geldi ve ‘Mesut Bey'in selamı var' dedi. Ben de Başbakan Mesut Yılmaz sandım ve ‘Berna Hanım ve çocuklar nasıllar?' diye sordum. ‘Yok o değil. Mesut Barzani selam söyledi. Elçiliğin etrafına 20 tane silahlı peşmerge koyduk. Rahat olsunlar diye haber gönderdi' dedi. O arada benim dokunulmazlığımın kaldırılmasını talep ettiler. Ben Ankara'nın yanıtını beklemeden eşimi ve eşyalarımı Bern'de bırakarak Ankara'ya geldim.

Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'i ziyaret ettim. ‘Sen en doğrusunu yaptın, seni kutluyorum ve destekliyorum' dedi. Kendi bakanlığımızda bana ‘Sana mı kaldı silaha sarılmak' eleştirisinde bulunuldu. Beni Ankara'da 8 ay süründürdüler. Sonunda Seul'e atandım.”

Tarihe ışık tutan ve çok kapsamlı söyleşiyi Bodrum Gündem dergisinin sahibi değerli meslektaşım Fatih Bozoğlu yapmıştı. Çok ilginç söyleşiden alınacak çok dersler, öğrenilecek çok konu var.

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more