Sözcü Plus Giriş
CAN ATAKLI

Maduro’dan devrimci çıkarmak safdilliktir

26 Ocak 2019

ANALİZ

Maduro’dan devrimci çıkarmak safdilliktir

Amerika'nın gündeminde Venezuela var.
Trump, “Ben bu adamı değil, muhalefet liderini devlet başkanı olarak tanırım” dedi, ortalık karıştı.
Genellikle batı ülkeleri bu karara katıldılar.
Güney Amerika ülkelerinin çoğu da aynı kanıda.
Birkaç Güney Amerika ülkesi ile Rusya, Çin gibi diğer dünya devleri ve Türkiye ise Maduro'dan yana.
Erdoğan, Türkiye'ye özgü “Dik dur eğilme bu millet seninle” sloganını telefonla Maduro'ya iletti.
Maduro da bu mesajı halka yaptığı balkon konuşmasından duyurarak bir de üstüne asker selamı verdi.
Şurası bir gerçek ki Maduro, Erdoğan'ın çok yakın dostu olmasa ve Nusret'in etlerinden tadıp da tuz dökme seremonisine katılmasa Venezuela gündemimizde bu kadar olmayacak.
Elbette Maduro Türkiye'de de çok konuşuluyor ama bana göre yanlış konuşuluyor.
Çünkü Erdoğan ve yandaşları, sırf Erdoğan sevdiği için Maduro'nun arkasına geçiyor.
Muhalefetin önemli bölümü de “Amerikan karşıtlığı” bağlamında Maduro'ya destek veriyor.
Çünkü Maduro, Bolivar geleneğinden geldiğini, sosyalist olduğunu söylüyor.
Maduro'yu devirmek isteyenin de Amerika olması, ülkemizdeki sol çevrelerde “emperyalist Amerika” tanımının köpürtülerek ortaya çıkmasına yol açıyor.
Böylelikle Türkiye'de iktidarla muhalefet Venezuela konusunda adeta “hemfikirmiş” gibi görünüyor.
Maduro kendisine sosyalist diyor olabilir.
Ama bu gerçekten sosyalist olduğu anlamına gelmez.
Ülkesinde enflasyonu yüzde on milyona çıkaran, ülkenin yarısını işsiz bırakan, muhalif olanlara çok ağır baskılar uygulayan biri herhalde sosyalist olarak anılamaz.
Bu nedenle Maduro için “antiemperyalist bir sosyalist” yaftası yapıştıranlara hayret ediyorum.
Bir kişinin Amerikan aleyhtarı olması arkasında durulması için başlı başına bir faktör değildir.
Amerika'nın Venezuela'ya emperyalist bir anlayışla yaklaşması ülkenin yönetimine doğrudan müdahale etmeye kalkması elbette asla kabul edilemez.
Ancak Maduro türü bir siyasetçi de sadece “seçilmiş kişi” sıfatıyla kutsanarak “hatasız kul” gibi savunulamaz.
Bence Türkiye'deki sol çevreler ve muhalefet ne yazık ki bu yanlışa düşüyor.
“Seçilmiş” Maduro halkın yüzde 46'sının katıldığı bir seçimde yüzde 67 oy aldı.
Ülkesini ağır bir yoksulluğa mahkum edip kan ve gözyaşından başka bir icraatı olmayan Maduro'nun bir süre sonra yerinden olması şaşırtıcı olmamalıdır.
Dünyanın öbür ucunda bir diktatör, halkın sokağa dökülmesi sonucu devrilirken Türkiye'de “antiemperyalist başkan” tartışmaları bana çok komik geliyor.

OKURDAN MESAJ

Ronaldo az daha hapse giriyordu, ya bizdekiler

Okurlarımdan biri futbolcuların aldığı çok yüksek transfer ücretlerini dile getirerek Türkiye'de pek konuşmadığımız bir gerçeği dile getirmiş.
Ben yorum yapmadan size bu mesajı iletmek istiyorum;
Sevgili Can Bey;
Futbolcu Ronaldo 18.7 milyon Euro ceza ödeyerek İspanya hükümeti ile anlaşıp, hapis cezası almadan yakayı zor kurtardı.
Peki bizim süper lig takımlarında en az sayısız yabancı oynuyor ama vergiyle ilgili böyle bir problemle karşılaşıldığını duydunuz mu?
Duyamazsınız.
Çünkü Türkiye'de futbolcu transferlerinde kaynaktan yüzde 15 vergi kesiliyor ve bu nihai vergi oluyor. Bir daha maliyenin yolunu tutmuyorlar.
Ödenen prim ikramiye ve maaşlar ise asgari ücretten veya ona yakın rakamdan muhtemel olarak gösteriliyor.
Biz işçiler 18.000 TL üzerinde yüzde 35'lere varan oranda vergi öderken milyonlarca kazanan futbolcular cüzi vergi ödüyorlar.
Bu haksızlık değil mi?

ÇOK GÜLDÜM

Cem Yılmaz'a çakma merakı hüsranla bitti

Cemaatin falan etkisiyle kendilerini “gerçek demokrat, hukuka ve insan haklarına en saygılı” olarak tanımlayan çoğu eski solcu bir kısım, güya aydın, Erdoğan'ın yükselmesine kova kova su taşımışlardı.
Şimdi çoğu buruşturulup bir kenara atıldı.
Bazıları hapiste.
Üstelik “darbe yapılacak” diye bas bas bağırdıktan sonra “darbeye kalkışmak” iddiasıyla hapisteler.
Bazıları ise bir kenara atılmış olmakla birlikte hâlâ bir yerden baş göstermeye çalışıyor.
İşte bunlardan biri Atilla Yayla, sanıyorum reytingi var diye “Cem Yılmaz'a çakmaya” kalkmış.
Aralarında Cem Yılmaz'ın da bulunduğu bazı yapımcıların sinema tekeline karşı sürdürdükleri mücadeleyi küçümseyen Yayla “Seçim kazanamayan siyasetçi (KK gibi) milleti, kendini yenileyemeyen komedyen (CMYMZ gibi) seyircilerini suçluyor. Yani ikisi de aynı şeyi yapıyor, insanları aşağılıyor ve daha da komiği, ekmek yediği kabı pisletiyor. Biraz insaf biraz izan….” diye bir tweet attı.
Liberal ya, tekelcilerden yana olması gerektiğine inanıyordur belki.
Cem Yılmaz'ın yine Twitter üzerinden verdiği cevap ise çok güzel olmuş.
Diyor ki Cem Yılmaz;  “Ati Bey, siyasi analiz ayağına şaka şaka şeyler yazmayın… Burası Vakko reyonu değil, ne yenilemesinden bahsediyorsun Allasen.”

MERAK ETTİĞİM ŞEYLER

Ölü seçmen sahtekarlığını yapanlar kim?

Seçimler yaklaştıkça kamuoyunda “hile olacak” endişesi de giderek artıyor.
Çünkü her yerden sahte veya kaydırılmış seçmen haberleri geliyor.
Gerçi YSK Başkanı, bunların hiçbirinin doğru olmadığını söyledi ama bu elbette kimseyi tatmin etmiyor.
O konulara ayrıca değinmek istiyorum önümüzdeki günlerde.
Ama bugün çok merak ettiğim bir konuyu dile getirmek istiyorum.
Muhalefetin incelemeleri sonucu 165 yaşında seçmen olduğu ortaya çıkmıştı,
Ayrıca bir tane 148 ve bir tane de 149 yaşındaki seçmen olduğu da anlaşılmıştı.
Yine seçmen kütüklerinde 6 binden fazla 100 yaşın üstü seçmen yazıldığı ileri sürülmüştü.
Hem İçişleri Bakanı hem de YSK Başkanı, bu durumun giderildiğini söylediler.
Güzel, aferin onlara.
Peki ama seçmen kütüklerine bu isimler nasıl girdi?
Bunların sorumluları yok mu?
Eğer muhalefet listeleri dikkatli gözle incelemese bu isimler muhtemelen sandığa gidip oy kullanacaktı.
Skandalın ortaya çıkması sorumluların da hesap vermesini gerektirmez mi?
Oysa şu ana kadar bu sorumsuzluğu kimlerin yaptığı konusunda açılmış hiçbir soruşturma haberi duymadık.

DÜZELTME

24 Ocak 1979 değil, 1980 olacaktı

Perşembe günkü köşemde 24 Ocak'ın yıldönümü nedeniyle Demirel'in başbakanlığı döneminde alınan 24 Ocak kararlarını anlatmıştım.
Ancak her nasılsa 24 Ocak kararlarının 1979 yılında açıklandığını yazmışım.
Ertesi gün Tele1'deki yayında bu yanlışımı gördüğümü belirterek düzelttim ama aynı gün bu köşe olmadığı için sizlere ulaşamadım.
Tamamen benim hatam.
24 Ocak kararları 1979'da değil 1980'de alındı. Yani 40 yıl değil 39 yıl önce.
Yine 24 Ocak'la ilgili bir diğer yazımda Uğur Mumcu'yu da anmıştım.
24 Ocak gerçekten kara bir gündü yakın geçmişimizde.
24 Ocak 2001'de Diyarbakır'ın efsane emniyet müdürü Gaffar Okan alçak bir silahlı saldırı sonucu şehit edilmişti.
24 Ocak 2007'de ise Türk siyasetinin en beyefendi isimlerinden İsmail Cem aramızdan ayrılmıştı.
Gerçek şu 24 Ocak hiç de uğurlu bir gün değil.