Sözcü Plus Giriş
EGE CANSEN

Toplam milli gelir düşerken, kişi başına gelir de düşer

5 Eylül 2019

Resmi rakamlara göre 2019 yılının ikinci çeyreğinde (nisan, mayıs, haziran) gayri safi yurtiçi hasıla (GSYH) yani kısaca “milli gelir”, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 1.5 azalmış. Ama bu yılın ilk çeyreğine (ocak, şubat, mart) göre yüzde 1.2 artmış. İlk bakışta bu sonuçlar bize “En kötü dönem geride kaldı; büyüme tekrar başladı” diyor. Ancak büyüme sonuçlarını, piyasa bilgileriyle “çapraz olarak tahkik etmek istediğimizde” boşlukta kalıyoruz. Mesela yılın ikinci çeyreğinde hane halkı tüketimi, birinci çeyreğe göre yüzde 3 kadar artmış gözüküyor. Ancak, olmayan mal satılamayacağına göre, bu “talebi” yani perakende satış artışını karşılayacak kadar bir “arz” artışının olmuş olması gerekir. Malum; “yok satmak” olmayan malı satmak değil, “Talebi karşılayamıyoruz” demektir. Üretim artışı yok, ithalat çökmüşse geriye arz artışını sağlayacak tek kaynak “stok eritme” kalıyor. Bir yıldan fazladır hem üretim hem ithalat ciddi geriliyor. Stokları bir türlü eritemedik mi? Ne bitmez mal stoku varmış bu memlekette?

BÜYÜMENİN MOTORU CARİ AÇIK AZALMASI

Neyse; resmi rakamlara ne kadar güvenmesek de, elimizde kullanacak başka veri seti olmadığı için, yine onlar üzerinden yorumlarımıza devam edeceğiz. 2019'un İkinci çeyreğinde toplam GSYH geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 1.5 azalmış. Bu sonuç şöyle orta çıkmış: Hane halkı tüketiminin katkısı yüzde 0.62 azalmış, kamu tüketimininki yüzde 0.46 artmış. Toplam tüketimin milli gelire katkısı eksi çıkıyor. Azalış yüzde 0.16. Yatırım harcamalarının katkısı da eksi. Hem de eksi yüzde 7'den fazla. Büyümenin çok düşmesini önleyen tek şey cari açığın azalmasıdır. Cari açık azalması milli geliri 5.67 artırmış. Diğer bir deyişle, eğer cari açık azalmasıydı milli gelirimiz yüzde 7.17 düşmüş olacaktı. Cari açık rakamı küçüldüğü için “küçülme” sadece yüzde 1.5'te kalmış.

CARİ AÇIK AZALMASI, YURTİÇİ HARCAMALARIN AZALMASI DEMEKTİR

Türk ekonomisi “cari açığını sıfırlama” gibi çok büyük bir dönüşümden geçiyor. İnşallah bu dönüşüm kalıcı olur ve Türkiye cari açıksız büyüme becerisini elde eder. İnşallah diyorum çünkü bu dönüşüm, halkın tüketim ve yatırım harcamalarının azalmasına yol açıyor. Yani dönüşüm sürecinde halk, çaresiz fakirleşiyor. Cari açık, borç yemek demektir. Dış borç alarak yurtiçinde tüketmek halkı mutlu eder. Borcu ödemek ise ıstırap kaynağıdır. Şimdi hem fakirleştik hem de dış borç ödüyoruz. Sıkıntımız katmerlidir.  Bize kalsa sonsuza kadar cari açık vererek büyümeye devam edecektik ama hain dış güçler buna izin vermedi. Siz bugüne kadar “Cari açık vermeden büyümek istiyoruz, bedeli ne ise millet olarak bunu ödemeyi göze almalıyız” diyen bırakın siyasetçiyi, tek bir iktisatçı gördünüz mü?  Bizim iktisatçılarımız sabahtan akşama “Merkez Bankası sıkı durmalı” yani “Dışarıdan borçlanma sürmeli” diyor. Ama haklarını yemeyelim; hepsi “katma değeri yüksek üretim” ve “halkı üzmeyen yapısal reformlar” istiyor.

Son söz: Her acı ilaç faydalı değildir.

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more