Sözcü Plus Giriş
UĞUR DÜNDAR

Libya ile mutabakat muhtırası imzalanması önemli bir gelişme

14 Aralık 2019

Türk Silahlı Kuvvetleri'nin 26'ncı Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'dan Türkiye'nin dış politikası konusunda çarpıcı tespitler:

26. Genelkurmay Başkanı ile söyleşimizde bugün Türk dış politakasındaki önemli gelişmeleri masaya yatırmaya devam ediyoruz.

UĞUR DÜNDAR:  Sayın Başbuğ, Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti arasında 27 Kasım 2019'da imzalanan anlaşmayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

İLKER BAŞBUĞ: Türkiye kıyıdaş yönetim/devletler tarafından yapılan karşılıklı MEB antlaşmalarına sadece itiraz eden devlet kurumunda bulunmak yerine, karşılıklı sınırlandırma antlaşmaları yapmaya hazır olduğunu beyan ederek Türkiye'nin milli menfaatlerinin gerektirdiği Doğu Akdeniz'deki MEB'lerini gecikmeksizin ilan etmelidir.

Türkiye ile Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti arasında 27 Kasım 2019'da “Güvenlik ve Askeri İşbirliği Mutabakat Muhtırası” ile iki ülkenin uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarının muhafazasını hedefleyen “Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası” imzalanmıştır. Daha sonra da TBMM bu antlaşmaları onaylamıştır.

Elbette Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması açısından bu olumlu, önemli bir gelişmedir.

Trablus merkezli Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti şu anda BM nezdinde meşru Libya temsilcisi durumundadır.

Tobruk merkezli, Rusya, Mısır, Fransa ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin desteklediği Libya Ulusal Ordusu ile Ulusal Mutabakat Hükümeti arasında çatışmalar ise devam etmektedir.

Bu arada hatırlatmakta yarar olan, bu konuya ilişkin bazı hususlar vardır:

Libya, 27 Mayıs 2009'da Libya Genel Halk Komitesi tarafından çıkarılan bir yasa ile 200 deniz mili genişliğinde MEB ilan etmiş ve bunu da Birleşmiş Milletlere bildirmiştir.

Genelkurmay Başkanlığı 20 Ekim 2009 ve 19 Şubat 2010 günlerinde yapılan Milli Güvenlik Kurulu Toplantıları'na Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki hak ve menfaatlerinin korunması konusunu iki defa getirmiştir.

Konu 19 Şubat 2010 günü yapılan Milli Güvenlik Kurulu Toplantısı sonrasında açıklanan basın bildirisinde şu şekilde yer almıştır:

19 Şubat 2010, MGK Toplantısı Basın Açıklaması, 2. Madde, d. Fıkrası:

“Ülkemizin dış politika öncelikleri arasında yer alan Doğu Akdeniz'deki hak ve menfaatlerimizin korunması konusunda da ilgili tüm kurum ve kuruluşlarımızın işbirliği ve eşgüdüm içinde icra ettikleri faaliyetlerin sürdürülmesi kararlılığı yinelenmiştir.”

TÜRKİYE'NİN NATO'DAN AYRILMASI EGE'DEKİ DENGELERİ ALTÜST EDER

DÜNDAR: Konuyu biraz değiştiriyorum. Türkiye'nin NATO ve Avrupa Birliği ile olan ilişkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

BAŞBUĞ: NATO'ya sadece “güvenlik”, AB'ye ise sadece “ekonomik” bir yapılanma olarak bakılmamalıdır. NATO'nun ayrıca siyasi ve teknolojik gücü vardır. AB'nin ise siyasi yapılanması ve siyasi gücünün yanında, gittikçe güçlendirilmek istenilen bir askeri gücü de vardır.

Uluslararası kuruluşlarda, kuruluşların karar organlarında yer alınması ve alınan kararları etkileme gücüne sahip bulunulması önemlidir. Türkiye NATO'da alınacak kararları önleme gücüne sahiptir. Bu güç küçümsenmemelidir. ABD karşıtlığını, NATO karşıtlığına dönüştürmek ise yanlıştır.

Türkiye'nin NATO'dan ayrılışı özellikle Ege Denizi'ndeki Türk-Yunan dengesini altüst eder. Bu nokta iyi anlaşılmalıdır. Ayrıca, NATO üyeliği Türkiye'ye güç ve önem kazandırmaktadır.

Türkiye en büyük ekonomik ilişkisini AB üyesi ülkeler ile gerçekleştirirken, AB'nin karar organlarında yer almamaktadır.

Bugün, Türkiye'nin haklı olarak kabul etmediği Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin deniz yetki alanları ile görüşleri; AB tarafından Sevilla Üniversitesi'ne yaptırılan ve kabul edilen Avrupa Deniz Yetki Alanları Haritası'na dayandırılmaktadır.

Bu haritaya göre; Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki MEB'i 189.000 kilometrekareden, 41.000 kilometrekareye inmektedir. Bu örnek de, AB'nin siyasi güce sahip olduğunun bir göstergesidir.

TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜ SAĞLANMIŞ SURİYE, TÜRKİYE İÇİN HAYATİ ÖNEMDE

DÜNDAR: Suriye ve Irak ile olan ilişkiler hakkında ne söylersiniz?

BAŞBUĞ: Türkiye Irak'ta alanda yer alamadığı için 2005 yılında oluşturulan Irak Anayasası'nda etkin olamamıştır.

Etnik yapılanmaya dayanan Irak'taki federal yapı, Irak'taki sorunların sonlandırılmasını önlemektedir. Irak'taki problemlerin devamı ise Irak'ı istikrarsız bir konumda tutmaktadır. Bugün Irak'taki iç çatışmaların, etnik temelde, giderek arttığı izlenmektedir. Bu durum Türkiye'nin öncelikle güvenliğini ve ekonomisini olumsuz etkilemektedir.

Suriye'de 2011'de başlayan iç savaş halen devam etmektedir. Bugün, Suriye'nin 2011 öncesi sahip olduğu toprak bütünlüğünü ve siyasi birliğini koruyup koruyamayacağı bilinememektedir.

Toprak bütünlüğünü ve siyasi birliğini korumuş bir Suriye'nin varlığı, Türkiye'nin milli menfaatleri ve güvenliği için kaçınılmazdır. Bunun yolu ise bir an önce Suriye merkez hükümeti ile olan siyasal ilişkilerin normalleşmesine, Rusya ve ABD ile dengeli siyasetlerin uygulanmasına, Suriye'nin kuzeyindeki YPG'nin varlığına son verilmesine ve Türkiye'de bulunan Suriyeli geçici sığınmacıların, anavatanlarına dönmelerinin sağlanmasıdır.

YURTTA SULH DÜNYADA SULH PASİF BİR POLİTİKA DEĞİLDİR

DÜNDAR: Son olarak ne söylemek istersiniz?

BAŞBUĞ: Sonuç olarak dış politikada izlenecek genel yol, Mustafa Kemal Atatürk'ün koyduğu “Yurtta Sulh, Dünyada Sulh” olmalıdır. Bu prensip doğru anlaşılmalıdır. Bakınız Atatürk bu politikayı neden düşündüğünü ve nasıl uygulanması gerektiğini şöyle ifade etmektedir:

“Esaslı devrim ve gelişim içinde bulunan bir memleketin hem kendisinde hem de komşularında barışı ve huzuru cidden kabul etmesinden, istemesinden başka bir şey düşünülemez.

Barışın ebedi olacağına inanmak ise safdillik olur. Bu o kadar önemli bir gerçektir ki, onda bir anlık gaflet bile milletin hayatını tehlikeye sokar. Hukukumuz, şeref ve haysiyetimize saygı gösterildikçe, karşı saygıda asla kusur etmeyeceğiz.

Fakat zayıf olanların hukukuna saygının noksan olduğu, saygı gösterilmediğine tecrübelerle şahit olduk.

Onun için her türlü ihtimallerin gerektireceği hazırlıkları yapmakta asla gecikmeyeceğiz.”

Görüldüğü gibi bazılarının ileri sürdüğü gibi “Yurtta Sulh, Dünyada Sulh” politikası “pasif” bir uygulama değildir.

Yurtta Sulh, Dünyada Sulh politikası elbette, komşularımız ile barış ve huzurlu olmamızı, büyük devletler arasında olabilecek çatışmaların içine asla girmememizi bize işaret etmektedir.

Ancak, hukukumuz, şeref ve haysiyetimize saygı gösterilmediği durumlarda, kimsede Türkiye'den sessiz kalmasını bekleyemez. Bunun için de, Atatürk'ün işaret ettiği gibi Türkiye böyle durumlara karşı her zaman hazırlıklı bulunmalı, Türkiye'ye karşı düşmanca düşünce ve davranışlar içine gireceklere de, böyle davranırlarsa pişman olacaklarını, sahip olduğu “caydırıcı gücü” ile barış zamanında göstermek zorundadır.

Yurtta Sulh, Dünyada Sulh'un anlamı budur.

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more