Sözcü Plus Giriş

Nevşehir ve Kırşehir bayram namazı saat kaçta kılınacak? 2020 Diyanet Nevşehir, Kırşehir duha (kuşluk) namazı vakitleri…

Bayram namazı için geri sayım başladı. Ramazan Bayramı'nı karşılayacak Müslümanlar namaz vakitlerini araştırmaya başladı. Müslümanların ayı olarak bilinen Ramazan ayı geride kaldı ve bayrama erişmenin huzuru yaşanıyor. Tüm yurtta olduğu gibi Nevşehir ve Kırehir'deki Müslümanlar da bayram namazı saatlerini araştırıyor. Peki bu sene Nevşehir'de bayram namazı saat kaçta? Kırşehir'de bayram namazı saat kaçta kılınacak? İşte 2020 Diyanet Nevşehir, Kırşehir bayram namazı vakitleri...

13:58 -
Nevşehir ve Kırşehir bayram namazı saat kaçta kılınacak? 2020 Diyanet Nevşehir, Kırşehir duha (kuşluk) namazı vakitleri…

Tüm İslam alemi için oldukça önemli olan iki büyük bayramdan Ramazan Bayramı geldi çattı. Nevşehir ile Kırşehir bayram namazı saatleri de Diyanet İşleri tarafından yayınlandı. Bu sene pandemi dolayısıyla camilerde bayram namazı kılınamayacak. Hem Nevşehir’de hem de Kırşehir ilinde yaşayanlar bayram namazını belirlenen saatlerde evlerde kılabilecek. İşte 2020 Nevşehir ve Kırşehir bayram namazı saati…

NEVŞEHİR’DE BAYRAM NAMAZI SAAT KAÇTA?

Diyanet İşleri Başkanlığı, bu sene pandemi nedeniyle bayram namazının evlerde kılınacağını açıkladı. Bayram namazı saatlerini de yayınlayan Diyanet, 2020 Nevşehir bayram namazı saatini 05:56 olarak açıkladı.

KIRŞEHİR’DE BAYRAM NAMAZI SAAT KAÇTA?

Corona virüsü salgını nedeniyle evlerde kılınacak bayram namazı saatleri Kırşehir için de belli oldu. Diyanet 2020 Kırşehir bayram namazı saatini  05:57 olarak yayınladı.

TÜM İLLERİN BAYRAM NAMAZI SAATİ İÇİN TIKLAYINIZ

DUHA NAMAZI NEDİR? KUŞLUK NAMAZI SAAT KAÇTA KILINIR?

Duha namazı aynı zamanda kuşluk namazı olarak da bilinir. Güneşin bir mızrak boyu yükselmesinden, yani Güneş doğduktan 45 dakika sonra başlar, öğle namazına 45 dakika kalıncaya kadar devam eder. Niteki bir hadîs-i Şerîfte: “Kuşluk namazı, deve yavrusunun ayakları sıcaktan kızdığı zamandır.” Buyurulur. (Müslim, Misâfirîn, 143)Duhâ (kuşluk) namazı dediğimiz nafile namaz bu andan itibaren kılınır. Zeval vaktine yarım saat kalıncaya kadar devam eder. İki veya dört veya sekiz veya on iki rek‘at kılınabilirse de, en faziletlisi sekiz rek‘at kılmaktır.

CEMAATLE NAMAZ

a) Cemaatle Namaz Kılmanın Faziletiİslâm dini birlik ve beraberliğe büyük önem vermiştir. Günde beş vakit namazın bir arada eda edilmesinin teşvik edilmesi, haftada bir cuma namazı-nın ve senede iki kez olan bayram namazlarının topluca kılınmasının gerekli görülmesi, müminlerin görüşüp halleşmelerine, birbirleriyle yardımlaşmalarına vesile olmak gibi bir anlam taşımaktadır. Bu bakımdan cemaatle namaz esp-risi, oluşturulmak istenen birlik ruhunun hem bir göstergesi ve hem de o birlik ruhunun sağlamlaştırıcısı ve devam ettiricisi olmaktadır.”Ve sen içlerinde olup da onlara namaz kıldıracak olursan, onlardan bir bölümü seninle birlikte namaza dursun, silâhlarını da yanlarına alsınlar”(en-Nisâ 4/102) âyetinde Allah Teâlâ cihad sırasında korkulu anlarda bile cemaatle namaz kılmayı söz konusu etmektedir.

Korkulu anlarda cemaatle namaz kılmanın teşvik edilmesi, normal zamanlarda cemaate riayet edilmesinin daha öncelikli ve önemli olduğunu da belirtmiş olmaktadır. Savaş durumunda namazın, normal kılınış biçiminin dışında farklı bir şekilde kılınması, cemaatin önemi ve güvenlik gibi sebeplerle açıklanabileceği gibi, bunda sahâbenin Peygamber'le birlikte namaz kılma iştiyakının da rolü bulunmaktadır. İnsanlar Hz. Peygamber’in arkasında, iki ayrı grup halinde nöbetleşe namaz kılınca, hem cephe terkedilmemiş, hem de herkes Hz. Peygamber’in arkasında namaz kılmış olmakta ve bu suretle Hz. Peygamber’in belli bir grupla namaz kıldığı takdirde ortaya çıkması muhtemel olan yanlış anlamanın önüne geçilmiş olmak-tadır.

Hz. Peygamber cemaatle namazı teşvik sadedinde cemaatle kılınan na-mazın, tek başına kılınan namazdan yirmi yedi veya yirmi beş derece dahafaziletli olduğunu belirtmiştir(Buhârî, “Ezân”, 30; Müslim, “Mesâcid”, 42). Kendisi de hayatı boyunca cemaate namaz kıldırmış, hastalandığında ise cemaate katılarak Ebû Bekir’in arkasında namaz kılmıştır. Cemaatle namaz, içerdiği dayanışma ve yardımlaşma anlamı nedeniyle İslâm’ın bir şiarı ve sembolü haline gelmiştir ve vazgeçilmez bir uygulama olarak öylece devam etmiştir.Cuma namazı dışında en kuvvetli cemaat, sabah namazının cemaati,sonra yatsı namazının cemaati, sonra ikindi namazının cemaatidir.

Ebû Hüreyre’den rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “İn-sanlar ilk safın sevabını bilselerdi, ön safta durabilmek için kura çekmekten başka yol bulamazlardı. Namazı ilk vaktinde kılmanın sevabını bilselerdi bunun için yarışırlardı. Yatsı namazı ile sabah namazının faziletini bilselerdi,emekleyerek de olsa bu namazları cemaatle kılmaya gelirlerdi”.

CEMAATLE NAMAZ KILMANIN ADABI

Camiye giderken vakarlı olunması gerekir. Hem gösteriş izlenimi vermemek için hem de vakarın bir gereği olarak koşmadan normal bir şekilde yürünmesi uygun olur. Pek hoş olmamakla birlikte acele yürünebilir. En iyisi, cemaate katılmanın hazırlığını daha önceden yapmak ve ona göre davranmaktır. Müezzin kamet getirmeye başladığı veya namaza durulduğu sırada camiye gelen kişi, vaktin sünneti de olsa hiçbir nâfile namaz kılma-dan hemen cemaate katılmalıdır. Bunun istisnası sadece sabah namazını sünnetidir. İmam selâm vermeden cemaate yetişebileceğini tahmin eden kişinin, sabah namazının sünnetini kılıp sonra imama uyması uygundur.Öğle veya cuma namazının sünnetine başladıktan sonra cemaatin farza durması veya hatibin minbere çıkması halinde iki rekat tamamlanınca selâm verilir. Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelîler cemaatle kılınan farzın kaçırılmasın-dan endişe edildiği takdirde nâfile namazın hemen kesilebileceğini söylemişlerdir. Hanefîler’e göre yalnızca bir rekat kaçıracağını tahmin eden kimse namazı kesmeyip iki rekat kılarak selâm verir; üçüncü rekata başlamış olan kimse de aynı şartla dört rekatı tamamlar.Dört rek‘atlı bir farz namazı tek başına kılmakta olan kimse, cemaatle namaz için kamet getirildiğinde henüz bir rekatı tamamlamamışsa hemen namazını keserek cemaate katılmalıdır; birinci rekatın secdesini yapmışsa,bu takdirde ikinci rekatı tamamladıktan sonra selâm vermek suretiyle na-mazını keserek cemaate katılır.

KIRŞEHİR İLİ HAKKINDA

Kırşehir doğu ve güneydoğuda Nevşehir, güneyde Aksaray, kuzeybatıda Kırıkkale, kuzeydoğu ve doğuda Yozgat, batıda Ankara ile çevrilidir. Kabaca bir paralelkenarı andıran il topraklarını güney ve güneybatıda Kızılırmak, batı da ve kuzeybatıda Kılıçözü Deresi, kuzey ve kuzeydoğuda Deliceırmak sınırlar. İl topraklarının genişliği ülke topraklarının binde 8`i, İç Anadolu topraklarının yüzde 2,9’u kadardır.

İlin yüz ölçümü 6.570 kilometrekaredir. Bu yüzölçümün ilçelere göre dağılımı şöyle: Akçakent 370 Akpınar 582 Boztepe 747 Çiçekdağı 891 Kaman 1284 Kırşehir Merkez 1719 Mucur 992 km²’dir.

Orta Kızılırmak Havzası’nda ve bölümünde yer alan Kırşehir il topraklari 39°41′- 39°48′ kuzey enlemleri ile 33°25′-34°43′ doğu boylamlan arasında yer alır. Denizden 985 metre yükseklikte olan şehrin kuşuçuşu olarak gerçek uzaklığı Karadeniz’e (Sinop) 334 km, Akdeniz’e (Anamur Burnu) 362 km.

Kırşehir, yönetim bakımından doğu ve güneydoğuda Nevşehir’in Kozaklı, Hacıbektaş ve Gülşehir; güneyden Aksaray’ın Ortaköy güney ve güneybatıda Ankara’nın Şereflikoçhisar ve Bâlâ; kuzeybatıda Kırıkkale’nin Keskin ve Delice; kuzey ve kuzeydoğuda Yozgat’ın Boğazlıyan ve Yerköy ilçeleri ile çevrilmiştir.

Kent, Kayseri ve Nevşehir ile birlikte Kapadokya diye anılan üçgenin kuzeyindedir. Çoğu ya kaybolmuş ya da bilinmeyen eserlerin bulunduğu Kapadokya’nın merkezi ise Kırşehir’dir. Kapadokya Bölgesi, Kayseri merkez olmak üzere Tuz Gölü’nün doğusundan, güneyde Doğu Toroslar; kuzeyde Kırşehir ve Sivas’ın önemli bir kısmını içine alarak Malatya’ya kadar uzanır. Pers dilinde “Katpatukya” olarak adlandırılan Kapadokya’nın sözlük anlamı “Güzel Atlar Ülkesi”dir. Burası binlerce yıl, birçok devlete kucak açmıştır. Kimlerin ne kadar zaman önce buralara geldiği belli değildir.

NEVŞEHİR İLİ HAKKINDA

Kent, Orta Çağ ve Yeni Çağ’da, Seandos; Nissa ve Muşkara adıyla anılıyordu. Anadolu, Büyük Selçuklu Devleti’nin elindeyken eski adı Nissa’nın yerinde Muşkara adında bir köy vardı. Muşkara sağlam yapılı anlamındadır. 18 evlik küçük bir köy olan Muşkara, Ürgüp’e bağlıydı.

Tarihçi Charles Texier’e göre; 12. yüzyıl sonlarına doğru, yani Selçuklular zamanında, Nissa şehri halkı yavaş yavaş şehirden ayrılarak, başka bir yere göç etmişlerdir. Çevre ile ilgili bilgi veren tarihçiler, bu yeni göç yerinin Muşkara olduğunu yazarlar.

Osmanlılar döneminde ise Muşkara yerine Nevşehir kullanılmaya başlandı. IV. Mehmet’in oğlu Şehzade III. Ahmet’in sır katibi, Muşkaralı İbrahim, Nevşehirli Damat İbrahim Paşa olarak sadrazamlığa getirildiğinde doğduğu kent olan Muşkara’da büyük bayındırlık hareketine girişti. İmaretler, camiler, medreseler, hamam ve çeşmeler yaptırdı. Muşkara adını değiştirerek, kente Yenişehir anlamına gelen Nevşehir adını verdi.

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more