MHP lideri Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında açıklamalarda bulundu. Burada dikkat çeken açıklamalar yapa Bahçeli'nin konuşmasından öne çıkanlar şöyle oldu:
"Trump'ın Hürmüz'ün açılması şartıyla 2 haftalık ateşkesi kabul ettiklerini söylemesi buna karşın savaş hedeflerine ulaşıldığını ilan etmesi krizin masaya taşındığını göstermiştir. Silahların susması bir ara safha. Silahlar geçici olarak sustu, ama hesaplar kapanmadı. Kalıcı çözüm zemini oldukça zayıftır. Savaşın nihayete ermesi ve barışın sağlanması ise erişilebilir bir hedef olmaktan uzaktır. Bu nedenle bugün ateşkes diye sunulan tabloyu saf dil bir iyimserlikle değil, devlet ciddiyetiyle okumak zorundayız. Çünkü ateşkesin kendisi bile bir güç mücadelesinin aracına dönüşmüş durumdadır. Trump'ın, Hürmüz Boğazı'nın açılması şartıyla iki haftalık ateşkesi kabul ettiklerini ve İran'dan 10 maddelik teklif aldıklarını söylemesi, buna karşılık İran'ın da savaş hedeflerine ulaşıldığını ilan etmesi krizin masaya taşındığını göstermiştir. Anlaşılmaktadır ki silahların geçici olarak susması, hesapların kapandığı değil, gerek sahada gerek masada yeniden ayarlandığı bir ara safhaya işaret etmektedir. İstanbul'da 12 Nisan'da gerçekleştirilen doğrudan ABD-İran müzakereleri ise herhangi bir anlaşma sağlanamadan sona ermiştir.
"DÜNYA BARIŞ KONSEYİ KURULMALI"
İslamabad'da sonuçsuz kalan görüşmeler, bölgedeki çatışmaların küresel bir yıkıma evrilme ihtimalini daha da kuvvetlendirmiştir. Denetimsiz ve önü alınmayan güç rekabeti ve silahlanma hırsı nasıl ki bugün Orta Doğu'da bombaların patlamasına sebebiyet veriyorsa, yarın Avrupa'nın göbeğinde, Asya'nın düğüm noktalarında ve Afrika'nın kırılgan havzalarında daha büyük yıkımların da önünü açacaktır. 2020'de küresel salgınla sarsılan insanlık, Ukrayna-Rusya savaşıyla, Kızıldeniz ve Karadeniz'de bozulan ticaret güvenliğiyle, Gazze'deki insanlık dramıyla, Lübnan'daki yıkımla, Etiyopya'da, Sudan'da ve Somali'de patlak veren krizlerle durmaksızın savrulmuştur. Keşmir hattında Hindistan ile Pakistan'ın karşı karşıya geldiği, bugün Pakistan'da Pakistan-Afganistan geriliminin on binlerce insanın hayatını alt üst ettiği bir dünyada, yangının tek bir bölge ile sınırlı kalacağını düşünmek tehlikeli bir gaflettir. Dünya Savaşı ihtimalinin daha yüksek sesle telaffuz edildiği böylesi bir dönemde, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Sayın Antony Kuvvertes'in öncülüğünde ABD, Rusya Federasyonu, Çin Halk Cumhuriyeti, Türkiye ve Avrupa Birliği'nin katılımıyla bir Dünya Barış Konseyi mekanizmasının derhal hayata geçirilmesi, insanlık nam ve hesabına tarihi bir mecburiyettir.
"TÜRKİYE, ELİNİ TAŞIN ALTINA KOYMAYA HAZIRDIR"
Barış lafzını taşıyıp savaşı fiilen büyüten ikircikli anlayışların değil, adaleti, dengeyi ve hakkaniyeti esas alan yeni bir küresel iradenin tecellisi artık kaçınılmazdır. Türkiye, tarihinin yüklediği sorumlulukla ve coğrafyasının biçtiği misyonla elini taşın altına koymaya hazırdır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün "Yurtta sulh, cihanda sulh" vecizesi, dün olduğu gibi bugün de atacağımız her adımın rotasını, yürüyeceğimiz tüm yolların istikametini tayin edecektir.
“İSRAİL BU SAVAŞIN TEK SORUMLUSUDUR”
İsrail'in Lübnan'a düzenlediği hava saldırılarında yaşanan can kayıpları, siyonist hesapların Lübnan topraklarını terk etmeye niyetli olmadığını göstermektedir. İsrail'in Lübnan'ın egemenliğini ihlal eden saldırıları derhal durdurulmalı. İsrail bu savaşın gerçek ve tek sorumlusudur. İsrail üzerinde bir baskı mekanizmasının işletilememesi uluslararası sistemin esas sorunudur. Bölgedeki her sarsıntı, Türkiye'ye mezhepçilik, etnikçilik ve vekalet savaşları üzerinden yeni faturalar çıkarmak isteyen odakların iştahını kabartmaktadır. Türkiye'yi içeriden tartışmalı hale getirmek, etnik ve mezhebi fay hatlarını kaşımak, Terörsüz Türkiye süreci devam ederken devletin omurgasını yumuşatmak, sınır dışındaki kirli hesapların içerideki yankısından başka bir şey değildir.
"TERÖRSÜZ TÜRKİYE ISRARIMIZ DAHA İYİ ANLAŞILDI"
İç cepheyi sağlam tutmadan, dış kuşatmayı yarmak mümkün değildir. Terörsüz Türkiye sürecini sürdürmekteki ısrar ve kararlılığımızın temel sebepleri daha iyi anlaşılmaktadır. Hal böyleyken bu süreci bahane ederek MHP'nin çizgisini sorgulamaya yeltenen sözde muhalefet her şeyden önce kendi basiretsizliğini ele vermektedir.
“TARIM ERTELENEBİLECEK BİR YATIRIM KALEMİ DEĞİL”
0Tarım meselesine sadece çiftçinin gündemi gibi bakamayız. Tarım, toprağın hayatla buluşma biçimidir. Günümüz dünyasında bir millete diz çöktürmenin tek yolu işgal değildir. Dışa bağımlı hale gelen millet, diz çökmüş demektir. Bu nedenle gıda güvenliği doğrudan doğruya bir milli beka meselesidir. Tarım meselesi ertelenebilecek bir yatırım kalemi değildir. Savaş bazen sınır hattında olur, bazen gümrük kapılarında, bazen vatandaşlarımızın kesesine giden yolda olur.
Bize düşen toprağı küstürmemektir. Bize düşen çiftçiyi yalnız bırakmamaktır. Bize düşen köyü boşaltan değil, milletin efendisi olan köylüyü yaşatan politikaları hakim kılmaktır. Kara toprağa terini katık edip, soframıza nimet ulaştıran çiftçimizi ezdirmemek elbette bize düşecektir. Fırsatçıları tek tek belirlemeleri ve nerede bir gayrimeşru bir kazanç alanı varsa derhal devlet eliyle kapatılmalıdır."