Orta Doğu’nun can damarı Fırat Nehri’ndeki su seviyesinin kritik eşiğin altına düşmesi, hem bilim dünyasını hem de teolojik çevreleri harekete geçirdi. Irak Su Kaynakları Bakanlığı'nın "2040 yılında nehir tamamen kuruyabilir" uyarısı, İncil’deki "Vahiy" bölümünde yer alan kıyamet tasvirleriyle birleşince küresel çapta bir tartışmanın fitilini ateşledi.
Bazı Hristiyan teologlar ve topluluklar, Vahiy Kitabı’ndaki (Yuhanna) kehanetlere dayanarak Fırat’ın kurumasını "dünyanın sonu" için bir işaret fişeği olarak kabul ediyor. Kutsal metinlerde geçen; nehrin kuruyacağı, büyük bir imparatorluğun sarsılacağı ve "Doğu’dan gelecek büyük bir orduya yol açılacağı" ifadeleri, güncel jeopolitik gerilimlerle ilişkilendiriliyor.
Özellikle ABD’deki iç dalgalanmalar ve Orta Doğu’da süregelen çatışmalar, bu teoriyi destekleyen kitleler tarafından "Kıyamet kronolojisinin başlangıcı" olarak yorumlanıyor. Dini yorumların aksine bilim insanları, nehirdeki çekilmenin ardında somut ve önlenebilir nedenler yatıyor.
NASA verilerine göre Fırat, 2003 ile 2009 yılları arasında Ölü Deniz’in toplam hacmine eşdeğer miktarda su kaybetti. Uzmanlar, kaybın en büyük nedeninin iklim değişikliğine bağlı kuraklık ve tarımsal amaçlı yapılan kontrolsüz yeraltı suyu pompalaması olduğunu vurguluyor.
Irak hükümeti, acil uluslararası önlem alınmadığı takdirde Fırat’ın 2040 yılına kadar haritadan silinebileceği konusunda uyarılarını yineliyor. Bu tarih, dini çevrelerin kıyamet teorileriyle tesadüfi bir şekilde eşleşse de, bilim dünyası için bu bir "ekolojik çöküş" uyarısı niteliği taşıyor.
Kehanetlere inananlar için bu bir "tanrısal işaret" olsa da, jeologlar ve çevre stratejistleri için Fırat’ın kuruması; milyonlarca insanın susuz kalması, kitlesel göçler ve yeni su savaşlarının kapıda olması anlamına geliyor.