Bu web sitesi ne yazık ki Internet Explorer 9 ve altını desteklememektedir. Lütfen web tarayıcınızı Internet Explorer 10 ve üstü bir sürüme yükseltiniz.
Temiz kalın, ilkeli olun, korkmayın!
Temiz kalın, ilkeli olun, korkmayın!
Uğur Dündar, hayat dersi gibi meslek sırrını böyle açıkladı: Yazarımız, duayen gazeteci Dündar, hayatını kaleme alan arkadaşımız Gökmen Ulu’ya konuştuHerkese, onurlu bir yaşam için “Hiçbir gücün önünde eğilmemeyi” tavsiye etti.
Gökmen ULU
Yaşam 21 Aralık 2019 - 06:00

Gökmen Ulu: Kolombiyalı yazar Gabo, “Gazeteci yaşadığı çağın tanığıdır” der. Siz de yarım asırlık meslek yaşamınızda neler neler görmüşsünüz. Özellikle,“Arena” programı yıllarında kirli siyasetin pisliklerini ortaya çıkardınız. Siyasetteki çürüme ve seçmenin siyasi partileri çöpe attığı süreç kitapta tüm yönleriyle görülüyor. Bu durum üzerine Adalet ve Kalkınma Partisi'nin tek başına iktidara geliş yolunun nasıl açıldığını da görüyoruz. Bugünün perspektifinden mevcut siyasal iktidara baktığınızda ne görüyorsunuz? Adalet ve Kalkınma Partisi neydi, ne oldu? Geçmişteki siyasi partilerin hatalarından ders aldı mı? Şansını iyi kullandı mı?

Uğur Dündar: Halkın gerçekleri öğrenme hakkına hizmet eden gazetecilerin ne gibi güçlüklerle karşılaştığını anlatmak açısından bir örnek vereyim. Mesela, ben merhum Süleyman Demirel'in tüm kardeşleri ve akrabalarıyla ilgili yolsuzluk haberleri yaptım. ‘Sayın Demirel kim bilir ne kadar içerliyordur bana' diye düşünüyordum. Bir gün karşılaştığımızda ‘Herhalde bana kızıyorsunuzdur' dedim. ‘Neden kızayım kardeşim, bu senin görevin' dedi. ‘Ben şimdiye kadar seni aradım mı? Kamuoyu önünde haber yaptığın için seni hedef gösteren beyanatta bulundum mu?' dedi. Hakikaten bulunmamıştı. Demirel'i basın özgürlüğüne gösterdiği saygı nedeniyle sevgi ve rahmetle anıyorum. Adalet ve Kalkınma Partisi geçmiş iktidarların toplum üzerinde kurdukları baskıcı yönetim anlayışıyla sürdürdükleri iktidarları eleştiriyordu. Hiç unutmuyorum, Sayın Erdoğan, ‘Bu barajın taşma seviyesi vardır' diyordu. Özgürlükler vaat ederek iktidar oldu. Üç Y, yani “Yasaklar, Yoksulluk, Yolsuzluk” ile mücadele vaadiyle iktidara geldi. Ama geldiği nokta ortada. Merkez sağ partilerin ülkeyi yolsuzluk ekonomisine sürüklediği ve ülkenin çok büyük bir ekonomik kriz yaşadığı süreçten sonra konjonktür Adalet ve Kalkınma Partisi'ni işbaşına getirdi.

BUGÜN ANKARA’DA ‘OLAĞANÜSTÜ BİR HAYAT’I İMZALAYACAK
Gazeteci Gökmen Ulu'nun kaleme aldığı duayen gazeteci Uğur Dündar'ın hayatını konu aldığı ‘Olağanüstü Bir Hayat' adlı kitabın imza günü D&R Ankara Tunalı Hilmi'de saat 14.00'te gerçekleşecek. Dündar kitabı okurları için imzalayacak.

G.U.: Gelen gideni aratır mı ?

U.D.: Maalesef, Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarında, bırakın gazeteciler üzerinde geçmişteki baskı uygulamalarını, mesleğimizi yapamaz hale geldik. Ayrıca, Adalet ve Kalkınma Partisi'nin hedefi neydi? Kenarda, çeperde kalmış muhafazakar, mütedeyyin kitleleri merkeze taşımak, merkezdeki katı laik kitleyle kaynaştırmak ve böylece Cumhuriyet tarihinin başından bu yana yapılamayan miksajı oluşturmaktı. Ama ne oldu sonuçta?

G.U.: Tam tersi gerçekleşti.

U.D.: Evet. Türkiye, Cumhuriyet tarihinde bir benzerine rastlanmayan biçimde kutuplaştı, ayrıştı, fay hatlarıyla bölündü. Buna bir de adalet mekanizmasının yaralanması ve ekonomik sıkıntılar eklenince, baskılar da topluma ‘Yeter artık' dedirtmeye başlayınca, Adalet ve Kalkınma Partisi söylediklerinin tam tersini yapan bir parti haline dönüşmeye başladı.

G.U.: Elli yıllık meslek hayatınız boyunca sansür girişimlerine, ölüm tehditlerine, işsiz bırakılmalara maruz kalmış, pek çok badire atlatmışsınız.

U.D.: Birincisi; temiz kalmaya çok özen gösterdim. Kendi yaşam alanımı çok dar tuttum. Buna a-sosyallik diyenler oldu. Oysa o cendereye kendimi gönüllü olarak koydum. Temiz kalabilmek, korunmak için.

G.U.: Temiz kalmak başlıca formül müdür?

U.D.: Öyledir, çünkü güç odaklarının üzerine gidiyorsunuz. Onlar da boş durmuyor, sizin üzerinize geliyor, açıklarınızı arıyorlar, geride bıraktığınız izleri araştırıyorlar. Çok şükür aleyhime kullanabilecekleri hiçbir belge, ses kaydı, görüntü ortaya çıkaramadılar. Kirli, karanlık işler peşinde koşmadım. Ticari ve siyasi rant peşinde koşmadım. İşimi sadece topluma yarar sağlamak, demokrasiye katkı sunmak için yaptım. Ama buna rağmen beni bile şaşkın duruma düşüren, akıllara durgunluk veren iftiralar atmaktan çekinmediler. Düşünün, ya bir de temiz kalmasaydım…

G.U.: Başka tavsiyeleriniz?

U.D.: İkincisi, genç meslektaşlarıma korkmamalarını söylüyorum. Diyebilirler ki, korku insana mahsus. Benim de korktuğum zamanlar olmadı mı? Oldu. Ama o korkuyla yüzleştiğinde, onun o kadar korkulacak bir şey olmadığını anlıyor insan. Bir defa bu yüzleşmeyle o korku duvarını aştım. Korkarak gazeteci olunmaz.

G.U.: Başka?

U.D.: Üçüncüsü, ilkeli gazetecilik yapmaya özen gösterdim. Eğer genç meslektaşlarımız toplumun gerçekleri öğrenme hakkının dışında hiçbir gücün önünde eğilip bükülmezlerse ve rotaları evrensel gazetecilik ilkeleri olursa, bu meslek bir insanın dünyaya bin kez gelse bininde de bu işi yapmayı arzulayacağı yüce bir meslek olur.

G.U.: Yurttaşlarımıza önerileriniz neler?

U.D.: Özellikle sivil toplum kendi gücünün farkına varmalı. Kırmadan, dökmeden, iftira atmadan, özel hayatlara saldırmadan, kişilik haklarını berhava etmeden, yasaları çiğnemeden, eleştiri sınırları içinde kalmak koşuluyla özgürce seslerini yükseltebilmeli. Bireyler sosyal medyayı bu doğrultuda, etkin olarak kullanmalı.

Olağanüstü Bir Hayat'ı okurken şöyle dedim:
Vay be Uğur sen neler yaşamışsın

U.D.: Birazda sen anlat; nasıl gidiyor “Olağanüstü Bir Hayat” kitabı?

G.U.: Öncelikle, belgeselin yönetmeni olarak filmin kahramanıyla, yazar olarak da kitabın kahramanıyla beraber etkinliklere katılmanın onurunu yaşıyor, kendimi şanslı hissediyorum. Çok iyi bir ilgiyle karşılaşıyorum, olumlu tepkiler alıyorum. Okuyanlar heyecan verici, akıcı ve sürükleyici bulduklarını söylüyor. Bu, tam da beklediğim gibi. SİA Kitap'ın deneyimli ve çalışkan ekibi, başta tasarım olmak üzere kitabın her safhasıyla çok iyi ilgilendi, güzel iş çıkardı. Peki, kitabı siz nasıl buldunuz?

U.D.: Ben tabii kendi hayatım hakkında konuşmayı tercih etmem. Kitap beni yeterince anlatmış. Bu kitabın klasik bir biyografi kitabı olmadığını belirtmek isterim. Bu, serüven ve gerilim romanı tadında yazılmış, okurun eline almasıyla birlikte bir türlü bırakmadığı, sonuna kadar okuyup bitirmeden bir kenara koymayacağı bir kitap olmuş. O yönüyle çok ilginç. Başlangıçta sadece Uğur Dündar'ın hayatının anlatıldığını düşünenler bu tarafını fark etmeyebilirler. Oysa bu yalnızca bir özgeçmiş öyküsü değil. Bir solukta okudum. İç sesim, “Vay be Uğur, sen neler yaşamışsın” dedirtti bana. Okurlardan da bana böyle reaksiyonlar geliyor. Bizim gibi yoğun gündemin olduğu, giderilmemiş sorunların yumak haline geldiği ülkede toplumsal hafıza zayıflar. Bu bakımdan da değerli buluyorum.

Bu fotoğraflar ilk kez yayınlanıyor

Maltese Terrier cinsi köpeği Lulu ile birlikte.

Scottish Fold cinsi kedisi Minicik ile beraber.

Dündar için arkadaşları ne dedi?

Uğur Dündar'ın yaşam serüvenini anlatan ve içinden yarım asırlık Türkiye hikayesinin geçtiği “Olağanüstü Bir Hayat” kitabının arka kapağında duayen gazeteci Uğur Dündar'ı arkadaşları şöyle anlatıyor.

– Uğur Dündar önce televizyoncu olarak Batı ölçülerinde kendi işini çok iyi yapan bir programcıydı. Daha sonra çok başarılı bir gazeteci çizgisi gördüm.
Uğur Mumcu

– Medyanın pisliğe, rezilliğe, çıkarcılığa bulaşıp tam anlamındayozlaştığı bir dönemde dürüst gazeteciliğe örnek gösterilecek bir Atatürkçü.
İlhan Selçuk

– Uğur Dündar sırf yayıncılara değil, Türkiye'de her bireye bir rehber, bir el kitabı gibidir.
Bekir Coşkun

– Sevgili Uğur, sen Türkiye'de hırsızların ve üçkağıtçıların korkulu rüyası olmuş adamsın.
Emin Çölaşan

– İyi ki varsın Uğur Dündar… İyi ki hayatımızdasın… Milletçe sınavdan geçtiğimiz şu günlerde, adını tüm yurtseverlerin yüreğine yazdın. Tarih de adını mücevher taşa yazacak.
Yılmaz Özdil

– Uğur bu dünyaya güzel şeyler ekledi.
Müjdat Gezen

– Uğur Dündar'ı, özellikle şu karanlık dönemdeki kamusal işleviyle bir deniz fenerine benzetiyorum. Yol gösteriyor, ümit ve cesaret veriyor.
Haluk Şahin

– Bir gazeteciden daha fazladır. Bir kamuoyu lideridir,“Anchorman”dir.
Emre Kongar

– Yalnız gazeteciliğinden dolayı değil, her boyutuyla bir rol modeldir.
Metin Akpınar

Son güncelleme: 06:02 - 21.12.2019