Son çatışma deneyimleri; jet uçakları ve füzeleri imha etmek için tasarlanmış milyon dolarlık gelişmiş hava savunma sistemlerinin, maliyeti birkaç yüz doları geçmeyen sürü İHA saldırılarını püskürtmede yetersiz kaldığını gösteriyor. Bu durum, stratejik ezberleri bozarak savunma yaklaşımlarını Orta Doğu'nun da ötesine taşıyor.
Yeni ortaya çıkan askeri eğilimler, İHA savaşlarının lojistik ve mali yük dengesini, savunmadaki aktörlerden ziyade saldırganların lehine değiştiriyor. Pahalı önleyici füzeler ve katmanlı füze savunma ağları, büyük ölçekli ve ucuz hava tehditleriyle karşı karşıya kaldığında ekonomik olarak sürdürülebilir olmaktan çıkıyor.
Askeri planlamacılar, mevcut operasyonların değişen gerçeklerini değerlendirirken hayati bir soruyla karşı karşıya kalıyor: Birkaç bin dolarlık bir dron sürüsünü durdurmak için milyonlarca dolarlık hava savunma füzelerini ne kadar süre harcayabilirsiniz? Bu ekonomik çıkmaz, operasyonel sürdürülebilirliği küresel çapta sorgulatıyor.
Devasa metal ağlar yeni yaklaşımı da göz önüne seriyor
İran ve destekli unsurlarla yaşanan gerilimin tırmanması, strateji değişikliğine duyulan acil ihtiyacı gözler önüne serdi. Nitekim Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) savunma güçlerinin süreç boyunca 551 balistik füze, 29 seyir füzesi ve 2.265 İHA engellediğine yönelik raporlar bu tehdidin boyutunu kanıtlıyor.
Bu doğrultuda BAE'nin stratejik enerji varlıklarının çevresine devasa metal ağ ve İHA savunma sistemleri inşa etmesi, sadece basit bir altyapı değişikliği değildir. Bu hamle, modern ve teknolojik savunma sistemlerinin kırılganlığına karşı geliştirilen yeni bir felsefi yaklaşımı yansıtmaktadır.
Giderek evrilen tehdit ortamı, İsrail'in güney Lübnan'daki askeri planlamalarını da doğrudan etkiliyor. Hizbullah'ın devam eden FPV (birinci şahıs görüşlü) kamikaze İHA saldırıları, cephedeki personel koruma hesaplarında belirleyici bir unsur haline geldi.
Fiziksel siperler artık küresel bir boyut kazandı
İsrail ordusunun askeri araçlarda ve üslerde geniş çaplı ağ/kafes sistemlerine yönelmesi, sahada elde edilen fiili operasyonel deneyimlerin bir sonucudur. Yaşananlar; fiziksel engelleme (caydırıcılık) sistemlerinin, karmaşık elektronik harp (köreltme) ve kinetik önleme sistemlerinin yerini almadığını, aksine onları tamamlayan hayati bir zorunluluk olduğunu kanıtlıyor.
Daha önce cephe hattındaki askerlerin kendi imkanlarıyla tankların ya da siperlerin üzerine kaynakladığı ve "doğaçlama yöntemler" olarak görülen fiziksel siperler/kafesler, artık küresel askeri konseptin merkezine oturuyor. Günümüzde bu fiziksel engeller; stratejik altyapı koruma, lojistik sürdürülebilirlik ve askeri operasyonel süreklilik planlamasının resmi bir parçası olarak modern askeri doktrindeki yerini sağlamlaştırıyor.