Birçok insan için restoranlardaki çatal bıçak sesleri veya yanındaki kişinin sakız çiğnemesi sadece hafif bir gürültüdür ama dünya nüfusunun yaklaşık %15’i için bu sesler, kaçma veya saldırma isteği uyandıran fiziksel bir acıya dönüşüyor. Tıp literatüründe mizofoni yani ses nefreti olarak adlandırılan bu bozukluk, bireyleri sosyal izolasyona ve hatta depresyona sürükleyebiliyor.

BEYİN "TEHLİKE" SİNYALİ VERİYOR

Psikoterapist Aurelie Delmas, bu durumun bir kişilik özelliği değil, "psikokorporel bir bozukluk" olduğunu vurguladı. Yapılan nörolojik araştırmalar, mizofonisi olan kişilerin beyninde farklı bir işleyiş olduğunu gösteriyor:

- Aşırı aktivasyon: Ses duyulduğu anda beynin duyguları ve tehditleri yöneten bölgesi olan insular korteks aşırı uyarılıyor.

- Otomatik tepki: Beyin, bu sesleri sıradan bir gürültü olarak değil, doğrudan hayati bir tehdit olarak kodluyor.

- Fiziksel belirtiler: Kişide anında kalp çarpıntısı, terleme ve kontrol edilemez bir öfke patlaması görülüyor.

KİMLER RİSK ALTINDA?

Mizofoninin kökenleri genellikle ergenlik dönemine ve aile ortamına dayanıyor. Araştırmalar, bu hassasiyetin şu gruplarda daha yaygın olduğunu gösteriyor:
- Yüksek hassasiyetli kişiler (HSP).
- Anksiyete ve kaygı bozukluğu olanlar.
- Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu tanısı almış bireyler.
- Geçmişinde travmatik deneyimleri olanlar.

Psikoterapist Aurelie Delmas, "Mizofonisi olan birinin beyni, birinin burnunu çekmesini sanki bir saldırıymış gibi algılar. Bu sadece bir rahatsızlık değil, sinir sisteminin bir savunma mekanizmasıdır" ifadelerine yer verdi.