Mehmet Şimşek’in bulunduğu her ortamda söylediği “cari açık düşecek” nakaratı maalesef güven vermekten uzak... Artık bayat...

Öncelikle düşüş dediği geçen yıla göreyse mutlaka gerileyecektir. Zira aynı şekilde devam edemeyiz. Edersek ödemeler dengesi dengesizleşir ve batarız.

Ülke literatüründe batmak kapatıp gitmek değil, fakirleşmek, sefalete sürüklenmek demektir.

Nitekim Orta Vadeli Program’da bu yıl sonu için öngörülen cari açık tutarı 34.7 milyar dolara çekilmiştir.

★★★

Büyüme hızındaki yavaşlama, üretimde düşüş, ithalattaki azalmaya paralel olarak dış ticaret açığının daralması, önümüzdeki aylarda cari açığın gerilemesini sağlayacak. Eyvallah da bu fakirleştirildiğimiz için olacak.

Önlem alırsın, desteklersin, vergi indirirsin, üretim artışını sağlamak için teşvik verirsin. Bir sürü eylem planları yapıldı. Hepsinin içi boş çıktı. Uygulamaya bile geçilemedi. Sahi cari açık başka türlü nasıl düşecekti?

★★★

Yine de aylık cari açığın ocakta bir önceki aya kıyasla artış göstermesi, bu yılki cari açık hedefinin tutması açısından sıkıntının sürdüğünü gösteriyor. Baskılanan döviz kurları yurt dışından ithalatı ucuzlatıyor ve adeta destekliyor.

Sanayici neden üretsin bu maliyetlerle? Bulmuş baskılanan ucuz doları, ithal eder, hiç uğraşmaz işin ameleliğiyle...

İhracattaki yavaşlama ve duraklama belirtilerinin artması, taze kaynak girişinin gerçekleşmemesi cari açık beklentisinin yükselmesini beraberinde getirecektir haliyle...

★★★

Bir de cinlik yapıyorlar ya... Enerji hariç cari açık diye bir kalem uydurdular. Türkiye net enerji ithalatçısı bir ülke. Petrol ve doğalgazı ithal etmek zorunda.

Toplam ithalatta enerji önemli paya sahip. Sanayiden ihracata, ısınma ve ulaşımdan elektrik üretimine kadar her alanda ithal enerjiye bağımlı durumda.

Dolayısıyla enerji ithalatını hariç tutarak cari fazla verilmesi yemek yemezsem maaşım yeterli der gibi...

Mehmet Şimşek de bazen öyle bir konuşuyor ki sanki daha önce bakanlık yapmamış, hiç tanımamış bu ülkeyi... Yavaş yavaş azalıyor kredisi...

Seçim sonrası fena

Merkez Bankası rezervleri seçim öncesi kur artışını baskılamak için kullanılırken, döviz ve altına yönelik talep durdurulamıyor.

Net döviz pozisyonu eksi 68.5 milyar dolara kadar geriledi. Mart başından dövizin yükselişini durdurmak için itibaren yakılan rezerv miktarı 10.5 milyar dolar civarı...

Gerçek ve tüzel kişi yurt içi yerleşiklere ait döviz mevduatlarının toplam tutarı 207.1 milyar dolara yükseldi.

★★★

Son 1-1.5 aydan bu yana düzenli şekilde döviz mevduatlarında milyarlarca dolarlık artış yaşanması ve toplam tutarın 205 milyar doları aşması, dövize yönelik talebin durdurulamadığını, döviz mevduatlarının toplam mevduat içindeki payının tekrar yüzde 50’nin üzerine çıktığını gösteriyor.

Kur Korumalı Mevduat ve vade sonunda Türk Lirası anlaşmalı döviz satım işlemlerini saymadığımız halde tablo bu durumda...

Swap anlaşmaları, yani para değiş tokuşu, bir haftada 6.2 milyar dolar arttı. Merkez Bankası, piyasadaki likiditeyi çekerek altına ve dövize gitmesini engellemeye çalışıyor. İşe yaramıyor.

★★★

Haliyle Merkez Bankası’nın her gece yeni bir tebliğ yayınlaması paniğin arttığını gösteriyor.

Aynı şekilde Mehmet Şimşek’in televizyonlarda kanal kanal dolaşması da paniğin bir diğer alameti...

Nitekim milyarlarca dolar rezerv satmasına rağmen kurlardaki artışın durdurulamaması, uygulanan politikaların yetersiz kalmasının bizi getirdiği nokta çaresiz faiz artışı...

★★★

Merkez Bankası, 21 Mart’taki Para Politikası Kurulu toplantısı öncesinde bir yanda Erdoğan’ın “seçim öncesi faiz artışı yapmayın” uyarısı diğer yanda yabancı raporlarda yazan “faizi ilke etapta 5 puan daha artırın, kurları serbest bırakın” baskısı arasında sıkıştı.

Kısaca Tarzan zorda... Durum öylesine kötü ki, her seçim öncesi dağıtılan ulufeler bile yok ortada... Sonra da diyorlar ki millete panik olma... Durum şimdi böyleyse millet düşünüyor haliyle; kim bilir ne olacak seçimden sonra?