Zararsız ama bildik bir hikayesi olsa da Bill Murray’i izlemek her zaman keyif verici...

 

Aslında hikaye daha önce çok izlediğimiz bir bağımsız film klişesinden yola çıkıyor. Yaşlı ve huysuz bir adamla, küçük bir çocuğun arkadaşlığı ve ikisinin de birbirlerine iyi gelmeleri... Bu hikayeyi sayısız kere izlemiş olabilirsiniz. Her seferinde keyif almanız da mümkün.

 

Nitekim bu hikayede dekocasından ayrılan Maggie (Melissa McCarthy), 12 yaşındaki oğlu Oliver ile yeni bir mahalleye taşınır. Oliver’ın okulu, arkadaşları ve çevresi tümden değişmiştir. Annesi yeni işinde sürekli fazla mesaiye kalmak zorundadır ve Oliver’ın okul sonrası yalnız kalmaması için etrafında huysuz bir yaşlı adam olarak bilinen komşusu Vincent’tan yardım ister. Vincent, Alzheimer hastası karısını özel bir bakımevine yatırdığından beri tümüyle dağılmıştır. Yalnızdır, yarı alkoliktir ve geçimsizdir.

 

Oliver ise çelimsiz ve biraz da çekingen, iyi huylu bir çocuktur. En başta Vincent onu pek önemsemez ama birlikte zaman geçirdikçe aralarında bir arkadaşlık oluşur. Vincent, Oliver’a okuldaki zorba çocuklarla başetme yollarını öğretir. Hatta onu at yarışlarına ve çıkışta da bara götürür! Ara sıra takıldığı Rus fahişe Daka’yla (Naomi Watts) tanıştırır!

 

bill-morry-ic

 

“Benim Komşum Bir Melek”in küçük, bilindik ve tatlı bir hikayesi var. Bu bilindik filmi izlenebilir kılan özelliği ise iyi yazılmış sempatik karakterleri ve onları gayet güzel yorumlayan usta oyuncular...

 

Ancak Vincent’ın aslında kendi içinde ne kadar altın yürekli bir adam olduğunu vurgulamak için sürekli arkasındaki bir duvarda bir John F. Kennedy fotoğrafını gösterip durmasının ardından Vietnam’da savaşmış bir savaş kahramanı mı olarak ilan edilmesi garip geldi açıkçası. Kennedy öldürülmeden önce muhtemel Vietnam Savaşı’na karşıydı çünkü. Oliver’ın okuldaki ‘Azizler’ ödevinden yola çıkarak Vincent’ı olanca aksiliğine rağmen bir aziz olarak görmesi küçük bir dindar naiflikle sunuluyor tamam da, Vincent’ın borçlu olduğu tefecilerin de bu kadar etkisiz eleman olmaları hiç gerçekçi değil. Onlar da mı aziz yoksa?

 

Belli kusurları olsa da, genellikle eğlenceli espriler eşliğinde rahatça izlenen filmde başta Bill Murray ve Naomi Watts olmak üzere tüm oyuncular çok iyi. Oliver rolünde ilk kez izlediğimiz çocuk oyuncu Jaeden Lieberher daha bu ilk filmiyle dikkat çekiyor.

 

Vincent karakteri hatta neredeyse tüm film sanki özellikle de Bill Murray’e göre yazılıp oluşturulmuş. Usta oyuncu kendine has mimikleri ve beden diliyle kendisinden beklenen katkıyı fazlasıyla sağlıyor filme...

 

SiNEMA AŞKI

 

neden-tarkovski-olamıyorum

Sinema yapmak üzerine yapılan filmler vardır. Özellikle bir dönem pek modaydı böylesi trajikomik bir tavırla ele alınan hikayeler. Genç yönetmenler hayallerindeki filmi çekmeye çalışırlar ama mevcut sinema sistemi ve ortamı ona o filmi çektirmeye müsait değildir... “Neden Tarkovski Olamıyorum” daha en başta bu hikayesiyle biraz demode kalıyor. Aslında sinemacı olmak eskisi kadar zor değil belki de. Fotoğraf makineleriyle bile film çekmek mümkün artık!

 

Hayranı olduğu ünlü Rus yönetmen Tarkovski’nin filmleri gibi film çekmek isteyen Bahadır maalesef kötü TV dizileri çekmek zorundadır yaşamak için. Ancak bu hayalini gerçekleştirebilmek için acı dolu görüşmeler yapmak ve bazı hayal kırıklıklarını da göze almak zorundadır.

 

“Neden Tarkovski Olamıyorum” zaman zaman sinema sektörümüze doğru eleştiriler yapan bir film. Özellikle Bahadır karakteriyle ve onu başarıyla canlandıran Tansu Biçer’le ilgi de çekiyor. Ama hikayeyi yörüngesinden koparan, Bahadır’ın bekar erkek arkadaşlarıyla vakit geçirdiği sahneler, filmi kötü bir sit-com atmosferine yaklaştırıyor maalesef. Bu arkadaşların aralarında geçen kötü espriler ve klişe durumlar hikayeye de, hikayenin özüne de zarar veriyor.

 

Filmin Tarkovski rüyalarına yaptığı vurgu çok başarılı. Tıpkı Tansu Biçer’in performansı gibi iz bırakıyorlar. Memleketin sanat filmi-ticari film ayrımına getirdiği tespitlerini ve ikisinin arasında kalan genç sinemacının durumunu biraz daha güçlü anlatabilse çok daha etkili bir film olacakmış...

 

SAVAŞ VE ÇOCUKLAR

 

arayis

2011 yapımı Oscar şampiyonu “The Artist” filminin Fransız yönetmeni Michel Hazanavicius’un yeni filmi “Arayış”, yönetmenin önceki hiçbir filminde ele almadığı ciddilikte bir meseleyi anlatmaya çalışıyor. Ancak filmin bu konuda çok da başarılı olduğunu söylemek pek mümkün değil. Oysa bu filmin ilham aldığı 1948 yapımı klasik Fred Zinneman filmi neredeyse kusursuzdur.

 

1999 yılında yani 2. Çeçen-Rus savaşı sırasında, bir köy baskınında anne-babası Rus askerleri tarafından öldürülen Hadji isimli bir erkek çocuğu son anda kaçar. Bu her türlü vahşetin yaşandığı savaşta Hadji’nin yolu bölgedeki Avrupa Birliği Heyeti’nde görevli Carole adlı genç bir kadınla kesişir. Carole ona sahip çıkarak onunla iletişim kurmak için çaba gösterir. Yönetmen Hazanavicius filmini bu ilişki üzerine kurar gibi yapıp, bir Rus askerinin hikayesiyle kendi filmini baltalıyor. Hikayenin o tarafında da olaylarla ya da politik ortamla hiç alakası olmayan genç bir öğrenci olan Kolya, küçük bir uyuşturucu vakası yüzünden tutuklanır ve zorla askere yazılır. Film Kolya’nın masum bir öğrenciyken nasıl vahşi bir askere dönüştürüldüğünün de hikayesini anlatmaya soyunuyor bir yandan. Aynı zamanda bir yan hikaye olarak Çeçenistan’daki Müslüman halka yardım etmeye çalışan BM yetkililerine de bir göz atıyor film. Hadji’yi arayan ablasının da hikayesini sayarsanız, ortadaki dağınıklığı daha kolay tahayyül edebilirsiniz...

arayis-2

Maalesef Michel Hazanavicius bütün bu ‘yan tema’lardan dolayı esas temayı kaçırmış elinden. Senaryo Hadji’nin aranışını derinleştirip, çocuğun etrafından çok uzaklaşmasa daha etkili bir film çıkabilecekmiş. Ama Rus askerlerinin arasına girdikçe film etkisini yitiriyor. Çünkü orası başka bir filmin hikayesi sanki. Sonunda yer alan sürpriz, filmin ortalarında zaten tahmin ediliyor ve sürpriz etkisini de yitiriyor. Oysa Carole ve Hadji’nin birbirlerinin dillerini hiç anlamadan birbirlerine bu kaotik ortamın tam ortasında destek olmaya çalışmaları, sevgi ve şefkat duymaları daha güzel bir hikaye. Buralarda güzel sahneler ve sıcak açılım fırsatları var filmin. Carole ve Hadji’nin dışındaki tüm karakterler zaten oldukça da klişeler. Geçen yıl “Geçmiş”te ve daha önce de “Artist”te izlediğimiz, Carole’u oynayan Hazanavicius’un eşi Berenice Bejo her zamanki gibi ilgi çekici ama filmin asıl yıldızı sinemadaki ilk rolüyle karşımıza gelen 9 yaşındaki Abdul Khalim Mamutsiev.

 

ask-sana-benzerAŞK SANA BENZER?

Başrollerini Fahriye Evcen ve Burak Özçivit’in paylaştığı romantik dram “Aşk Sana Benzer”in eleştirmen gösterimi yapılmadığı gibi galaya da çağrılmadık. Maalesef bazı filmlere eleştiri yazmayalım diye böyle bir uygulama getirilmekte ülkemizde. Çünkü beğenmediğimiz bir film hakkında negatif bir eleştiri yazınca film zarar ediyor diye düşünüyorlar... Yıllardır bizim gişe filmlerine böyle bir etkimizin olmadığını anlatmaya çalışıyorum. Eğer etkimiz olsaydı “Çılgın Dersane” filmlerinin 4’üncüsü çekilemezdi mesela. “Recep İvedik 4”, 7.5 milyon izleyici yapamazdı. Üstelik bu filmlere basın gösterimi yapılmakta ve hepimiz yazılarımızı da yazmaktayız zamanında. Bu tip örnekler o kadar çok ki, daha fazla saymaya hiç gerek yok! Ama eğer, mevzu eleştiriye karşı tahammülsüzlükse yapacak bir şey de yok. Bizim aklımıza böyle zamanlarda, filmin sahiplerinin filmlerine pek de güvenemedikleri gelir hep.

 

new-jersey-boysHAFTANIN DVD’Sİ

JERSEY BOYS (Yeni Film)

Bu yıl 85. yaşını kutlayan Clint Eastwood, sinemalarımıza gelmeyen 2014 yapımı bu filmiyle son derece duygusal bir şöhret hikayesi anlatıyor. Tiyatro dünyasının Oscar ödülleri sayılan Tony ödülü kazanmış başarılı bir sahne müzikalinden uyarladığı “Jersey Boys”, 1960’lı yılların sevilen gerçek bir pop grubunun gerçek hikayesi...

 

Dört arkadaştan kurulu Frankie Valli And The Four Seasons’ın hikayesinde ihanet, fedakarlık, yalan, sadakat, şöhret ve kibir dahil her türlü insani duygu ve zaaf var... Üstelik güzel müzikler eşliğinde...

 

ilker-canikligilHAFTANIN SİNEMA KİTABI

DİJİTAL VİDEO İLE SİNEMA İlker Canikligil

İlk kez 2007 yılında basılan bu kitap genç sinemacı adaylarına bir kılavuz kitap niteliğinde adeta. Kısa filmleriyle de bilinen ve konusunda çok başarılı bir akademisyen olan İlker Canikligil’in yazdığı kitabın bu yenilenmiş baskısı son derece doyurucu. Dijital sinema konusu hem teorisine hem de tekniğine girmekten çekinmeyen bir üslupla enine boyuna işleniyor ve üstelik doğru ışık kurmaktan, iyi kurgu yapmaya kadar pratik bilgilerle donatıyor okuyucularını. (Alfa)