Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk eğitim müfredatında; genel terbiye, dini-milli eğitim ve mesleki eğitim 3 temel hedef olarak belirlendi. Müfredat, 14 Ağustos 1923’te Meclis’te okunup yürürlüğe girdi. İlkokulda 17 ders, haftada 26 saat verildi. Siyasal İslamcıların, “Dinsizlikle” suçladığı laik rejimin 1923 tarihli ilkokul müfredatında, “Kuran-ı Kerim ve Din Dersleri”, ilkokul 1. sınıfta haftada 2 saat, sonraki 4 yıl haftada 3 saat zorunlu dersti. Milli, manevi, yurttaşlık duyguları gelişmiş ahlaklı nesiller yetiştirmek amacıyla ilkokul birinci sınıfta ahlak, vatan, coğrafya, geometri, tarih, ev idaresi, hıfzıssıhha, hukuk, ekonomi dersleri öğretiliyordu.

SEÇMECE KARPUZ

Milli” vasfını yıllar önce yitiren Eğitim Bakanlığı, 1 asır önce ilkokulda okutulan dersleri bugünlerde, seçmece karpuz gibi seçmeli ders olarak müfredata iliştirdi. Osmanlıcılıktan nemalanan AKP iktidarı, Osmanlı’nın 1908’de II. Meşrutiyeti ilan ettikten sonra hukuk, ekonomi gibi dersleri okuttuğunu bilmiyor mu? Öğrencilere vatan, millet, devlet, insan hakları, vergi ödeme namusu gibi değerler kazandırma amaçlı bu dersler, 1923’te tüm sınıflar için zorunlu ders yapıldı. İlkokul 1. sınıftan itibaren tabiat, ziraat, hayvancılık zorunlu dersti. Türkler bu eğitimlerle harp, darp, kıtlık çıksa da bir somun ekmek için dışa bağımlı olmayacaktı.

100 YIL ÖNCESİ

I. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı yıllarında bile, bugünkü gibi buğday üretiminde dünyada sondan üçüncü değildik. Türkiye’nin 18’de 1’i yani Konya kadar yüzölçümü olan Hollanda’dan arpa, buğday da almadılar. Kanada’dan mercimek, savaştaki Ukrayna’dan buğday, meyve, sebze, Suriye’den soğan ihraç edilmedi. Fransa’dan Arjantin’e, on binlerce ton et ve besilik hayvan getirilmedi. Getirilen hayvanları beslemek için Bulgarlardan saman alma utancını, Türk milletine hiç yaşatmadılar. AKP iktidarına kadar saman yüklü gemiler, Türkiye Cumhuriyeti limanlarına hiç yanaşmadı. Tam tersine yerli ve milli üretimin önemi 1923’te ilkokul birinci sınıftan başlayarak Türk çocuklarına öğretildi.

FAYDALI BİLGİLER

Eğitim Bakanlığı’nın müfredata eklediği; Ahlak ve Yurttaşlık Eğitimi, Görgü Kuralları ve Nezaket, Türk Sosyal Hayatında Aile, Temel Yaşam Becerileri, Hukuk, Adab-ı Muaşeret derslerine gelelim. Fatih Sultan Mehmet’in 5 asır önce kurduğu enderunda Malumat-ı Nafia (Faydalı Bilgiler), İdare-i Beytiye (Ev İdaresi), Adab-ı Muaşeret dersleri vardı. 1800-1918 arası Adab-ı Muaşeret’le ilgili 32 ders kitabı yazıldı. Kitapların ortak özelliği, ahlak kavramı seküler anlatılıp, din ve devlet işleri birbirine karıştırılmıyordu. Ahlaklı yurttaşlık için çalıp çırpmadan, alın teriyle kazanmak gibi insani erdemleri öne çıkaran cumhuriyet rejimi, bu dersleri ilkokulda zorunlu yaptı.

BERDUŞLUKLA ÖVÜNMEK

Saç sakal karışık, yaka paça açık berduş gibi gezmek zavallılık görülse de Adab-ı Muaşeret dersi sadece giyim kuşam mıydı? Hayır. Eğitimsiz, yoksul insanları hakir görmek, makamıyla kibirlenmek en büyük görgüsüzlüktü. Hastanede doktor, hemşire, statta hakem, okulda öğretmen, sokakta öğrenci dövmek marifet gibi özgürlükten sayılmıyordu. Millet yoksulluktan kıvranırken saçına, başına dolar-euro saran dolandırıcıları, cumhuriyet eğitim sistemi yetiştirmedi. Ahlak, kadın cinselliğine indirgenmedi. MEB yeni müfredattaki bu dersin içeriğine eleştirel düşünmeyi eklese de, “Başbakana yuh çekersen tokadı yersin” diyenlerin attığı uçan tekmeler, toplumsal hafızada meta zoruyla şiddeti meşrulaştırdı.

DEĞERLERLE DÖVÜLMEK

MEB müfredata yeni eklediği Ahlak ve Yurttaşlık dersiyle akıl yürüten, özgürce düşünen, demokratik, katılımcı, hukuksal eşitlik bilincinde, eleştirel düşünceye açık, israftan kaçınan bireyler yetiştirecekmiş (!) MEB’in özgür-eleştirel düşünceye sahip nesil yetiştirme hedefine, “Silivri soğuk” diye ilkokul çocukları bile gülecektir. Adab-ı Muaşeret dersi de geri döndü. Asgari ücreti belirlemek için toplanıp, Meclis bahçesine mangalda kuzu şiş yapıp, yalanarak yiyen siyasetçiler iyi bir görgüsüzlük örneği oldu. Tevfik Fikret’in, Han-ı Yağma şiirindeki, “Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin! Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!” dizelerini de derste liseli bir genç okuyunca, öğrencilerin zihninde edepsizlik iyice pekiştirilir. Siyasetçilerin, yukarıdan aşağı yaydığı görgüsüzlük ve vicdansızlıklar, toplumun tahammül eşiğini aştı. Öğretmenlerin, öğrencilerden önce siyasetçilere Adab-ı Muaşeret dersi hatta vicdan, empati, insanlık dersleri de vermesi, Meclis’te çırpınarak can veren bir insana el sallanmasından sonra şart oldu!