Tarım ve Orman Bakanlığı açıkladı, ekmeklik buğdayda alım fiyatı ton başına 9,250 lira, yani yaklaşık 289 dolar olacak. Durum buğdayının alım fiyatı ton başına 10 bin lira, yani 310 dolar, arpa 7 bin 250 lira, yani 225 dolar olacak. Ayrıca çiftçilere buğday için ton başına 1750 liraya kadar, arpa için 750 liraya kadar fark ödemesi desteği verilecek.

Bu ne demek biliyor musunuz? Bu çiftçinin girdi maliyetinin neredeyse yüzde 50 artması demek… Boş siyasi gündemlerle uğraşırken, -örneğin Meral Hanım’ın sarı saçı gibi- hepimizi, mutfağımızı, sağlığımızı, gelişmemizi etkileyecek olan meselelere yüz çeviriyoruz. Geçen gün arkadaşlarım pazar yerlerinden yayın yaptılar. Gündüz, “Alamıyoruz, hiçbir şey alamıyoruz evladım” çığlıkları yükselirken, akşam pazarlarında yerden çürük marul toplar hale geldik.

Anayasayı değiştirsen ne olur, normalleşsen ne olur? Millet aç aç! Emekliler geçen seçimin kaderini değiştirdi. İnanıyorum ki bugün sandık koysalar bu kez çiftçi verir dersini. Gelibolu Ziraat Odası Başkanı Erkan Kaya’yla bir sohbette tanıştık. Sordum, nasıl etkileniyorsunuz diye.

İşte cevabı: "Tarım Bakanımızın sosyal medya hesabından açıkladığı buğday ve arpa alım fiyatı çiftçimizin emeklerini ve alın terini görmezden gelmek demektir İpek Hanım. Enflasyonist bir ortamda belirlenen fiyat ne yazık ki maliyetlerin altında kaldı ve tarımsal kalkınmayla ilgili büyük bir vizyonun açıklanmasının hemen ardından çiftçimizin, tarımsal faaliyetlerini bitirecek bir darbe oldu. Her yıl Sayın Cumhurbaşkanımız veya Sayın Bakanımız tarafından kameralar önünde açıklanan buğday ve arpa alım fiyatı bu yıl sosyal medya hesaplarından ve web sayfalarından açıklanarak çiftçimizin emeğini değersizleştirdi."


Gelibolu Ziraat Odası Başkanı Erkan Kaya

Açıklanan rakam dünya ortalamasını yansıtıyor diyenler de var. Erkan Kaya itiraz ediyor: "Öyle görünüyor olsa da iş gücü, tohum, gübre, ilaç, yakıt ve amortisman giderlerinin resmi rakamlara göre yüzde 75 arttığı bir dönemde, buğday fiyatındaki artış yüzde 12, arpa fiyatındaki artış ise yüzde 3,2 de kalarak ortada bir garabet oluşturuyor."

Peki diyorum, ne olur, ne gelecek böyle giderse bizim başımıza?

Öncelikle çiftçilerin hem tarıma hem de hayatına devam edebilmesi için fiyatların revize edileceğini umut ediyor. Ama olmazsa, kahin olmaya gerek yok. Çiftçi tarım yapamaz hale gelecek, üretim olmayacak, bu da bizi daha fazla dışa bağımlı yapacak. Gıdada dışa bağımlılığın kıtlık ve açlık tehlikesini beraberinde getirebileceğini unutmamak lazım.

BİR SORU: TOPRAK ARTIK BİR HOBİ ALANI MI?

Etrafımda görüyorum. Herkes toprağa âşık olmaya başladı. Bahçeli evlerde yaşamak, bahçeyi ekip biçmek istiyor. Bunun için önce ormanı yok ediyor, ama bu başka bir yazının konusu. Romantik bir geçişle hayatını değiştirenler kendi sebzesinin, meyvesinin peşine düşenler için bunu yapabilmek büyük bir şans. Peki ama işi bu olanlar? Onların enikonu bir tarım politikasıyla ayağa kaldırılması gerekmiyor mu? Eskiden Devlet Planlama Teşkilatı vardı. Her kurumun bir anlamı vardı. Şimdi yok, anlam da yok!