Duydunuz mu?

Suudi Arabistan 12 yıl aradan sonra Suriye’ye, başkent Şam’a büyükelçi atadı.

Oysa aynı Suudi Arabistan, emperyalizmin  “Arap Baharı” adı altında pazarladığı Büyük Ortadoğu Projesi’nin Suriye’yi bölüp parçalama operasyonu başladığında Türkiye ile birlikte ABD’ nin en büyük destekçilerinden biriydi.

Peki Suudi Arabistan, Suriye’nin parçalanmasını isteyen ABD’ye rağmen bu adımı atarken, Türkiye, çoktan yapması gereken benzer hamleyi neden sürekli erteliyor?

Üstelik Türkiye ile Suriye ilişkileri normalleştiğinde; PKK’nın garnizon devlet kurması engelleneceği gibi, her geçen gün daha büyük sosyal ve ekonomik sorun olmaya başlayan sığınmacılar da ülkelerine döner.

Böylece ülkemiz iki beka tehdidini bertaraf etmiş olur.

★★★

Türkiye’yi yönetenlere Suriye Krizi’nin patlak verdiği tarihten bu yana uygulanan politikanın, ülkemizin Cumhuriyet tarihi boyunca yaptığı en büyük dış politika yanlışı olduğunu bir kez daha hatırlatmakta yarar var.

Bunu ben söylemiyorum.

Tüm öngörüleri doğru çıkan emekli Büyükelçi Şükrü Elekdağ, krizin ilk gününden itibaren dile getiriyor ve aşağıya alıntıladığım  “Bu vahim yanlıştan dönün” uyarısında bulunuyor:

★★★

“(...) Bu durum Türkiye için çok ciddi risk ve tehditler yaratıyor. Zira Ankara’nın yaratılmasına katkıda bulunduğu sorunu çözme kapasitesi yok. Bu nedenle girdiği bataktan çıkabilmek için kurtarıcı arıyor ve bu hususta ABD’ye güveniyordu. Ne var ki, (o dönemdeki) Başkan Obama, kurtarıcı olmayı reddederek Türkiye’yi yalnız bıraktı.

(...) AKP iktidarı Türkiye’nin sınırlarını kanlı Arap Baharı’na ve terör dalgasına açmıştır. Cumhuriyet döneminde dış politikada en büyük hatalar deyince akla ilk önce 1961’de Jüpiter füzelerini Türkiye’de konuşlandırma kararı ve 1979’da Rogers Planı’nın kabulü gelir. Ancak, bunların doğurduğu zarar, AKP’nin Suriye politikasının Türkiye’yi karşı karşıya bıraktığı risk ve tehditlerle karşılaştırıldığında devede kulak kalır...”

★★★

İktidarın kulak asmadığı bu öngörülerden sonra yaşadıklarımızı şöyle bir gözünüzün önüne getirin.

- Savaşta yaşamlarını yitiren yüz binlerce masum insan…

- Ülkelerinden göç edip, Türkiye’ye sığınmak zorunda kalan milyonlarca Suriyeli…

- Kendi dertlerimiz yetmiyormuş gibi, bu sığınmacılarla birlikte gelen yığınla sosyal, siyasal ve ekonomik sorun…

- Suriye topraklarında şehit düşen nice kahraman vatan evladımız. Her biri ana kuzusu Mehmetçikler…

- Terör katliamları ve çeşitli güvenlik tehlikeleri…

- İsrail’in güvenliği için planlanan garnizon devleti kurmaya yönelik adımlar…

- Ülkemizin gelişmesi  ve krizlerin önlenmesi amacıyla harcanması gerekirken, bu yanlış politika doğrultusunda heba olup giden milyarlarca dolar…

Ve daha nice bela…

★★★

O halde bir kez daha soralım:

Türkiye, Suudi Arabistan’a benzer bir adımı atmak ve Cumhuriyet tarihinin en büyük dış politika yanlışından dönmek için daha nelerin yaşanmasını bekliyor?