Değerli okurlarım,

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Yunanistan Başbakanı Mitsotakis, Birleşmiş Milletler’in New York’taki geleneksel yıllık toplantısı sırasında bir araya gelerek; “ilişkilerindeki mevcut olumlu iklimi muhafaza ve geliştirme” konusunda olumlu kararlar aldılar. İki liderin ortak hedefleri doğrultusunda atılacak ilk adımlar için şöyle bir takvim belirlenmiş: Ekim ortasında siyasi diyalog ve pozitif gündemden sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcıları toplanacak, Kasım ayında güven arttırıcı önlemlerin ele alınacağı bir toplantı düzenlenecek, 7 Aralık’ta da Selanik’te “Türkiye- Yunanistan Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi“ toplanacak. Bu planlama, Türkiye ile Yunanistan’ın ciddi bir barış ve işbirliği projesini gerçekleştirme niyetinde oldukları izlenimini veriyor.

Son yarım asır boyunca iki ülke liderleri birçok kez, maalesef sonuçsuz kalan bu tür girişimlerde bulundular. Örneğin; dönemin Başbakanı Ecevit ile Yunanistan Başbakanı Karamanlis arasında, 1978 Mayıs’ında, İsviçre’nin Montrö şehrinde yapılan müzakerelerle başlayan barış ve işbirliği girişimi bunlardan biri...

[caption id="attachment_7815626" align="alignnone" width="1200"] Emekli Büyükelçi Şükrü Elekdağ, yazarımız Uğur Dündar’a Kıbrıs Barış Harekatı sonrası Türkiye-Yunanistan arasında yaşanan diplomatik gelişmeleri anlattı.[/caption]

Tüm öngörüleri doğru çıkan emekli Büyükelçi Şükrü Elekdağ ile yaptığımız söyleşilerin birinde ele aldığımız Ecevit-Karamanlis barış girişiminde iki tarafın ortaya koydukları öngörülü yaklaşım ve sorunların çözümü için sergiledikleri güçlü irade beni etkilemişti (16.09.2020, SÖZCÜ).

Bu bakımdan, Yunanistan’la önümüzdeki müzakere dönemine ışık tutabileceğini düşünerek, o yıllardaki barış ve işbirliği girişimini daha ayrıntılı biçimde ve kamuoyuna yansımamış yönleriyle ele almanın yararlı olacağını öngördüm.

★★★

UĞUR DÜNDAR (UD): Sayın Elekdağ, söyleşimize Karamanlis’in menfadan (siyasi sürgün yeri) Yunanistan’a dönüşüyle başlayalım mı?.. Ne dersiniz?

ŞÜKRÜ ELEKDAĞ (ŞE): Yunanistan’ı 7 yıl süreyle zulüm ve baskı rejimiyle yöneten Albaylar Cuntası, halk nezdinde kaybettikleri güven ve desteği yeniden kazanabilmek hayaliyle 1974’te çılgınca bir maceraya girişip, Kıbrıs Cumhurbaşkanı Makarios’a karşı darbe düzenlediler. Cuntanın hedefi, kendi adamları Samson’u Makarios’un yerine geçirmek, sonra da Enosis’i gerçekleştirmek, yani Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakını sağlamaktı. Türkiye, garantör devlet olmasının verdiği hakkı kullanarak, hem “illegal” hamleyi önlemek hem de adadaki Türk varlığını korumak amacıyla 20 Temmuz 1974’te Kıbrıs’a askeri müdahalede bulundu. Türkiye ile savaşı göze alamayan Albaylar Cuntası,  23 Temmuz’da çöküverdi. Yunan halkının belleğine “Küçük Asya Felaketi” diye kazınmış olan Türk ordusunun 30 Ağustos Zaferi’nden sonra uğradığı bu ikinci yenilgi, Yunanistan’da şiddetli bir travmaya yol açmış, ülke allak-bullak olmuştu. Bu ortamda Yunanistan’daki sağ ve sol siyasi partiler bir araya gelerek duruma çare aradılar ve geçici bir hükümet kurmak için eski Başbakan Konstantin Karamanlis’i menfadan çağırmaya karar verdiler. Karamanlis, komünist milletvekili Lambrakis’in öldürülmesinden hükumetinin sorumlu tutulması üzerine başbakanlıktan istifa ederek 1963’te Paris’e yerleşmişti. Çağrı üzerine Karamanlis, Fransa Cumhurbaşkanı’nın uçağıyla Atina’ya döndüğü zaman büyük halk kitleleri tarafından adeta kurtarıcı gibi karşılandı. Bir süre ülkeyi geçici hükümetle yöneten Karamanlis’in kurduğu Yeni Demokrasi Partisi (YDP) 17 Kasım 1974’de yapılan seçimlerde büyük başarı kaydetti. 300 sandalyeli parlamentonun 221’ini YDP elde etti. Albaylar Cuntası ve destekçilerinin yargılanması, genel af çıkarılması, Yunanistan’ın krallık idaresinden cumhuriyete dönüşmesi, istikrarlı bir devlet idaresinin ve demokrasinin yeniden tesisi, Karamanlis yönetiminde gerçekleştirildi.

(UD): Bu başlangıçtan sonra Montrö’deki müzakerelere geçebiliriz.

BAŞBAKAN ECEVİT VE YUNANİSTAN BAŞBAKANI KARAMANLİS İSVİÇRE’NİN MONTRÖ KENTİNDE BAŞ BAŞA GÖRÜŞEREK TARİHİ MÜZAKERELERİ BAŞLATTILAR

(ŞE): Karamanlis ve Ecevit buluştukları Montrö’de aynı otelde iki gece kaldılar ve bu süre zarfında birbirleriyle tam 12 saat görüştüler. Bu görüşmelere başbakanlar dışında Türk tarafından Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı olarak sadece ben, Yunan tarafından da Karamanlis’in Özel Kalem Müdürü Büyükelçi Moliviadis katıldı. Karamanlis’in, müzakerelerin başlangıcında Ecevit’e hayli mesafeli davrandığı belli oluyordu. Ancak birkaç saat içinde buzların eridiğini ve aralarında güven ve kişisel dostluk havasının oluştuğunu gördüm. Görüşme dili İngilizceydi. Karamanlis İngilizce biliyordu, bu nedenle Ecevit konuştuğu zaman çevirmene ihtiyacı olmuyordu. Ancak Yunanca konuşuyor ve söyledikleri Moliviadis tarafından İngilizceye çevriliyordu. Bu görüşmelerde ikili sorunlara yaklaşımda riayet edilecek temel kurallar ve müzakere mekanizması üzerinde mutabakat sağlandı. Üstünde mutabık kalınan ilk husus, Ege sorunlarının birbirleriyle sıkı sıkıya bağlantılı olduğundan hareketle, tüm bu sorunlarda karşılıklı “al-ver”lerle bütün sorunları kapsayan bir “paket anlaşma” ortaya çıkarmaktı. İki liderin de bu konuda tam bir fikir birliği içinde olduklarının altını önemle çizmek isterim. O günlerde taraflar arasındaki en yakıcı sorun, Ege Kıta Sahanlığı meselesiydi. İki başbakan bu meseleyi de müzakere etmeyi, iki tarafı da tatmin edecek nihai sonucu Uluslararası Adalet Divanı’na (UAD) onay için beraberce götürmek hususunda mutabık kaldılar. Bu konu görüşülürken Karamanlis, Yunan halkının kıta sahanlığı konusunda çok büyük hassasiyeti olduğunu ama hukuk yoluyla varılacak sonuçları kabul edebileceğini, bunun için UAD’ye gitmenin gerekeceğini belirttikten sonra, Türkçe “şeriatın kestiği parmak acımaz” dedi.

(UD): İlginç... Bu Türkçe deyimi nasıl öğrenmiş olabilir? Peki, görüşmelerin zaptı tutuldu mu?

(ŞE): Karamanlis’in Osmanlı Makedonya’sındaki Kupköy’de, Türkçe konuşulan bir muhitte doğduğunu unutmamak lazım... Zabıtlar konusunda şöyle bir yöntem uygulandı: Ben tuttuğum notlara dayanarak, müzakerelerde alınan kararlar hakkında İngilizce bir rapor hazırlayacak, Başbakan Ecevit’in kontrol ve onayından sonra bu rapor Karamanlis’e iletilecek ve onun da onayından sonra görüşmelerin yol haritası niteliğini kazacaktı. Ben raporu yazdım ve Başbakan’a sundum. Ecevit 37 sayfalık bu raporu hiç geciktirmeden okudu. Metin üzerinde okunaklı el yazısıyla birkaç küçük ilave yapmıştı. Raporu bu haliyle Müsteşar Theodoropoulos’a, Karamanlis’e sunulmak üzere ilettik. Fakat Karamanlis’in onayını almış rapor metni elimize geçmedi. Karamanlis, Theodoropoulos’a “onaylı raporu ben bizzat Ecevit’e vereceğim” demiş. Bu durum çalışmalarımızı aksatmadı.

(UD): ikinci Ecevit-Kararamanlis toplantısı yapılmadı mı?

BARIŞ GÖRÜŞMELERİNİ SÜRDÜRÜRKEN SIRADIŞI BİR USUL UYGULUYORDUK

(ŞE): Bu konuya geleceğim ancak önce üstünde mutabık kalınan müzakere mekanizmasını izah etmem yararlı olacak. Üç kademeli mekanizmanın üst kademesinde iki başbakan yer alıyordu. Başbakanlar müzakereye doğrudan angaje olmuşlardı. İkinci kademedeki “ortak müzakere kurulu” iki ülkenin Dışişleri Müsteşarlarından, yani benden ve mevkidaşım Büyükelçi Byron Theodoropoulos’tan oluşuyordu. Üçüncü kademede iki tarafın müsteşarlarına bağlı alt komiteler yer alıyordu. Türkiye tarafındaki alt komitelerden birinin başkanı Profesör Suat Bilge’ydi. Bilge, kıta sahanlığı ve buna bağlı karasuları konularını Yunanlı muhataplarıyla müzakere ediyordu... İkinci alt komitenin başında olan Büyükelçi Yüksel Söylemez’in müzakere alanı ise, hava sahası, FIR hattı, uçuş koridorları ve Doğu Ege Adaları’nın silahtan arındırılmasını kapsıyordu. Mekanizmanın işleyiş tarzı şöyleydi: Türk ve Yunan alt komiteler sorunları ele alıp ortak çözümler üretmeye çalışacak, müzakerelerde vardıkları sonuçları ve karşılaştıkları sorunları, müsteşarlarına iletip talimat alacaklardı. Belirli aralıklarla müsteşarlar düzeyindeki ortak müzakere kurulu rotasyon usulüne göre başkentlerde toplantı yapacak ve bulundukları ülkenin başbakanına müzakeredeki gelişmeleri ve karşılaşılan sorunları rapor edeceklerdi. Bu hususta sıra dışı bir usul uygulanması öngörülmüştü. Atina’da yapılacak toplantılarda Karamanlis’e sunuş benim tarafımdan, Ankara’da yapılacak toplantılarda da Ecevit’e sunuş Theodoropoulos tarafından yapılacaktı.

NATO ZİRVESİNDE EN BEĞENİLEN KONUŞMAYI FEVKALADE İNGİLİZCESİYLE BAŞBAKAN BÜLENT ECEVİT YAPTI

(UD): Bu müzakere şeklini uygulayabildiniz mi?

(ŞE): Hatırladığım kadarıyla ortak müzakere kurulu, dört kez toplandı. Atina toplantısında Karamanlis’e müzakeredeki gelişmeleri ve takıldığımız noktaları ben izah ettim ve sorduğu soruları yanıtladım. Theodoropoulos, yazdığı birkaç kısa notu Karamanlis’in önüne koydu. Başbakan sorunlarımız hakkında bir yorumda bulunmadı, gerekli talimatları Theodoropoulos’a vereceğini söylemekle yetindi. Daha sonra görüştüğüm Theodoropoulos, azgın muhalefetin şirretlik yaptığını, Türkiye ile yakınlaşmanın ABD Kongresi’nin Türkiye’ye karşı tutumunu yumuşatacağını ve silah ambargosunu kaldıracağını vurguladığını, bu nedenle bir ikinci Karamanlis-Ecevit görüşmesinin şu sırada gündemde olmadığını söyledi. Theodoropoulos’a göre; NATO’nun Washington toplantısından (30 Mayıs 1977) sonra Karamanlis, Başkan Carter yönetimin üç senedir devam eden ambargoyu çok geçmeden kaldıracağına inanmış. Bu nedenle muhalefetin tutumunu çok hatalı buluyormuş.

YUNANİSTAN’DAKİ AZGIN MUHALEFET MÜZAKERELERİ SONUÇSUZ BIRAKMAK İÇİN ŞİRRETLİK YAPIYORDU

(UD): NATO toplantısındaki gelişmeleri okurlarımızla paylaşmamız yararlı olur.

(ŞE): Toplantıya katılan devlet ve hükümet başkanları arasında en beğenilen etkileyici konuşmayı fevkalade İngilizcesiyle Başbakan Ecevit yaptı. Önde gelen ABD gazetecileri konuşmasını ve fikirlerini övdüler. New York Times, Ecevit’in konuşmasını birinci sayfasında manşetten verdi. Konuşmasında ambargodan hiç söz etmeyen Ecevit, NATO’nun sadece bir askeri örgüt olmadığını, insan hak ve özgürlüklerine dayanan demokrasinin de başta gelen bir destekçisi olduğunu vurgulamış ve güvenliğin sadece silahla sağlanacağına inanmanın hatalı olduğunu belirtmişti. Ertesi sabah Beyaz Saray’da Türk heyetiyle yaptığı toplantıda Başkan Carter, Ecevit’e samimi bir yakınlık gösterdi, konuşmasını övdü ve Türkiye’nin hem Amerika hem de Batı dünyası için gayet önemli bir ülke olduğunu belirterek, ambargonun kalkması gerektiğini vurguladı. Kongre’nin tutumu nedeniyle Kıbrıs konusunda “ilerleme sağlanması” gerektiğini söylemeyi de ihmal etmedi. Bu arada Pentagon’la birlikte ambargonun kalkması için gayret sarf eden Dışişleri Bakan Yardımcısı George West bana “Ecevit Türkiye’nin imajını bir günde parlattı, Türkiye’ye hasım lobiler narkoz almış gibi yere serildiler” dedi. Washington’dan Ankara’ya, ambargonun kaldırılması yönünde önemli bir adım attığımız düşüncesiyle döndük, ancak umutlarımız boşa çıktı.

ABD TÜRKİYE’YE YÖNELİK SİLAH AMBARGOSUNU KALDIRINCA YUNAN MUHALEFETİ AYAKLANDI VE MÜZAKERELER SONLANDI

(UD): Türkiye - Yunanistan müzakerelerin sonucunu nereye vardı?

(ŞE): Yunanistan’ın seçim sathı mailine girmesiyle Atina ağırdan almaya başladı.

1978 Eylül’ünde Carter yönetimi, ambargonun kaldırılmasının Kongre’de oylanacağı, bu konudaki prosedürün oylamadan önce Kongre ile Türk tarafı arasında müzakereyi öngördüğünü bildirdi. Başbakan Ecevit’in talimatıyla Washington’a müzakereyi yürütmek için gittim. Müzakere masasındaki muhatabım Temsilciler Meclisi Dışişleri Komisyonu Başkanı Zabloki’ydi. Kongre müzakere heyetinde Türkiye’nin azgın düşmanı olan milletvekillerine ilaveten, Dışişleri ve Savunma Bakanlıklarından da birer temsilci vardı. Müzakereler olaylı oldu. Ambargonun kalkması için dayatılmak istenen şartları kabul etmedik. Buna rağmen, ambargonun kalkması önerisi önce Senato’da oylandı ve 42’ye karşı 57 oyla kabul edildi. Temsilciler Meclisi’nde de öneri 204’e karşı 208 oyla kabul edildi (12 Eylül 1978).  Washington’daki bu gelişme Yunanistan’ı ayağa kaldırdı. Muhalefet lideri PASOK Başkanı Papandreu, “Ecevit, Karamanlis’i faka bastırdı” diye kıyameti kopardı. Papandreu’ya göre, Ecevit, Karamanlis’i kandırarak, Türk-Yunan ilişkilerinde olumlu bir hava estirmiş, sonra da bu ortamdan yararlanarak ABD Kongresi’nin silah ambargosunu kaldırmasını sağlamıştı. Seçimleri PASOK kazandı ve Türk düşmanlığını meslek edinen Papandreu Başbakan oldu, müzakereler de son buldu.