Cihan DEMİRŞEVK / Sozcu.com.tr

Günümüzden yaklaşık 6 bin yıl önce Ukrayna otlakları, Güneybatı Rusya ve Batı Kazakistan’da yaşayan insan toplulukları, serbest dolaşan, kaslı, büyük ve göz alıcı renklere sahip hayvanları gördüklerinde muhtemelen, yaşadıkları dünyayı her devirde değiştirecek bir varlık gördüklerini düşünmemişlerdi. Bu hayvanlar onlar için birer ihtiyaçtı kuşkusuz, önce etleri için ele geçirdiler. Sonra da evcilleştirmeyi başardılar.

Homeros, İlyada Destanı’nda “Atları evcilleştiren Truva Prensi Hector...’ dese de, bu konudaki bilimsel araştırmaları değerlendirince, MÖ 8. yüzyılın ikinci yarısında yaşamış olduğu tahmin edilen Homeros’a inanmak pek mantıklı gelmiyor… Yapılan son araştırmalara göre atların ilk olarak MÖ 3 bin 500 ila 4 bin yılları arasında evcilleştirilmiş olduğu tahmin ediliyor. Evcilleştirilme tarihi ya da süreci her ne olursa olsun atlar, kuşkusuz insanlık tarihinin gelişimindeki en temel faktörden biri. Savaşlarda askerler bir yana, en ağır zırhlı araçların taşınmasını sağlayan atlar, bazen kaleleri yıkmaya çalışan derebeyliklerinin, bazen imparatorluklara karşı savaş açan isyancıların ya da ülke fethetmeye giden krallıkların en önemli dayanağıydı. Yüzyıllarca işlevsel birer savaş makinesi görevini üstlenen atlar, barışta da her türlü ihtiyacı karşılamak için insanoğlunun yanındaydı. Tarla sürmek, eğlenmek, ulaşım ve ulaştırma için etinden sütünden faydalanılan atlara, kuşkusuz hak ettiği değer de çoğu zaman verildi. Çoğu kültürde, erkeklik, güç, şan şeref sıfatlarıyla birlikte anıldı...

Bugün evcilleştirilen ilk atlardan günümüze asırlar geçti. Artık, “modern” insanlar savaşlara at sırtında gitmiyor. Bilgisayar tuşlarıyla, füzelere yön verip istedikleri ülkeleri yerle bir etme lüksüne sahipler. Artık insanlar tarlalarını da atla sürmüyorlar; modern teknolojideki makineler bin çifteye bedel! Bugün 4-5 saniyede 100 km hıza ulaşan otomobiller var ve ulaştırma için de atlara ihtiyaç yok! Yüzlerce yıldır kanlarına girdiğimiz, dilediğimiz her şeyi yaptırdığımız atlar, şehirlerde (tabii soylu ve atletiklerse) sadece yarışlarda boy gösteriyor. Ama bu demek değil ki günümüzde değer verilmiyor! Bazılarına paha/para biçilemiyor. “Milyon dolarlık bebek”lerin gözlerinin üzerine titriyor, at tutkunları. Kırsal bölgelerde ise her ne kadar atların görevleri birer birer azalsa da hala ilk dönemlerdeki gibi, çifte sürülmeye devam ediliyor. Bugün dünya uzerinde 150’den fazla at ırkı, gerek yarışlarda gerekse gündelik işlerde insanlığa hizmet etmeye devam ediyor. Soğuk kanlılar (Günlük işlerde kullanılanla) ve sıcak kanlılar (yarış atları) olarak iki gruba ayrılan atların hepsine burada yer veremesek de; bilinen en önemli atlara biraz göz atalım... At dünyasına hoşgeldiniz, sizi şöyle alalım...



Yaşayan en eski at ırkı: Akhal - Teke

Akıllılığı, eğitilebilirliği, dayanıklılığı ile öne çıkan Akhal –Teke yaşayan en eski at ırkı olarak karşımıza çıkar. Akhal, bugünkü Türkmenistan’da bulunan bir vahadan gelir, Teke ismiyse yüzyıllarca Türkmen atı yetiştiren göçebe boyun adıdır. Yetiştiği bölgenin çoğunluğunun Kara Kum Çölü’nde yer alması nedeniyle bölgenin aşırı sıcak, kuru soğuk havası bu atları daha dayanıklı yapar. Akhal – Teke’ler sahiplerine bağldır ve kendisine nasıl davranıldığı konusunda duyarlıdır.

Vahşi Batı’nın olmazsa olmazı: Mustang

Amerikan rüyasının dört tekerlekli hali olan Mustang’lere ismini veren atları, “yeni dünya”yı keşfe keşfe gelen İspanyol kâşifler beraberlerinde getirmişlerdi. Sonrasında yerlilerin isyanından kaçan İspanyolların geri götürmedikleri atlar, birkaç yüzyıl içinde vahşileştiler. İspanyolca’da ‘başıboş’ anlamına gelen Mustang ismiyle tüm dünyanın ilgisine mazhar oldular. Vahşi Batı tarihinde, dönemin öncü ruhunun sembolü olan, özgürlüğüne düşkün Mustang’ler şimdilerde halka açık çiftliklerde barındırılıyor.

Dünyanın en güzel atı: Arap atı

Orta Doğu çöllerinin en güzel, en gösterişli kafasına sahip, kaslı ve dayanıklı atının tüm dünyadaki at ırklarını etkileyeceği kimin aklına gelirdi ki… Orjini zoolojik bir sır olan Arap atının tarihi, karışıklıklar ve çelişkilerle dolu. Arap atının atasının Kuzey Suriye’de bulunan vahşi bir at olduğu varsayımlardan biri. İslamiyet’in yayılmasıyla beraber Arap atları da tüm dünyada üne kavuştu. Haçlı Seferleri sonrasında, Avrupa at ırklarına Arap atı karıştı. Birçok Avrupa ülkesinde Arap atı çiftlikleri kuruldu. Hatta Osmanlı padişahları bile bu atları Avrupa krallarına hediye ettiler. Dünyadaki at ırklarını bu denli etkileyen Arap atının saflığı ise hala korunuyor.

At ırklarının beyefendisi: İngiliz atları

İngiltere'de birçok at soyu üretilse de, akla gelen ilk at safkan İngiliz atıdır. İnce ve zarif yapılı safkan İngiliz atları, İngiltere'ye getirilen üç Arap aygırının İngiliz atlarıyla çiftleştirilmesinden oluşmuş. Güzelliğini, dayanıklılığını ve zekâsını Arap atından alan bu ırk, hızını ve iriliğini de İngiliz atından alıyor.

Türk atları

Türkiye'deki atlar değişik soyların karışmasıyla ortaya çıktığı için, birkaç özellik dışında at tiplerini birbirinden ayıracak belirgin farklılıklar yok. Bunların çoğu Arap atının kanını taşıyan sıcakkanlı, hafif atlar. Kendine özgü özellikleri bulunan birkaçını saymak gerekirse:

Anadolu yerli atı, küçük ve tıknaz yapılı, vücut oranları oldukça uyumlu bir hayvan.

Uzunyayla tipi atlar, 19. yüzyıl sonunda getirilen güçlü Çerkez atları ile yerli atların çiftleştirilmesiyle üretildi. Sonradan Macar Nonius atlarıyla melezlenen Uzunyayla, orduda ve tarımda kullanıldı.

Malakan atları, Ukrayna'dan getirilen atlarla yerli atların çiftleştirilmesinden elde edildi. Bu atlar, Anadolu atlarından farklı yapıda, güçlü, dayanıklı, iri ve yumuşak huya sahip. Bunlar dışında Türkiye'de sayıları çok az olan Hınıs ve Canik atları da bulunuyor.

Mitolojide at

*Pegasus, Kilikya ovasında yolunu şaşırmış ve Tarsus'ta ayağını sakatladığı için kente Latince ayak tabanı anlamına gelen Tarsos adı verilmiş.

*Yunan mitolojisinde yarı insan yarı at görünümlü yaratıklara Sentor denir.

*Diomedes'in kısrakları diye adlandırılan 4 at, kontrolü mümkün olmayan, vahşi ve insan yiyen canavarlardır.

Türklerde at kültürü

* Göktürkler, bir savaşçı öldüğünde atını da öldürür ve küllerini ölenin mezarına koyarlardı.
* Günümüzde hâlâ yaşayan, kapılara at nalı asmanın uğur getirdiği yolundaki inanç, atı kutsallaştıran eski bir inanıştır.
* Asya'daki ilk at kalıntıları, Türk anayurdu bölgesindeki Afanasyevo (MÖ 2500-1700) ile onun aynı bölgedeki Andronovo Kültürü'nde (MÖ 1700-1200) görülmüş.
* Manas destanında 200’den fazla at ismi kullanılmış.
* II. Osman "Sisli Kırat" adındaki atı için özel bir mezar yaptırdı. Bu mezar, eskiden yatır gibi ziyaret edilir, hasta atlan iyileştireceğine inanılırdı.
* Yaklaşık 55 milyon yıl önce ortaya çıkan atlar, evrim geçirmeden önce köpeklere benzeyen, otoburlardı.