Dünya madencilik sektörünün zirvesindeki yerini koruyan Çin, yıllık 350–400 metrik tonluk üretimiyle küresel altın piyasasının lideri olmaya devam ediyor. Hem üretim hem de tüketim tarafında kurduğu bu çift yönlü baskınlık, ülkenin ekonomi politikaları ve jeolojik zenginlikleriyle birleşerek stratejik bir güce dönüşmüş durumda.
ÜRETİMİN KALBİ OLABİLİR
Çin’in altın üretimindeki bu başarısının temelinde, Shandong Eyaleti ve özellikle Jiaodong Yarımadası yatıyor. Asya’nın en zengin rezervlerine ev sahipliği yapan bu bölgedeki Laizhou–Zhaoyuan kuşağı, "Çin’in Altın Başkenti" unvanıyla anılıyor. Üretim tekniklerindeki sınırları zorlayan ülke, Sanshandao madeninde olduğu gibi Bohai Denizi'nin tabanına kadar uzanan ileri teknoloji deniz altı madenciliği faaliyetleriyle de dikkat çekiyor.
2003 REFORMLARIYLA YENİ BİR DÖNEME GİRDİ
Geçmişte özel mülkiyete getirilen kısıtlamalar nedeniyle büyük ölçüde devlet kontrolünde gelişen sektör, 2003 yılında gerçekleşen reformlarla yeni bir döneme girdi. Şanghay Altın Borsası'nın faaliyete geçmesi ve yatırım olanaklarının genişlemesi, Çin’in yerel madencilik potansiyelini küresel finans sistemiyle entegre etti. Bu ivme, 2015 yılında Shandong'da keşfedilen 1.000 tonun üzerindeki devasa derin yatak keşfi gibi jeolojik başarılarla da desteklendi.
İÇ TÜKETİMDEN KÜRESEL YATIRIMA
Çin, yalnızca bir üretici değil; mücevherat, yatırım araçları ve merkez bankası rezervleri baz alındığında aynı zamanda dünyanın en büyük altın tüketicilerinden biri. Yerli kaynaklarla yetinmeyen Çinli madencilik devleri, uzun vadeli arz güvenliğini sağlamak amacıyla rotayı yurt dışına çevirmiş durumda. Bugün Afrika’dan Güney Amerika’ya, Orta Asya’dan kıtalararası projelere kadar birçok noktada Çin sermayeli altın projeleri yükseliyor.