Sözcü Plus Giriş
SONER YALÇIN

1925 yılının mega projeleri

31 Mayıs 2015

Siyasi partiler yine bir seçim öncesi büyük projeler ile halkın karşısına çıktı. Hemen her parti sunduğu mega projesiyle Türkiye'yi nasıl büyüteceğini, kalkındıracağını anlattı. 1925 yılındaki Resimli Ay dergisinde, “Dünya 50 yıl sonra nasıl olacak” başlıklı makale yayınlandı. Yazıda insanoğlunu 1975 yılında nasıl bir hayatın beklediğine yer verildi. Yazarın mega projeleri hayli şaşırtıcıydı…

Zekeriya Sertel, Yunus Nadi'nin teklifini kabul edip Cumhuriyet gazetesindeki ortaklığından ayrıldı.
Tarih: 1 Şubat 1924.
Zekeriya Sertel, İstanbul'un tanınmış kitapçılarından Sudi Bey ile ortak şirket kurdu; ve aylık “Resimli Ay” dergisini çıkardı. O günleri şöyle anlattı:
“Resimli Ay hem teknik hem içerik bakımından Türkiye için yepyeni bir şeydi. Güzel ve renkli bir kapak içinde, zengin yazılarla dolu olarak çıkardı. O vakte kadar dergiler ünlü imzalara dayanarak yaşamaya çalışırlardı. Biz büyük imza aramadık. Halkın sosyal hayatına önem verdik, yazıların halkın hayat ve istekleriyle ilgisi olmasına dikkat ettik.” (Sertel, Hatırladıklarım)
Resimli Ay ilk sayısında büyük başarı kazandı.
Yazıların çoğunu Zekeriya Sertel ile eşi Sabina Sertel yazıyordu. İlk yazar kadrosunda Mehmet Rauf, İbnül Refik Ahmet Nuri, Reşat Nuri, Yusuf Ziya, Ercüment Ekrem, Hıfzı Tevfik, Selim Sırrı, Sadri Ertem, Mahmut Yesari, Hakkı Suha, Yakup Kadri gibi devrin önemli yazarları vardı…

1975'TE NELER OLACAK

Resimli Ay dergisinin Nisan 1925 sayısında bir makale çıktı:
“1975'te Dünya Nasıl Olacak?”
Makale altında yazarın adı yoktu. Fakat..
Yazdıkları ilginçti…
Meçhul yazarın 50 yıl sonra dünyada neler olacağı konusunda öngürüsü şöyleydi:
“(…) Elli sene evveli telsiz telgraftan bahsedenlere gülerlerdi. Tahtelbahir (denizaltı), denizi aşan zeplin elli sene evvelki insanların akıllarına sığdıramayacakları şeylerdi. Fakat insanın hayal edemediği şeyi zaman o kadar süratle yapıyor, ve uygarlık o kadar dev adımlarla ilerliyor ki, dün birer hayal olanlar bugün birer hakikat oluyor. Onun için elli sene sonra insanların mazhar olacağı gelişmeyi tahmin ederken çok hayale kapılmış olmaktan korkmamalıyız…
Gelecek elli sene zarfında hayat bugün tanınmayacak hale gelecektir. Şehirler değişecek, vesait-i nakliye (taşıtlar) tamamen başka bir şekil alacaktır. Tayyareler, yarının en mühim vesait-i nakliyeleri olacaktır.
Yirmi sene sonra şimendiferler (demiryolları) masraflı lüks eşya bulunarak sökülecek, şehirler arasındaki münakalat (ulaştırma) tayyare ve zeplinler vasıtasıyla icra edilecektir…”

GÖRÜNTÜLÜ TELEFON

Yazar 50 yıl sonra neler yapılacağı konusunda oldukça iyimserdi:
“Gelecek elli sene zarfında fen, havayı kontrol imkanını temin edecektir. Binaenaleyh istediğimiz zaman yağmur yağdıracak, istediğimiz zaman bulutları dağıtarak güneşi meydana çıkaracağız.
İstikbalde bir senelik havayı evvelden günü gününe tahmin etmek mümkün olacaktır.
Herkesin evinin önünde bir telsiz telefon direği bulunacak ve her ev bütün dünyayı meccanen (bedava) dinleyebilecektir.
Makineleri uzaktan idare imkanı temin edilecektir. Şehrin muhtaç olduğu elektrik, ziyası şelaleler altında yapılan fabrikalardan sevk ve idare edilecektir. Diğer yandan güneşten alınacak hararetle şehrin muhtaç olduğu kuvve-i muharrikeyi temin imkanı hasıl olacaktır.
Binaların damları bahçe olacak, çocuklar damlarda oynayacaktır. En yüksek binaların damlarında tayyare istasyonları tesis edilecektir.
Telsizle sinema verilecektir. Sinema aktörlerinin seslerini işitmek mümkün olacaktır.
En mühim rol oynayacak vasıtalardan biri de radyo, yani telsizdir. İleride tayyareler, vapurlar, makineler telsizle işletilecek, hatta havadan eşya nakli mümkün olacaktır.
Elli sene zarfında telefonla konuştuğumuz kimseyi görmek imkanı gerçekleşecektir…”

MEGA ŞEHİR KURULACAK

Yazar makalesini güçlendirmek için 50 yıl sonra bir şehrin alacağı şekli çizdirmiş veya yabancı bir kaynaktan temin etmişti. Şöyle diyordu:
“İstikbalde şehirlerin alacağı manzarayı görmek isterseniz, bu makaleye merbut (bağlanmış) resme bakınız. Sokaklar tamamen kaldırılmıştır. Vesait-i nakliye birkaç katlı köprüye nakl edilmiştir. Köprünün en altında yer altı şimendiferi vardır. Her sokağın altında bir yer altı bulunacaktır. Uzak mesafelere gitmek için en salim vasıta yer altı şimendiferleridir.
Bugün insanların yürümesine tahsis edilen kaldırımlarda yarın yalnız otomobiller, tramvaylar ve otobüsler işleyecektir.
İnsanların yürüdüğü sokak köprüde birinci kata nakl edilecektir.
Buradaki sokak bizim bildiğimiz sokaktan farklı olacaktır. Sokaklar dört kaldırımdan mürekkeb olacak, bunların biri saatte 10, ikincisi 5, üçüncüsü 3 kilometre süratle yürüyecek, dördüncü sabit olacaktır.
Sokaklar üzerinde sıralar bulunacaktır; bir yere gitmek istediğiniz zaman, gideceğiniz yerin mesafesine göre seyyar caddelerden birine atlayacak, bir sıraya oturup gazetenizi okumaya başlayacaksınız. Sizin yürüyüp yorulmanıza ihtiyaç yoktur. Köprünün orta katında havai trenler vardır. Onuncu katında da diğer seyyar cadde mevcuttur…”

ÖLÜM OLMAYACAK

Yazdığım gibi yazarın 50 yıl sonraki beklentileri hayli fazlaydı; öyle ki…
“Gelecek elli sene zarfında ölüme çare bulunacak, bugün gençleştirilebilen insanlara yarın ebedi hayat temin edilecektir. Binaenaleyh cinnetin, cinayetin, hastalığın önüne geçilecektir.
Ez-cümle insanların birbiriyle olan münasebetleri daha adilane bir şekil alacak, bir tarafta fakir, bir tarafta israf görülmeyecek; adalet herkes için eşit olacak; insanlar mesut ve bahtiyar olmanın yolunu bulacaktır…”
Yazar makalesini şu tespitle noktalandırdı:
“Bütün bunları okuduktan sonra kendi kendinize soracağınız suali biliyorum:
– Elli sene sonra biz ne olacağız?
Verilecek cevap basittir:
– Biz yerimizde sayacağız…”
Türkiye mega projelerini seçimden seçime konuşmayı sürdürüyor…

İstanbul'un Fethi…

OSMANLI 29 MAYIS'TA DEĞİL 11 HAZİRAN'DA KUTLUYORDU

1908 Temmuz Devrimi'ne kadar İstanbul'un fethi kutlanmadı. Zaten Osmanlı'da böyle bir alışkanlık/gelenek yoktu.
İttihatçılar ulusal değerlere sahip çıkılması, milli hassasiyetleri ön plana çıkarmak için İstanbul'un fethi gibi kutlamaları yapmaya başladı.
Fethin yıldönümü esas itibarıyla 1910 yılından itibaren başladı. Fakat, en gösterişlisi 11 Haziran 1914'te gerçekleşti.
Diyeceksiniz ki, günümüzde olduğu gibi neden 29 Mayıs'ta değil de, 11 Haziran'da kutlanıyordu?
İttihatçılar, İstanbul'un fethini günümüzde olduğu gibi miladi 29 Mayıs'ta değil; rumi 29 Mayıs'ta kutluyordu. Rumi 29 Mayıs günü ise miladi olarak 11 Haziran'a denk geliyordu.
Peki…
İttihatçılar fethi nasıl kutladı? En görkemli kutlama 11 Haziran 1914 tarihinde gerçekleşti.
O gün…
Ayasofya ile Fatih Sultan Mehmet'in türbesi arasında yer alan tüm caddelerde bütün dükkanlar kapandı. Pencerelere, kapılara, direklere bayraklar asıldı.
Ne yazık ki o gün hava yağmurluydu ve buna rağmen binlerce insan meydanı, sokakları, caddeleri doldurdu. Yollar yürünemeyecek gibiydi kalabalıktan.
Herkes “merasim kafilesini” görmek istiyordu.
Kutlama merasimi, Fatih Camii'nin arka tarafında merdivenlerin bulunduğu yere konan kürsüden yapılan konuşmalarla başladı.
Kürsüye ilk, bu töreni hazırlayan Ziya Gökalp çıktı. Hararetli nutkuyla başta gençler olmak üzere herkesi heyecanlandırdı.
Sonra kürsüye, Türk Ocağı'nı temsilen Hamdullah Suphi (Tanrıöver) çıktı ve Türklük konusunda yürekli bir söylev verdi.
Galatasaray 7. sınıf öğrencisi Refet ve şair Aka Gündüz, şair Ömer Naci ve öğretmen Celalettin Arif Bey konuşmalar yapıp, şiirler okudular.
İttihatçıların en önemli isimlerinden Cemal Paşa kürsüde gençlere, Fatih Sultan Mehmet'in hayatını anımsatarak öğüt verdi:
“Bir gün Hazreti Fatih'in hocası Akşemsettin-i Veli, Fatih'in odasına hiddetle girdi. Fatih hazretleri böyle sopa ile gelmesinin sebebini sorduğu zaman hocası ‘Eğer çalışmazsan seni döveceğim' dedi. Ey gençlik! Size hitap ediyorum; eğer siz de çalışmazsanız Fatih'in ruhu sizi sopayla dövecektir. Bir milleti yükselten iki şey vardır; biri, dimağındaki ve diğeri kolundaki kuvvettir. Dimağındaki kuvveti uyuşturanlar yalnız maddiyat ile boğuşurlar. Dimağında kuvvet olanlar ise ilimle uğraşanlardır. Bizler daima ilme doğru gitmeli, dimağımızla uğraşmalıyız…”
Merasimden sonra Öğretmen Okulu öğrencileri tarafından Fatih Marşı söylendi. Ertuğrul Bandosu tarafından “selam havası” çalınarak resmi geçit yapıldı…
Kafilenin en önünde; Osmanlı tarihinin görkemli zaferlerini gerçekleştirmiş Yeniçerileri temsilen üç Yeniçeri vardı.

Tarih: 3 Şubat 1932

AYASOFYA TARİHİNDE BİR İLK

Tarih: 28 Mayıs 2015
Başbakan Ahmet Davutoğlu, Mardin'de Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından düzenlenen programda Kürtçe Mevlid-i Şerif dinledi.
Aynı gün…
İstanbul'un fethi törenleri kapsamında Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Başbakan Davutoğlu'nun Ayasofya'ya giderek namaz kılacağı yazıldı. Sonra, “seçim öncesi kararsız seçmeni kaçırır” iddiasıyla bundan vazgeçildiği belirtildi…
Peki…
Tarih: 3 Şubat 1932.
Türkçe ezanın okunmasının üzerinden iki hafta geçmişti.
Yer, Ayasofya…
ABD'deki Bizans Enstitüsü (the Byzantine Institute of America) adlı kurumun desteğiyle restorasyon yapılıyordu; yani Ayasofya kapalıydı. İlk kez o gece açıldı…
O gece, Kadir Gecesi'ydi…
Ve o gün Ayasofya'da bir ilk gerçekleşecekti.
Ayasofya tıklım tıklımdı…
Saat akşam sekizde ülkenin en değerli hafızları gelmeye başladılar. Kimler yoktu ki aralarında; Hafız Halit, Hafız Fahri, Hafız Sadettin, Hafız Kemal, Hafız Yaşar, Hafız Nuri, Hafız Rıza, Hafız Zeki, Hafız Burhan…
Saat sekiz buçukta tüm hafızlar hep birlikte Buharizade Mustafa Itri'nin bestelediği hazin makamdan söylenen segah tekbirini ilk kez Türkçe icra ettiler.
“Tanrı uludur. Tanrı uludur. Tanrıdan başka Tanrı yoktur. Tanrı uludur. Tanrı uludur. Hamd ona mahsusdur.”
Ardından…
Hafız Yaşar, Süleyman Çelebi'nin 1409 yılında Hz. Muhammet'e yazdığı Mevlid-i Şerif'i Türkçe okumaya başladı:
“Allah adın zikredelim evvela
Vâcib oldur cümle işte her kulâ…”
Ayasofya'daki kimi vatandaşlar ağlıyordu.
Hafız Yaşar'dan sonra Hafız Burhan, Hafız Zeki ve Hafız Sadettin Kuran-ı Kerim'den birer sureyi ilk kez Türkçe okudular.
Her sure okunduktan sonra Türkçe tekbir getirildi.
Son olarak Hafız Kemal, Kadir Suresi'ni makamsız olarak hutbe tarzında okudu. Hafız Nuri de aynı tarzda makamsız olarak surenin Türkçesi'ni tilavet etti:
“Biz (Kur'ân) onu Kadir Gecesi'nde indirdik…”
Ayasofya'daki bu anlamlı gece radyodan yayınlandı ve böylece Anadolu'nun birçok yerinden dinlendi.
Sonra…
Restorasyon sırasında Ayasofya'nın, Türkiye Cumhuriyeti'nin laiklik ilkesi doğrultusunda, yapılış amacı olan kiliseye tekrar çevrilmesi konusunda fikirler ortaya atılmışsa da; bölgede yaşayan Hristiyan sayısının çok az olmasından dolayı ve kiliseye karşı yapılabilecek muhtemel provokasyonlar ile mimarinin tarihi önemini göz önüne alan Bakanlar Kurulu; 24 Kasım 1934 tarih ve 7/1589 sayılı kararla Ayasofya'yı müzeye çevirdi.
Tarih: 1 Şubat 1935.
Ayasofya Müzesi ziyarete açıldı.
Bir yıl sonra 6 Şubat 1935 tarihinde Atatürk müzeyi ziyaret etti.

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more