Bu web sitesi ne yazık ki Internet Explorer 9 ve altını desteklememektedir. Lütfen web tarayıcınızı Internet Explorer 10 ve üstü bir sürüme yükseltiniz.
‘Bu oyun bizim için onur mücadelesiydi!’ Levent Üzümcü ve Neslihan Yeldan anlatıyor…
‘Bu oyun bizim için onur mücadelesiydi!’ Levent Üzümcü ve Neslihan Yeldan anlatıyor…
Daha önce Şehir Tiyatroları'nda oynanan, ancak Levent Üzümcü'nün tiyatrodan ihraç edilmesinin ardından sahnelenemeyen Bir Yaz Gecesi Rüyası, Arda Aydın yapımcılığında yeniden izleyiciyle buluştu. İzleyiciler, özledikleri oyuna yoğun ilgi gösterdi. Oyunun başrollerinde Levent Üzümcü ve Neslihan Yeldan yer alıyor. Oyun için bir araya geldiğimiz ikili, en az izleyiciler kadar heyecanlı... Levent Üzümcü, Arda Aydın ile birlikte Şehir Tiyatroları'ndan ihraç edildikten sonra oyunun kendileri için bir 'onur mücadelesi' olduğunu söylüyor. O mücadeleden de alınlarının akıyla çıkmanın gururu içinde. Neslihan Yeldan ise bu mücadelede bir payı olmasından dolayı çok mutlu olduğunu belirtiyor... İşte, ikilinin açıklamaları...
Sercan MERİÇ
Kültür Sanat 2 Aralık 2017 - 07:50

Başarılı bir prodüksiyon ile Bir Yaz Gecesi Rüyası’nı izleyicilerle buluşturuyorsunuz. Sizin için nasıl gidiyor oyun?
Levent Üzümcü: Biliyorsun, biz bu oyunu daha önce 50 kere oynadık. Oynamayı özlemişiz. Yeni ekiple çalışıyoruz. Yeni ekibin oyuna adaptasyon süreci sıkıntılı oldu. Çok zor bir süreçten geçtik. Kişilerin kendi yaratısı değil, daha önce yaratılmış bir şeylerin içine girmeleri gerekiyordu. O aktör arkadaşlarımızı zorladı açıkça söylemek gerekirse. Aslında bu çok yapılan bir şey dünyada. Bir oyun, bir ekiple birlikte yaratılıyor. Yönetmeni, oyuncuları o yaratıda mutabık oluyorlar. Oyun o kadar tutuyor ki, başka ülkelerde de oynanması isteniyor. Ya da oyuncuların uygunluk durumuna göre cast’lar hazırlanıyor. Ve bunların hepsinin hazırlanmasının altında yatan şey, oyuncuların o rollere girebilmeleri. Oyuncular o rollere giremezse, kabul edilmiyor. Ama biz daha duygusal bir milletiz. Teknik bakmıyoruz olaya. Birini başkasının bir yaratısının içine sokmayı, insanlar genellikle kendi oyunculuklarına bir müdahale olarak görüyorlar. Profesyonel bakamıyoruz maalesef. Oyunla ilgili en çok zorlandığımız şey bu oldu. Çalışmayı da, bir arada olmayı da özlemişiz.

Neslihan Yeldan: Benim Şehir Tiyatroları’nda seyrettiğimden beri, içinde olmak istediğim bir projeydi. Çok şükür karşıma çıktı ve bir parçası oldum bu güzel oyunun. Profesyonel kariyerimde ilk kez Shakespeare oynuyorum. Ekip de güzel. Oyunun enerjisi zaten şahane. Daha yeni başladık, daha da hız alacağını düşünüyorum.

Oyunun prömiyerine çok yoğun bir ilgi vardı. Dakikalarca ayakta alkışlandı. Metnin dışında, Türkiye’ye has espriler, trikler de var oyunda…
L.Ü.: Evet, yapıyoruz. Shakespeare oyunları açık oyunlar. Bu konuda daha özgürlükçü bakmak gerekiyor. Ortadoks tiyatro oyuncuları da var. Onlar Shakespeare oyunlarının harfi harfine, asla değiştirilmeden oynanmasını isterler. Biz sonuçta Shakespeare’i, onun sözleriyle oynuyoruz. Ama rejimizde ve oyunculuklarımızda müthiş bir özgürlük söz konusu. O yüzden alışılmadık bir Shakespeare yorumu bu.

Dekor da herkesin beğenisini kazanmış gözüküyor. Özel ve büyük sahnelerde böyle bir dekorda oynamak sizin için ne ifade ediyor?
L.Ü.: Özel tiyatroda böyle bir şey çılgınlık gerektiriyor. Özel tiyatroda böyle bir oyunun perde açması, gecelik maliyet anlamında özel tiyatronun yüklenebileceği bir şey değil. Ama tiyatronun yapımcıları çılgın insanlar. O çılgınlıkları da çok güvendikleri bir proje ile taçlanıyor. Elbette ki yaptığımız işten para kazanarak, daha iyi işler yapmak gibi bir amacımız ve isteğimiz var. Umarım bunu gerçekleştirebilecek azmimizi kaybetmeyiz.

leventuzumcufoto

Levent Üzümcü ve Neslihan Yeldan ile Beşiktaş’ta buluştuk…

Sizin için ilk kez Shakespeare oynamak ne anlam ifade ediyor?
N.Y.: Shakespeare ve Çehov bizim konservatuarda en çok çalıştığımız, en zor yazarlardı. O yüzden benim için de tekrar mücadele gibi bir şey.

Nasıl bir zorluğu var?
N.Y.: Shakespeare oynamak kolay değildir. Dünya tiyatro tarihinin en büyük yazarı. Bunu layığıyla yapmak her oyuncunun harcı değil. Elimizden geleni yapıyoruz. Zaten daha önceki versiyonunda büyük başarılar kazandı arkadaşlarımız. Ödüllü bir oyun. Biz bu kez onlara ayak uydurmaya yapmaya çalışıyoruz.

Yüzlerce yıl önce yazılmış bir metin ama yine istediği kişiyle evlenmek isteyen bir kadın, yasaların engeliyle karşılaşıyor. O günden bugüne pek değişim olmamış herhalde, katılır mısınız?
L.Ü.: Atina’da çok değişti (Gülüyor). Feodal kültürün bir simgesi o. O kültürde, “Ben ne dersem o olur” anlayışı var. Oyunda da Theseus, “Tanrı, neyse baban da odur senin için. Sen onun yarattığı hamurdan bir şekilsin. İster bezer, ister bozar” diyor.

N.Y.: Shakespeare o kadar dahi bir yazar ki! 500 yıl önce yazdığı şeyi de oynayabiliyoruz. Ama biz, bu kadar eski yazarların modern versiyonuyla sahnelenmesi taraftarıyım.

‘ARDA İLE SAHNEDE OLMAK BÜYÜK ANLAM İFADE EDİYOR’

Oyunun yapımcısı Arda Aydın ile de aynı kaderin yolcusu gibisiniz… İkiniz de Şehir Tiyatroları’ndan ihraç edildiniz. Tekrardan böyle bir oyunda buluşmak, ikiniz için ne anlam ifade ediyor? 

L.Ü.: Çok büyük anlam ifade ediyor. Bu oyun Şehir Tiyatroları’nda oynandı. Şehir Tiyatroları’nda oynandıktan sonra, oyunun sahibi Alexandar Popovski. Shakespeare oyunları artık telifi olmayan oyunlar olduğu için dünyanın her tarafında rahatça oynanabiliyor. Bu rejinin sahibi, rejisini Şehir Tiyatroları’na kiralamıştı. Şehir Tiyatroları da bu rejiyi aldı ve oynattı. Benim atılmamla birlikte reji tekrar yapılmak istendi. Ama oyuncu arkadaşlarım, “Bu oyunun çıkmasında Levent’in çok önemli bir payı var. Biz Levent’e yapılan haksızlıktan sonra, böyle bir şeyin içinde olmak istemiyoruz” dediler. Tiyatronun muhteris yöneticileri de sonunda fark ettiler ki, bunu yapamayacaklar. Ben bu oyunda çok emeğimi sarf ettim. Haksızlık olmasa, oyunu bıraksam, sakatlansam, derim ki, “Bir başkası gelsin oynasın” ama böyle bir şey de yok. Muhteris yöneticilerin bir tanesi de buna karşı çıkmadan yeniden oynatmak istediler. Onun üstüne 15 Temmuz yaşandı. O hikayeden sonra da Arda, 15 Temmuz soruşturmaları kapsamında işten çıkarıldı. Ne alakası varsa! Sonra tekrardan işe iade edildi. Benim atılmamla, onun atılması çok aynı şeyler gibi durmuyor. Zan altında bırakıldılar bilinçli olarak. Sonrasında Arda, bunu bir onur meselesi olarak gördü. Bu kadar iyi bir rejiyle dışarıda da oynanması gerektiğini düşündü ve biz oynamaya karar verdik. Arda, bir yapım şirketi kuracağını söyledi. “Tamam, ben elimden geleni yaparım” dedim. Bu hepimizin onur meselesiydi. Biz oyunun içine girdik. Süreç içerisinde oyunun Şehir Tiyatroları’ndaki versiyonunda oynayan arkadaşlarım da oynamak istediler oyunda. Biz cast için oyuncu seçmesi yaptık. Onlar da “Neden seçme yapıyorsunuz, biz varız ya” dediler. Alexandar geldi. Rejisini tekrar sahnelemek üzere. Bütün kostümümüzü kendimiz yaptık. Perdelerimizi aldık. Şehir Tiyatroları’ndaki arkadaşlar da geldi. Kim oynamak istiyorsa, herkes gelsin oynasın dedik. Biz de “Gelin arkadaşlar, roller sizlerindir” dedik. Şehir Tiyatroları’ndaki prosedür şu. Bir dilekçe yazarlar ve “Ben bu oyunda çalışmak istiyorum dışarıda. Sizden izin istiyorum” derler. Tiyatro da, “Asıl işinizi aksatmamak koşuluyla yapabilirsiniz” diye cevap verirler.

leventneslihan3
Bu oyunda nasıl ilerledi?
L.Ü.: Arkadaşlarımızın dilekçeleri resmi olarak kabul edilmedi. Edilmediği gibi şifaen, sözle “Uygun görülmemiştir, siz girmeyin o işe” denmiş. Kültür İşleri Daire Başkanlığı’nın maniple ettiği, bu korkunç cehennemde arkadaşlarımıza bu yapılmış.

Siz varsınız diye…
L.Ü.: Evet. Ben vebayım, veremim ya! Diğerlerine de bulaştırmayayım diye. Herhangi bir televizyon dizisinde oynamak isteyen arkadaşlarımıza izin veriyorlar. Dışarıda tiyatro oynamak isteyen arkadaşlarımıza izin vermiyorlar.

Sizi sadece kamu kuruluşundan değil, özel tiyatrodan da silmek istiyorlar…
L.Ü.: Benim onlarla çalışmamın önüne geçmeye çalışıyorlar. Böyle devlet yönetiyorlar. Böyle sanat kurumu yönetiyorlar. Böyle Kültür İşleri Daire Başkanları var şehirde. Bu daire başkanı, ben daha Şehir Tiyatroları kadrosundayken, birtakım rejimin fanatiği olan insanlar, bu adamı karşılarına almışlardı, “Levent Üzümcü bize muhalif, bizim vergilerimizle maaşı ödenen bu adamı nasıl tutuyorsunuz hala?” diyorlar. O da onlardan özür diliyor, memurluk yasasından dolayı atamıyoruz diyorlar. Sonra beni tiyatrodan uygunsuz bir şekilde attılar. Çünkü İstanbul sadece AKP’lilerin oy attığı bir şehir ya! Demokrasi onların kafasında bu.

‘MUTLULUKTAN AĞLADIK’

Arda Bey de oyunun sonunda teşekkür ederken, sitemkar bir konuşma da yaptı. O onur mücadelesinden başarılı bir şekilde çıkmanın gururunu yaşadınız mı, oyunun sonunda?
L.Ü.: Elbette, bizim için çok önemliydi oyunu başarabilmek. Her türlü engellemeye rağmen. İnsanları tehdit ediyorlar. Utanç duyuyorum. Bu insanlar tarihe bir hiç olarak yazılmayacaklar bile. Bu insanlar, serbest piyasa ekonomisinde dışarıda limon bile satamayacak insanlar. Tek yetenekleri itaat etmek.

Neslihan Hanım, siz bu mücadele karşısında ne hissediyorsunuz?
N.Y.: Şehir Tiyatroları’nda son kez sahnelenen Bir Yaz Gecesi Rüyası’ndan sonra, Levent ihraç edildi. Ardından Arda… Ben onların yaşadığı bu tatsız süreci çok kalbimden acıyla hissettim. Tabii ki onlar kadar değildi ama onlar adına çok üzüldüm. Sonra biz Arda’yla bir oyun çalışmak üzere buluştuğumuzda, Arda’ya işe iade edildiğine dair telefon geldi. Mutluluktan ağladık. O döndü, Levent dönemedi ama bu çok başarılı oyunu tekrar sahneliyorlar. Bunda bir payım olması kadar mutluluk verici bir şey olamaz.

Hayat nasıl gidiyor sizin için?
N.Y.: Kariyer anlamında hayatımın en yoğun dönemindeyim. Çünkü ben yaklaşık 1,5 yıl önce “İşten başımı kaldıramayayım” diye dua ettim. Duam kabul oldu. Şu an iki oyunda oynuyorum. Bir dizide oynuyorum. Afife Tiyatro Ödülleri’nde jüriyim. Hiç boşluğum yok.

leventneslihan4

Soldan sağa sırayla: Levent Üzümcü, Arda Aydın, Sezai Aydın…

‘ÖDENEKLİ SANAT KURUMLARINI ÖLDÜRÜYORLAR’

Tüm bu atmosferde de “Biz sanatçı çıkaramıyoruz” hayıflanması yapılıyor…
L.Ü.: Sanatçının yetişmesini geçtim artık. Bunların çok daha ötesinden bahsediyorum. Ödenekli sanat kurumlarını öldürüyorlar. Türkiye’de Cumhuriyet döneminin en büyük kazanımı olan konservatuarları da bitirecekler. Bu derece büyük bir vandallık. Bu derece okumuşa-yazmışa-sanatçıya düşmanlık, akıl alır gibi değil. Ben bunu siyasi bir tercih olarak görmüyorum. Çünkü bizim ülkemizde sanatla uğraşmak demek aklı, fikri hür olmak demek. Aklı, fikri hür olmayan, beyefendi ne derse onu yapacak olan, onun dediklerini ağzı açık bekleyen ya da o olsaydı ne yapardı diye düşünen insanların yönettiği bir devlet olabilir mi? Olamaz. Böyle saçma sapan şeyler oluyor.

Bu yalandan kendimizi toplumsal olarak sıyırmamız mümkün mü?
L.Ü.: Etkilerinden kendimizi muhafaza edebilmemiz mümkün değil. Bir gemi düşünün: Türkiye. Geminin tahtalarının kurtlandığını iddia edenlere ‘vatan haini’ diyen gerçek vatan hainleri var. Ve ne yaptıklarının farkında değiller. Geminin batmasına göz yumuyorlar. “Harika cila attık” diyorlar.

Çıkış yolunu nasıl görüyorsunuz? Umutlu musunuz?
L.Ü.: Ben her zaman umutluyum. İki tane çocuğum var. Bu ülkede yaşıyorum ve yaşamaya devam edeceğim. Hiç kimsenin tehdidine kanmadım. Askerliğini bankanın ATM’sinde yapmış arkadaşlar, 16 ay muharip sınıfta askerlik yapmış olan bana ‘vatan haini’ diyorlar. Bu insanların ayılabilmesinin imkanı yok ki. Hem psikiyatrik ahraz birlikteliği hem de çıkar birlikteliği. Yalova’da ehliyetsiz ve sarhoş olarak durdurulan şoför, iktidarın bilmem neresinde tanıdığı var diye kendisine ceza yazılamayacağını söylemişti. Bu özgüven, bu bilgisizlik cehennemi içerisinde kavrulup gidiyoruz. Okumuş insana bu kadar düşman olan başka bir ekip ben görmedim hayatımda.

DÜNYADA TAŞLAR YERİNDEN OYNUYOR

Shakespeare’in metinlerini okuyunca, oyunları izleyince bu yaşanılan dönem anlamsız geliyor mu hiç? Dünya ölçeğinde de bir delilik çağında gibiyiz…
L.Ü.: Hayır gelmiyor. Bu bizim yarattığımız bir şey. Dünyada taşlar yerinden oynuyor. Bugün mesela Çin diye bir ülke var. Askeri harcamaları artıyor, etki alanı genişliyor. Yakında çıkacak ve ABD’ye kafa tutacak, “Dünyanın jandarması sen değilsin, benim” diyecek.

Sizce dünya olarak yeniden bir yıkıma doğru mu, yoksa yeni bir kuruluşa doğru mu gidiyoruz?
L.Ü.: Hep bunu söylerler ama hiç tanımlamazlar. Kapitalizm, serbest piyasa ekonomisi, varlığını sürdürebilmek için soykırım da yapar. Bütün hikaye sermayeye zeval gelmemesidir. Geçtiğimiz 100 yıl içerisinde dünya nüfusu 8’e katlandı. Tarihin hiçbir döneminde nüfus böyle hızlı artmadı. Neden bu kadar aç insan var?

Tüketimin devamını ve sermaye akışını sağlamak için…
L.Ü.: Kapitalizmin insana ihtiyacı var mal satabilmek için. Ne kadar fazla insan o kadar fazla zengin. İnsanlar iyice zenginleşmek istiyorlar. Kapitalizmin sonu yok, ama dünyanın bir sonu var. Bunu “insanlar dünyayı mahvedecek” diye söylemiyorum. Bilimsel olarak, bu yörüngeler, güneş sisteminde milyar yıl sonra yok olacak. Biz burada olur muyuz, olmaz mıyız, bilmiyorum. Bu sisteme, paraya tapanların hakim olduğu sisteme, istediğin kadar çomak sok, kapitalizmin öyle güzel anlamı var ki! Şehir Tiyatroları’ndan atılmamın nedeni Sosyalist Enternasyonal’deki konuşmamdı. O konuşmada bir şey yok ki. Sadece kapitalizmin dinlerle dansının artık bittiğini, daha da vahşileşeceğini anlattım. Ama bütün dünya sosyalist olsa da bu ülke olmaz. Çünkü, yiyecek aşı olmayan bir insanın, hala kendisini içten içe yiyen ve din yoluyla siyaset yapan insanlara sıcak bakmasının önüne hiç kimse geçemez. “Arkadaş, bu insanlar senin kanını emiyor” diyorsun, “Ama onlar müslümanlar” diyor. Biz neyiz?

leventneslihan6
Eskiden de böyleydi diyenler de var. Siz nasıl görüyorsunuz?
L.Ü.: Demirelci, Ecevitçi vardı mesela. Ben onları hatırlıyorum. Demirel’in her zaman stepnesinde MHP duruyordu. Bugünkü durumla aynı şey.

‘FİNALDE AKIL KAZANACAK’

Tüm bu anlattıklarınız doğrultusunda hala umutlu olmanızı sağlayan nedir?
L.Ü.: Finalde akıl kazanacak. Sadece burada değil, bütün dünyada. Burada akıl kazanacak ama, hiçbir zaman sosyal demokrasi kazanamayacak. Çünkü sosyal demokrat olduğunu iddia eden insanların hırsızlıklarını da gördük. Burada şunu anlatamıyoruz insanlara. Bu ülkenin malzemesi un, yağ, şeker. Bundan kebap olmaz. Bilime, sanata, spora yatırım yapmayan bir ülkenin nasıl bir geleceği olabilir. Her yıl bilmem kaç tane boş imam hatip açıp, televizyonlara çıkıp, araba fabrikası açmaya çalışmak ne demek olabilir. Dünya üzerinde bilime yatırım yapan ülkelerin bitirdiği araba teknolojisine para yatırmaya çalışıyoruz hala.

Kişisel olarak onur mücadelesi yaptığınız başka şeyler de var mı?
L.Ü.: Var. Oyunculuk yapmaya devam etmek istiyorum. Ben Şehir Tiyatroları’ndan haksız yere atıldım. Ama Türkiye’de adalet olmadığı için dönemiyorum. Hakkımı yediler. 1980’de de yaptılar bunu. 1402’likler vardı. Tiyatrodan atılan. Orada askeri darbe vardı, burada sivil bir darbe var. O zaman devlette memur olarak görülen, ‘devlet’in hoşlanmadığı insanları attılar. O insanlar 10-11 yıl sonra geri döndüler. Yazık değil mi, 10 yıl bu insanların sefalet çekmesi. Neden? Kenan Evren cuntasını onaylamadıkları için…

Şehir Tiyatroları’na dönmek de o mücadeleden birisi öyleyse?
L.Ü.: Hedef olarak evet. Bir gün eğer, gerçekten hak, hukuk, adalet olabilirse. Dönmemem için de bir sebep yok. Ama benim lehime karar verecek bir hakimin, görev yerinde durabilmesi mümkün değil.

Şehir Tiyatroları’nda oynamakla, özel tiyatrolarda oynamak arasında nasıl bir fark var?
L.Ü.: Biz Şehir Tiyatroları’nda 10 TL’ye oynuyoruz oyunlarımızı. Ama, özel tiyatroda bu böyle değil. Şimdi o kadar para harcadık bu işe. Nasıl çıkaracağız bu parayı? Maalesef daha pahalıya bilet satarak. “Aman orada görülme, aman şöyle yapma” diye diye bu hale geldik.

‘TARİH ONLARA BEDEL ÖDETECEK’

Bu yaşadıklarınızdan sonra beklemediğiniz bir tepki geldi mi, sanat camiasından, oyuncu arkadaşlarınızdan? Kırgınlığınız oldu mu mesela?
L.Ü.: Hayır. Sadece atılma sürecimi kınayan insanların bu kadar fazla olmasını hiç tahmin etmezdim. Konuşmamda da belirttim. Şehir Tiyatroları’nın içinde 15 Temmuz’dan sonraki günlerde, atmış olduğu tweet’ler nedeniyle arkadaşlarımızı müdürün odasına çeken, koluna siyah bant takmış, 1930’lardaki İtalyan faşistlerini andıran birtakım oyuncular da var. Tabii ki bunların da hesabı sorulacak. Bunların bedeli var. Ben ödüyorum bedelini. Tarih de onlara bedel ödetecek.

Dışarıdan biraz sinirli gözüküyorsunuz. Sinirli misiniz, yoksa biz mi yanlış gözlemliyoruz?
L.Ü.: Belki bu yanlış anlaşılıyor. Benim boyum uzun, elim kolun büyük, sesim gür. Bir şey anlatırken sanki sinirliymişim gibi oluyor. İnsanların kendi vücut enerjilerinden daha yüksek bir enerjim var.

leventneslihan5

Tiyatro dışında hayatınız nasıl gidiyor? İki tane çocuğunuzla ilişkiniz nasıl?
L.Ü.: Çocuklarla aram çok iyi. Tatillerde geziyoruz. Uzun ve etkili zaman geçiriyoruz.

‘GEZİ RUHUYLA SAVAŞIYORLAR’

Gezi’den sonra nasıl bir konuma düştük?
L.Ü.: Gezi bir ruh. Gezi’den beri o ruhla savaşıyorlar. Yoruldular yani. Müthiş bir korku yönetiyor onları. Sanatını yap ve sus diyorlar. Sanat dediğin şey sadece oturup replik söylemek mi? Sanatla uğraşan insanın dünyaya baktığı bir pencere vardır. Dünya nelerle uğraşıyor, biz nelerle uğraşıyoruz. Dünyanın en zengin petrol yataklarına komşuyuz ve politika geliştiremiyoruz. Bir adam ‘Stratejik Derinlik’ diye kitap yazdı. Petrole ayırdığı yer 1,5 sayfa. Ortadoğu’yu anlatıyor… Senin üzerine dış politika koyuldu bak ne hale geldik.

Bir Yaz Gecesi Rüyası, 6 Aralık, 26 Aralık ve 7 Ocak tarihlerinde Uniq Hall'de oynanacak.

Son güncelleme: 16:24 - 02.12.2017
Sercan MERİÇ
Kültür Sanat 2 Aralık 2017 - 07:50