Davutoğlu, Akbulut olabilecek mi?

Özel kalem müdürü içeri girer ve şöyle der:
“Efendim yazışmalar neticesinde elimizdeki arşiv çok büyüdü, izninizle bir kısmını imha edebilir miyiz?”
Akbulut yanıt verir: “İyi olur; ama sonuçta devletin resmi belgeleridir; her birinden ikişer nüsha fotokopi alıp, öyle imha edin!”
Yıldırım Akbulut…
Türkiye siyasal tarihinin hakkında en çok fıkra üretilen politikacı/devlet adamı idi.
Sabah gazetesi fıkra yarışması düzenledi.
Fıkraları kitap oldu. Hakkında üç fıkra kitabı yayınlandı. Gazeteci ağabeyim Hasan Uysal'ın kitabı 13 baskı yaptı!
Yıldırım Akbulut'a neler denmedi ki:
“Hal müdürü”…
“Oto galerici”…
“Emanetçi”…
1983'te ANAP'tan Erzincan Milletvekili olarak TBMM'ye girdi. Politikaya yabancı biri değildi; 1970'lerde Adalet Partisi  Erzincan İl Başkanlığı yapmıştı.
Avukattı.
1984-87 yılları arasında İçişleri Bakanlığı yaptı.
1987- 89 yılları arasında TBMM Başkanlığı'nı yürüttü.
Ve…
Tarih: 9 Kasım 1989…
Turgut Özal Cumhurbaşkanı olunca ipleri elinden çıkarmamak için parti başına ve başbakanlığa bir “emanetçi” atadı: Yıldırım Akbulut.
Akbulut ilk bir yılda Özal'ı şaşırtmadı. Örneğin...
Kuzey Irak'taki Barzani'yi, Saddam'dan korumanın adı olan ABD Çekiç Güç'ünün Türkiye üzerinden harekat yapmasına izin verdi!
Fakat…
Bir gün…
O hakkında fıkralar üretilen, dalga geçilen, o “emanetçi” denen Başbakan Akbulut, hiç kimsenin beklemediğini yaptı.
Tarih: 30 Kasım 1990…
Zonguldak'taki 48 bin maden işçisi toplu iş görüşmelerindeki uyuşmazlık nedeniyle greve gitti. Ardından Ankara'ya yürüyüşe başladı.
Türkiye böylesine bir sahneye ilk kez tanıklık ediyordu; ailelerin katılımıyla birlikte 100 bin işçi başkente gitmek yola çıkmıştı!
Neoliberal politikaların lideri Cumhurbaşkanı Özal geri adım atmıyordu. İşçileri, madenleri özelleştirme kapsamına sokmakla tehdit ediyordu!
Beklenmeyen oldu: Başbakan Akbulut işçilerle 6 Şubat 1991'de masaya oturdu ve sorunu çözdü. Sadece dört ay sonra…
Tarih: 15 Haziran 1991.
ANAP Kongresi'nde Yıldırım Akbulut, genel başkanlığı ve itibarıyla başbakanlığı kaybetti!
Bunu niye yazdım..?

Gölgedeki Davutoğlu

Yıldırım Akbulut'u anımsatmamın nedeni bir diğer “emanetçi”yi yazmak:
Ahmet Davutoğlu!..
Siyaset çevrelerinde bugünlerde hep şu soru tartışılıyor:
“Davutoğlu, Erdoğan'a karşı çıkabilecek mi?”
Evet, konu AKP-CHP arasındaki koalisyon görüşmeleri.
Meselenin gizlisi saklısı yok; CHP yönetimi AKP ile koalisyon hükümeti kurmak istiyor. Bu konuda “açık çek” veriyor.
Keza, Davutoğlu da bu koalisyonu istiyor; niyetini o da gizlemiyor.
Bu koalisyona karşı çıkan isim belli; Cumhurbaşkanı Erdoğan!
Zaten…
AKP adına koalisyon görüşmelerini yürütenleri kendi belirledi ve hep kendine yakın isimleri seçti. Bu nedenle…
Bu ekip, CHP ile görüşmelerinde tek söz etmiyor; sadece konuşan CHP'lileri dinleyip not alıyor!
Şimdi… Mesele şu:
Davutoğlu, Erdoğan'a rağmen bu koalisyonu kurabilecek mi?
Biliniyor ki…
Davutoğlu “emanetçi” kimliğini üzerinden atıp koalisyonu kurmasa da, artık Erdoğan tarafından üzeri çizildi! (Söylentilere göre;  Emine Erdoğan'ın,  Sare Davutoğlu'nu sevmemesinin de bunda katkısı vardı!)
Dedikoduları boşveriniz!
Şurası bir gerçek ki; her zorba güç yalnızca kendi isteğinin-yaptığının onaylanmasını ister.
Demem o ki:
Ahmet Davutoğlu, Yıldırım Akbulut  gibi siyasi cesarete/yüreğe sahip mi?
Tarih göstermiştir ki:
Yalnızca başkalarını izleyenler aslında hiçbir şey izleyemez; ve kendi özgürlüğünü koruyamaz!
Davutoğlu'nun gölgede yaşayıp yaşamadığını yakında göreceğiz…

Saray'a hapsedilme korkusu

Aslında…
Ahmet Davutoğlu'nun eli güçlü; küresel güç odakları arkasında; bu çevreler AKP-CHP koalisyon hükümetinin kurulmasını istiyorlar.  Keza…
Türkiye'deki iş çevreleri de bu ortaklığı destekliyor.
Erdoğan'ın, bu koalisyona karşı çıkmasının nedeni, “Saray'a hapsedilme” korkusu!
Erdoğan, partisi AKP'nin avucunun içinde alınmasını istemiyor.
Ne demek “avucunun içinden alınmak”?
Biliniyor ki: AKP bir parti değil bir dönemin ANAP'ı gibi, “kâr odaklı politik şirket!”
Biliniyor ki: AKP'liler parayı dağıtanın çevresinde birleşir; yani kurulacak hükümetin!
“İhaleyi veren düdüğü çalar” diye özetleyebiliriz bu durumu…
Evet, Erdoğan, ipleri başkasının eline bırakmak istemiyor.
Peki…
Erdoğan; koalisyonu kurdurmayıp, ülkeyi seçime götürecek kadar güçlü pozisyonda mı?
7 Haziran 2015 genel seçimi akşamı moralinin çok bozuk olduğunu bilmek için müneccim olmaya gerek yok.
Erdoğan'ı bu kötü ruh halinden Deniz Baykal kurtardı!
Kim ne derse desin… Baykal, Erdoğan'ı arayıp- randevu alıp, TBMM başkanlığı için ortalığı karıştırınca Erdoğan nefes aldı!
Baykal, CHP'ye strateji yapma imkanı vermedi. Örneğin Türkiye'ye “ortak aday” Ekmel Bey'i dayatan CHP, bu kez Ekmel Bey'e oy ver(e)medi! Uzatmayayım…
Rahatlayan Erdoğan, her zaman olduğu gibi Türkiye siyasetini yeniden inşa etmeye  başladı.
Öyle ki…
Erdoğan bu ataklarıyla, Saray'ının politik temellerini güçlendirdi.
Erken seçim sopası/tehdidiyle CHP yönetimini, AKP ile koalisyona mecbur hale getirdi!
Ve CHP'nin bu çocuksu  hali, Erdoğan'ın elini güçlendirirken Davutoğlu'nun elini güçsüzleştirdi!
Bugün…
Erdoğan'ı güçsüzleştirecek tek çıkışı Davutoğlu yapabilir.
Yapar mı? Yapabilir mi?
Göreceğiz…