Sözcü Plus Giriş
SONER YALÇIN

Görgü’yü kaybettik

21 Eylül 2016

Imre Kertesz (1929-2016) Macar yazar…
15 yaşında Nazilerin Auschwitz Toplama Kampı'na gönderildi. Burada yaşadıkları eserlerine büyük oranda yansıdı. 2002 yılında Nobel Edebiyat Ödülü aldı.
“Dosya K.” adlı kitabı yazarın otobiyografisi niteliğindedir.
Şöyle der:
“Benzer konuda yazılan yığınla kitap arasında ancak pek azı, Nazi ölüm kamplarında yaşanan benzersiz deneyimleri hakikaten yansıtabiliyor. Bu nadir yazarlar arasında bu konuda en fazla bilgi veren, belki de Jean Amery'nin denemeleridir. Onun olağanüstü yerinde bir sözcüğü var: Weltvertrauen-şöyle çevirebilirim: Dünyaya duyulan güven.
İşte Jean Amery bu güven olmadan yaşamanın ne kadar zor olduğunu yazar. Bu güvenini bir kere kaybedersen, artık insanlar arasında ebedi yalnızlığa mahkum olursun. Böyle biri, başka bir kişinin şahsında bir daha asla bir insan değil, daima bir düşman görür.
İşte Amery'de bu güven, Belçika'da zindan haline getirilmiş bir kalede, Gestapo'nun işkenceleri sırasında yok olmuş. Auschwitz ölüm kampından sağ çıkabildi ama yıllar sonra hükmünü kendi elleriyle infaz etti: Canına kıydı.”
İnsana olan güveni kaybetmek sadece Avusturyalı yazar Jean Amery'nin değil, ölüm kampı Auschwitz'den kurtulan Polonyalı şair Tadeusz Borowski'nin de intiharına yol açtı…
Bu girişi yapmamın nedeni var kuşkusuz…

Renk körlüğü

Konuşmalıyız… Tartışmalıyız…
Yoksa, insana dair güvenimizi toptan kaybedeceğiz.
Evet, Tarık Akan'ın ölümü ardından sosyal medyada küfürle karışık mesajları atan kimler?
Evet, bir otobüste şort giydiği için kadını linç etmeye kalkışan bir prototip mi?
Ve evet, otobüste kimse bu saldırıya neden sesini çıkarmadı?
Son yıllarda benzer vakalar çoğaldı.
Peki bunu analiz etmemiz gerekmiyor mu? Aslında…
Şu gerçeği açık yüreklilikle tartışmamız lazım değil mi:
Biz toplum muyuz?
Öyle ya, nedir ortak değerlerimiz/müştereklerimiz?
Örneğin…
Bir Cumhurbaşkanı düşünün ki, Tarık Akan için başsağlığı mesajı yayınlamıyor.
15 Temmuz'dan sonra sürekli toplumsal uzlaşmadan bahseden Erdoğan, sanatçı Tarık Akan'ı hâlâ “öteki” görüyor; ve kendine oy veren yüzde 50'nin Cumhurbaşkanı sanıyor!
Hâlâ… Erdoğan'ın “toplumsal bağdan” anladığı; kendinin ve yüzde ellisinin “ahlakında” ısrarcı olmak mı?
Hâlâ… Siyaseti, ekonomiyi, kültürel hayatı; bildiği-benimsediği ahlak çerçevesinde inşa etmek ve denetimi altına almak mı?
Hâlâ… İnsanın “kaderine” el koymak mı?
Yani… Hâlâ insanı insan yapan başka hiçbir değeri gözü görmemek/benimsememek mi?
Yazık.
Demek hâlâ bilmiyor…
Demek hâlâ kavrayamıyor…
Hiçbir toplum tek bir kültürel iklimde yaşamaz.
Aynı totaliter bilinçle hareket eden Fetullah Gülen'in yaptıkları ortada iken, ısrarla benzer dayatmayı yapmasının sebebi, “başka bir yol/yöntem” bilmemesi midir?
Maalesef… FETO gerçeğinden bile gerekli dersleri çıkarmadıkları görülüyor.
Baksanıza…
Toplumsal yapının bu derece hızla bozulmasının Türkiye'yi ileride nasıl işin içinden çıkılmaz bir hale getireceğini öngöremiyorlar! Evet…
-Soğuk Savaş döneminden kalma- içlerindeki “bizden olmayan düşmandır” olgusundan kurtulamıyorlar.
İnsanı/insanlığı yüceltmeyi yani, düşünsel farklılığa hoşgörüyle bakmayı beceremiyorlar. Toplumu “renkkörü” yapma inatları yüzünden Tarık Akan'ın ardından başsağlığı mesajı yayınlamıyorlar.
O halde, toplumsal uzlaşmayı nasıl sağlayacaklar?
“Öteki yüzde 50” kandırılacak çocuk mu?

Galip geleni seviyorlar

Köşe yazarı yandaşları farklı mı?
Sosyal medyadaki Ak'troller farklı mı?
15 yıldır Türkiye'yi bir kap içine sokamayacaklarını kavrayamadılar.
Hâlâ kendilerine bir “yalan dünya” yaratma peşindeler.
“Yalan dünyadan” şunu kastediyorum:
Dikkat ediniz, “hatalıyız” demiyorlar.
Bunun yerine, “sizin yüzünüzden hata yaptık” diyorlar!
Örneğin, -bunca yıldır yazmamıza rağmen- FETÖ gerçeğini bir türlü görememelerinin sebebi olarak Kemalizm'i gösteriyorlar!
İşte “yalan dünyaları” budur.
Hakikatle yüzleşmiyorlar.
Bu yüzden yaptıklarının-yazdıklarının sorumluluklarını hiç üstlenmiyorlar.
Bunun yerine, -bunca hatalarına rağmen- durmadan karşısındakinin (örneğin Sözcü gazetesinin) hatalarını, eksikliklerini bulmaya çabalıyorlar!
Bunlar, tasarladıkları/aldatıcı doğrularına inanıyor…
Bunlar, kendisinden başka hiç kimseyi haklı bulmuyor…
Bunlar, kendisinden başka hiç kimseyi beğenmiyor…
Bunlar, kendisinden başka kimseyi sevmiyor…
Ve bunlar sadece galip geleni; seviyor, beğeniyor, haklı buluyor ve inanıyor!
Sürekli gömlek değil deri değiştiriyorlar.
Bu iki yüzlülük pek sağlıklı bir ruh hali değildir.
Ortamı sertleştirmeyip “ergenlik çağı bunalımı yaşıyorlar” diyelim.
Fakat. Acı olan; insana olan güvenin kaybolmasına sebep oluyorlar.
Bu nedenle çevremde çoğu kişi son yıllarda benzer soruyu yöneltiyor:
“Ne oldu bize?”
Soylu tevazuu, yerini yontulmamışlığa nasıl bıraktı?
Çalışkan, iyi yürekli, temiz, samimi, yumuşak, kibar insanlar nerede?
Biliyorsunuz:
Toplum içinde var olan ve uyulması gereken saygı ve incelik kurallarına görgü denirdi!
“Di” diyorum; çünkü…
Türkiye görgü'yü kaybetti!
Toplum olarak intihara sürüklendiğimizi gören yok…

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more