Külliye’de taht kavgası

Tespit:
Osmanlı hanedanının son yıllarına iki ailenin kavgası damga vurdu:
– II. Mahmut'un Bezmialem Sultan'dan doğan oğlu Abdülmecit'in soyundan gelenler.
– II. Mahmut'un Pertevniyal Sultan'dan doğan oğlu Abdülaziz'in soyundan gelenler.
Abdülaziz soyundan gelenler, Sultan Abdülaziz ve oğlu veliaht Yusuf İzzettin'i Abdülmecit soyundan gelenlerin öldürttüğünü iddia ederler.
Saltanat ve halifelik lağvedildikten sonra bu iki ailenin kavgası yurt dışında da sürdü.
Öyle ya… Türkiye Cumhuriyeti elbet bir gün yıkılacak ve Osmanlı Hanedanı gelip sarayına oturacaktı! Bugünlerde…
Abdülmecit soyundan gelenler, kamuoyunu etkilemek için günümüzde kimi “tarihçi gazetecilere” kitaplar yazdırmaktadır!
Keza…
II. Abdülhamit ya da Vahdettin övgülerine bu açıdan da bakınız. Neyse, uzattım…
Bu tespiti yapmanın nedeni referandum oylaması!
“Ne ilgisi var” demeyiniz. Çok var!
Referandumdan “hayır” oyu çıkmazsa, Anayasa değişecek; ve devlet başkanı/cumhurbaşkanı “tek adam” olacak. Padişahtan fazla yetkisi olan devlet başkanı'nın neler yapacağına dair değerlendirmelerimi önümüzdeki günlerde yazacağım.
İlk kafama takılan devlet başkanının seçeceği yardımcıları oldu. Bu yardımcıların sayısı ve hangi kriterlere göre seçileceği belli değil. (Madde 106)
Devlet başkanının yurt dışına çıkışında, hastalığında veya ölümünde onun tüm yetkilerini hangi yardımcının kullanacağı da belli değil!
Böylesine büyük yetkiye sahip olmak için yardımcılar arasında kavga çıkmaz mı? Suikast gibi derin cinayetler olmaz mı? Yani…
Geldik mi, Osmanlı'nın sonunu getiren -önemli etkenlerden– kanlı taht kavgaları meselesine!

Ölüm korkusu

Osmanlı'da saltanat kanunu olmadığı için ölen padişahın yerine geçecek oğlunun büyük ya da küçük yaşta olması hakkında hüküm yoktu. Keza…
Fatih'ten itibaren, hükümdarların nizam-ı alem için kardeşlerini öldürmesi yasa haline getirildi.
Padişahlar kardeşlerini öldürmeye başladı. Ancak taht kavgası bu kez çocukları/şehzadeler arasında yaşanmaya başlandı. Çatışmaya valide sultanlar dahil oldu.
Öyle kanlı (örneğin, II. Beyazıt'ın oğulları; Yavuz, Korkut ve Selim arasında) mücadeleler oldu ki, padişah çocuklarının eyaletlerde valilik yapmasına yasak getirildi! Fakat taht kavgası bitmedi…
Şehzadeler saraya kapatıldıktan sonra padişahın vefatı üzerine bunların yaşça en ileride olanı tahta oturtulmaya başlandı. Yaşça diğerlerinden büyük olan veliaht diğerlerinden daha endişeli bir hayat sürerdi; öldürülme korkusu yaşardı. Örneğin, III. Ahmet veliahtlığı döneminde yemeğin gözünün önünde pişirilmesini isterdi. Suikaste uğramamak için de gizlice silah temin etmişti!
Sarayda bu derece korkunç bir hayat vardı. Şehzade kendini tahta oturtacak Kızlarağası ve Silahdarağa dairesine gelince aklına öldürüleceği gelirdi. Saatlerce ikna edilmeye çalışılırdı!
Diğer yanda…
Yeniçeriağası, Sekbanbaşı ve Kulketküdası padişahın ölüp ölmediğini görmek zorundaydılar. Ocak erkanı da “otopsi” yapardı. Biliyorlardı ki, saray entrikalarının sonu yoktu.
Bu arada…
Başta Bizans ve daha sonraları Venedik, İngiltere, Almanya bu taht kavgalarından yararlanıp sürekli kargaşa çıkardı.
Osmanlı sarayında öyle dolaplar/tezgahlar döndü ki, padişahlar bu işlere kafa yormaktan asıl işlerini yapamadı. Devlet işlerinin görüşüldüğü Divan-ı Hümayun'a bile katılamaz oldular.
Referandumdan eğer “hayır” oyu çıkmazsa, Ankara'daki sarayda/külliyede neler yaşanacağı belli değil mi?
Örneğin…

Felç geçirdi

Tarih: 9 Temmuz 1961.
Yapılan referandumla Anayasa değişikliği yüzde 38.3 “hayır” oyuna karşılık yüzde 61.7 “evet” oyuyla kabul edildi.
Cemal Gürsel cumhurbaşkanı oldu.
Kısa süre sonra felç geçirdi. Kısmi bir iz bırakılsa da hastalık atlatılır gibi oldu.
Ardından 1966 başında yine felç geçirdi. Durumu ağırdı. ABD Başkanı Johnson'un uçağıyla Washington'daki Walter Reed Ordu Tıp Merkezi'ne götürüldü. İyileşemedi. 26 Mart'ta Ankara'ya getirildi; GATA'ya yatırıldı.
TBMM Senato Başkanı İbrahim Atasagun Cumhurbaşkanı Vekili olarak görev yapıyordu.
Cumhurbaşkanı Gürsel bitkisel hayattaydı. Böyle bir durumla ilk kez karşılaşılıyordu; ne yapılacaktı?
Bir gün… Başbakanlık Müsteşarı Munis Faik Ozansoy hazırlanan doktorlar raporunu Başbakan Süleyman Demirel'in önüne koydu. Gürsel'in bir daha cumhurbaşkanlığı görevini yürütemeyeceği kesindi.
Demirel'i bir düşünce aldı; hukuk açısından raporun geçerliliği sağlamdı. Ama bu raporu nereye göndermeliydi? Sonunda…
Raporu hükümet yazısıyla TBMM'ye gönderdi. Çözüm yeri orasıydı.
Meclis, yeni bir cumhurbaşkanı seçimi yapılmasına karar verdi.
Ve uzlaşmayla Cevdet Sunay cumhurbaşkanı seçildi.
Türkiye tam 7.5 ay cumhurbaşkansız kaldı.
Şimdi…
Bu Anayasa değişikliğinden “hayır” oyu çıkmazsa aynı durumla karşılaşıldığında ne olacak? TBMM artık yetkisiz bırakılıyor çünkü.
Seçilmemiş cumhurbaşkanı yardımcısı saraydaki tahta oturacak ve neredeyse sınırsız yetkisiyle ülkeyi yönetecek.
Böyle bir hukuk devleti olur mu?
Osmanlı Devleti 600 yıl taht kriziyle/entrikalarıyla uğraştı.
Sorun millet iradesi/TBMM ile giderildi.
Şimdi başa dönmek istiyorlar.
Karar sizin…