Sözcü Plus Giriş
CAN ATAKLI

Erdoğan şeker kıskacında

7 Mart 2018

ANALİZ

Erdoğan şeker kıskacında

AKP Genel Başkanı Erdoğan aynı anda üç ayrı yerden birden hiç sıkıştırılmamıştı.
Erdoğan'a muhalefet çok yapıldı.
Çok müthiş iddialar da dile getirildi. Hatta öyle iddialar oldu ki “Bunun altından kalkamaz” bile dendi.
Bu kez farklı. Çünkü Erdoğan'a yönelik oklar sadece muhalefetten değil.
İçeriden de ok atıldı. Gerçi içeriden atılan oklar eleştiri için değil. Tam tersine Erdoğan'ı korumak ve yüceltmek için. Ama bunlar öyle “iyi niyetli” sözler ki Erdoğan'ı adeta köşeye sıkıştırıyor.
Lafı uzatmayayım. Önce muhalefetten gelen salvoya bir bakalım. İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener partisinin İstanbul İl Kongresi'nde yaptığı konuşmada Erdoğan'ın“Amerika'nın isteği ile şeker fabrikalarını özelleştirme kararı aldığını” söyledi.
Akşener bu konuda aynen şöyle konuştu; “Bizler şahsi çıkarlarımızı her zaman geri planda tuttuk. Şahsi çıkar demişken Sayın Erdoğan'a sesleniyorum. Tillerson'la gerçekleşen üç buçuk saatlik görüşmede neler konuşuldu? Reza Zarrab lafı açıldı mı? Onun serbest bırakılması için şeker fabrikalarını mı satışa çıkardınız? Suriye meselesi görüşüldü mü? Kıbrıs görüşüldü mü? Bizler bunun takipçisi olacağız ve hepsinin gereğini yapacağız siz de buradan dinleyin.”
Akşener konuşmasının bir başka bölümünde de GDO'lu ürünlerden söz ederek “Amerika'dan Cargill istedi bizimkiler harekete geçti. Merkel tak istedi bizimkiler vermişti ya. Şimdi de Amerika istedi bizimkiler şeker fabrikalarını tak satışa çıkardı” dedi.
İYİ Parti liderinin sözlerine saraydan bir yanıt gelmedi. Ancak saray danışmanlarından Yiğit Bulut TRT'de yayınlanan programında şeker fabrikalarının özelleştirme kararı ile ilgili çok ilginç sözler sarf etti.  Bulut'un söyleri şöyle;  “Nişasta bazlı şeker (NBŞ) lobisinin şeker fabrikalarını yok etmek istediği yönünde binlerce mesaj alıyoruz. Türkiye gerçek şeker yiyecekse, bu fabrikaların hayatta kalması gerekiyorsa, Sayın Cumhurbaşkanımız asla böyle bir şeye izin vermez. Sayın Cumhurbaşkanımız 5 milyar dolarlık otoyol ihalesini nasıl durdurdu? Milletimizin yararına ise bu konuda da gerekli adımı atacaktır.”
Yiğit Bulut uzunca bir süredir NBŞ ve GDO konularında öfkeli konuşmalar yapıyor Amerikan Cargill şirketini de suçluyor.
Sarayın danışmanı Erdoğan'ın şeker fabrikalarının özelleştirilmesine asla izin vermeyeceğini söylerken AKP'nin resmi Parti Sözcüsü Mahir Ünal ise tersten çaktı adeta. Ünal da partisi adına açıklama yaparken şunları dile getirdi;  “Kazanılmış hakların herhangi bir şekilde kaybına fırsat vermeden, yine özellikle pancar üreten çiftçilerimizin hiçbir şekilde mağdur olmasına izin vermeden gerçekleştireceğimiz bir düzenlemeyi konuşuyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımızın bu konuda herhangi bir müdahalesi söz konusu olmayacak.”
Mahir Ünal, Erdoğan'ı kastederek “çok net” konuşuyor. Yiğit Bulut'un aksine Erdoğan'ın şeker fabrikaları konusuna müdahalesinin “söz konusu olmayacağını” açıklıyor.
İşte bunun için “Erdoğan'ın üçlü şeker kıskacında” olduğunu yazıyorum. Ortada çok ciddi bir iddia var. Erdoğan'ın ne yapacağını söyleyen birbirine zıt iki “parti içi görüş” de var.
Bir taraftan Erdoğan'ın gerçekte ne yapacağını merak ediyorum ama diğer taraftan da “AKP'de bir şeyler mi oluyor, işler kötüye gittikçe içeride kaynamalar mı başladı?” diye sormaktan da kendimi alamıyorum.
Siz ne dersiniz?

MERAK ETTİĞİM ŞEYLER

Katil denilenler beraat etti ne olacak şimdi?

Haziran 2015 seçimlerinde AKP tek başına iktidar olma gücünü yitirmişti. Meclis'te azınlığa düşmüştü. Hayretlere yol açacak biçimde muhalefet el birliği ile eline geçirdiği iktidar fırsatını altın tepsi içinde tekrar AKP'ye sunmuştu. Erdoğan da fırsatı kaçırmamış, hükümet kurulmasını engellemiş aslında pek de uymadığı “anayasa maddesini” işleterek “45 günde hükümet kurulamadığı için seçimi yenileme kararı” almıştı. İşte bu süreçte muhalefet kendi kendini açmaza sokarken garip terör olayları da yürekleri yakıyordu. Suruç ve Ankara'daki patlamalarda 135 kişi can verdi. Cizre'deki çatışmalarda 20 kişi ölürken askere ve polise yönelik saldırılarda da 29 kişi şehit oldu. Bu kanlı olaylar içinde “kırılma noktası” olarak tanımlanan bir de cinayet vardı. 20 Temmuz günü Suruç'ta 33 kişinin öldüğü bombalı saldırıdan iki gün sonra Ceylanpınar'da iki polis evlerinde öldürülmüş halde bulundu. Bu cinayeti Suruç'un intikamını almak için PKK'nın işlediği ileri sürüldü. Erdoğan'ın 17 Temmuz günü “Açılımı buzdolabına kaldırdık, Dolmabahçe mutabakatını tanımam” sözlerinden de yola çıkılarak açılımın tamamen bittiği ilan edildi. PKK ile HDP eşdeğer gösterilerek müthiş bir kampanya başlatıldı, bu ortamda seçime gidildi, korkuya kapılan vatandaşın bir bölümü oylarını yine AKP'ye verdi ve tek parti iktidarı yeniden kuruldu. Şimdi aradan üç yıl geçti. İki polisi öldürdükleri ve PKK'lı oldukları gerekçesiyle tutuklananlar beraat ettiler. Peki, ne olacak şimdi? Bu cinayeti “kırılma noktası” kabul ederek ortalığın kan gölüne dönmesine göz yumanlar, bu olayları abartarak kin ve düşmanlığı körükleyenler ne yapacaklar? Elbette hiçbir şey. Çünkü amaca ulaşılmış oldu. Artık kimin umurunda iki polisin alçakça öldürülmesi?

BUNU YAZMAK GEREK

Ayıptır, 28 Şubat mağduru diye cinayet işleyenleri savunuyorlar

28 Şubat'ın yıldönümü gelince belli kalemşorlar harekete geçerler. Maksat iktidara yalakalık ya 28 Şubat'a çakarlar da çakarlar. Hele yıllar geçtikçe bugün muhalefet eden kim varsa hepsini aynı kefeye koyup saldırırlar. Bu yıl da 28 Şubat edebiyatı yapanlar çok oldu ama biraz farklıydı. Daha önce solu, CHP'yi ve orduyu suçlayanlar bu kez işin içine cemaati de sokmuştu. Sonuçta 28 Şubat da cemaatin operasyonu olmuş oldu yani. Bu arada bazı gazetelerde de “28 Şubat'ın egemenleri tarafından hapse atılanlar” dile dolanmıştı. Arkasında “FETÖ'nün de olduğu” 28 Şubat döneminin mahkum ettiği “Müslümanlar” yıllardır hapisteydi, buna hangi vicdan katlanabilirdi. Bunu sadece kimi gazeteciler söylese üzerinde bile durmayacağım, çünkü o günleri biliyoruz. Ancak bu ülkede 7 yıl cumhurbaşkanlığı yapmış şimdi de adı “muhalefetin adayı” olarak bile geçmeye başlayan Abdullah Gül de “28 Şubat zulmünün hapishanelerde tuttuğu mağdurlar” edebiyatına katılınca canım fena halde sıkıldı. 28 Şubat döneminde “dini inancı” nedeniyle yargılanan ve hapse atılan kimse olmamıştır. 28 Şubat'ta yargılanan ve ağır hapis cezalarına çarptırılanlar kendilerinden olmayan bir çok kişiyi öldüren İBDA-C militanlarıdır. Unutanlar için hatırlatayım, bu kişiler başta aydınlık bir dindar olan Gonca Kuriş ve pek çok kişiyi “domuz bağı” ile öldüren ve evlerinin bodrum katlarına gömenlerdir. Liderleri de Beykoz'da saatlerce süren çatışmada öldürülmüştür. Ne o yandaş gazeteler ne de eski cumhurbaşkanı Abdullah Gül örgüt adı vermediği için milletin bir bölümü de gerçekten hapiste 28 Şubat mağdurlarının olduğunu sanıyor.

Bİ SORALIM BAKALIM

Ordu, jandarma, polis, korucu ve ÖSO! Ne oluyoruz?

Afrin operasyonu 40 küsur gündür devam ediyor. Medyanın verdiği bilgilere göre Suriye topraklarında bir tarih yazıyoruz.
Türkiye sınırı ile Afrin arasındaki bölgeyi karış karış ele geçiriyoruz.
Genelkurmay aşağı yukarı her gün operasyonla ilgili sayısal bilgiler veriyor.
İlk bilgi elbette “kaç teröristin öldürüldüğü” konusunda.
Sonra ele geçirilen yerler, kaç yerin bombalandığı, ne kadar terörist ininin imha edildiği bilgileri geliyor.
Bu bilgiler verilirken çok dikkatimi çeken bir nokta var. Türkiye bugüne kadar pek çok sınır ötesi operasyon yaptı. Türk askeri komşu ülkelerin topraklarına onlarca kilometre girdi ve terör üslerini ortadan kaldırdı.
Bu operasyonlarda hep özel birlikler kullanılır, zırhlı birlikler, komandolar destek verir uçaklar da hava kontrolünü sağlardı.
Afrin operasyonunda ise sadece Türk ordusunun seçkin birlikleri yok.
Jandarma'nın özel harekat timleri bölgede.
Polisin özel harekat  timleri de operasyonun içinde.
Bana garip geliyor ama korucular da operasyona katılıyor.
Ve tabii Özgür Suriye Ordusu olarak tanımlanan bir grup da operasyonun aktörlerinden.
Sonuçta bir sınır ötesi eşkıya izleme operasyonunda neden birbirinden bu kadar farklı güvenlik kuvveti kullanılır acaba? Mutlaka bir nedeni vardır ama bir süre sora kamuoyunda “Bu kadar büyük güçle gittik hâlâ neden Afrin fethedilmiyor?” sorusu sorulmaya başlanabilir.

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more