Sözcü Plus Giriş
EGE CANSEN

Zombileşme

28 Mart 2019

Nasıl futbol, yenmek-yenilmek üzerine inşa edilmişse iş hayatı da batmak-çıkmak üstüne kurulmuştur. Bunu, sadece Türkiye için söylemiyorum. En gelişmiş istikrarlı ülkelerde bile firmaların (şirketlerin) işleri her zaman iyi gitmez. Hatta denebilir ki, her firma bir gün mutlaka kötü durumu tadacaktır. Kötü duruma düşenlerin bazıları “faal şirketler aleminden, gayri faal şirketler alemine” ebediyen göçecektir. Bazıları ise iyileşecektir. Bir firmanın “ba'sü ba'del-mevt” (ölüp yeniden dirilme) geçirmiş olması, bir daha böyle bir şey başına gelmez demek değildir. Tam aksine, bir defa zor duruma düşen firmaların, ikinci defa tökezleme ihtimalleri daha yüksektir. Çünkü firmaları zora sokan yönetim tarzı, bir defa zora girmekle değişmez. Zaten hiçbir patron/yönetici firmasının “kendi kusurundan” dolayı müşkül duruma düştüğüne inanmaz.  Sebep, mutlaka dışarıdadır. Suçlu ya değişen ekonomik koşullar ya iç veya dış rekabet veya hükümetin aldığı haksız kararlardır. Bana inanmazsanız, zora düşmüş firmaların patronlarıyla konuşun. Onlar size bu lanet “dış güçleri” daha iyi anlatır.

BATIK KREDİ, BATIK İŞTİRAK OLMASIN

Bir ülkede, ekonomi makro düzeyde iyi giderken (yani büyüme güçlü, işsizlik makul düzeyde, faiz düşük ve fiyatlar istikrarlıyken) bankalardan borç almış bazı firmaların işleri bozulabilir. Firmalar belli nedenlerle ödeme aczine düşebilir, hatta batabilir. Banka sektörünün, az sayıda batık firmayla uğraşması zor değildir. Ancak borsanın veya gayrimenkul fiyatlarının aniden çökmesi, petrol ve ham madde fiyatlarının kısa sürede aşırı artması veya inmesi veya döviz kurunun büyük oranda değişmesi gibi sebeplerle “makro ekonomi” kötüye gidebilir. Böyle bir konjonktürde çok sayıda firma aynı anda “ZOMBİ” (ne ölü ne diri) hale gelir. Makro ekonomik koşullar düzelse tekrar canlanacak ve istihdam yaratacak firmalar bile cesetleşir. Böyle bir ortamda hükümetin bankalara dönüp  “borçlunuza kolaylık gösterin, aranızda anlaşıverin, gerekirse borçlu şirkete iştirak edin” demesi hiçbir şeyi çözmez. Büyük olasılıkla ortaya zombi şirketlere ilaveten zombi bankalar çıkar. Sorun makro ise  çözüm de makro düzeyde önlemlerle inşa edilir.

ZOMBİ ŞİRKET, ZOMBİ BANKA VE ZOMBİ EKONOMİ

İşin kötüsü batan şirketleri kurtardıkça, kendileri batan bankalarda bulunan halkın tasarruf mevduatı tehlikeye girer. Dolayısıyla “Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu” oyuna dahil olur. Bu, Merkez Bankası'nın istemese de sorumluluk yüklenmesi demektir. Merkez Bankası'nın sahaya inmesi, Hazine'yi ve Maliye'yi de sorunun/çözümün içine çeker. Pek tabii hükümet, bu büyük operasyonun baş sorumlusu olmaya mecburdur. Herkes şunu iyi bellesin: Sonunda faturayı “günahsız” halk ödeyecek, dolayısıyla ne bankalar zombi şirketleri kurtarsın ne de Merkez Bankası ve Hazine zombileşen bankalara yardım etsin demek “sorumlu değil sorumsuz” konuşmaktır. Zırvalamaktır. Çünkü eğer harekete geçilmezse, “günahsız” zavallı halkın ödeyeceği fatura küçülmez, aksine büyür. Hükümetten istenmesi gereken şey, olaylara seyirci kalması değil, ameliyatı hazakatle yapıp, nimeti ve külfeti halka adil bölüştürmesidir.

Son söz: Bugünün sorunları, dünün çözümleridir.

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more