Sözcü Plus Giriş
EMİN ÇÖLAŞAN

Yalanın bu kadarı olmaz

29 Mayıs 2019

Sevgili okurlarım, 27 Mayıs 1960 darbesinin-ihtilalinin yıldönümü bahanesiyle yandaş medyada yine yalan rüzgarları esmeye başladı.
Bunlar acayip tipler… Gaddarca, utanmazca, Allah'tan korkmadan, kuldan utanmadan sürekli yalan söylüyorlar… Ve bu yalanlar özellikle İsmet İnönü'ye yönelik oluyor.
“Bu adam camileri kapattı, ahır yaptı, depo yaptı!..”
Ne diyeceksiniz bunlara, ne yapacaksınız!..
Oturduğun yerde yüzlerce yalan üret, sonra da bunları Türk Milletine yutturmaya kalkış!
Geçmiş yıllarda bunlardan bazıları “İsmet Paşa asker kaçağı idi” diye ortaya çıkmışlardı!
Şimdi 27 Mayıs'ın yıldönümünü bahane edip bu kez farklı bir yerden saldırmaya başladılar:
“İnönü Yassıada kararlarında idam cezalarının derhal uygulanmasını istemişti!”
Tamamen yalan…
Tam tersine, verilecek olan idam cezaları henüz açıklanmadan önce İsmet Paşa, Devlet Başkanı Cemal Gürsel'e bir mektup yazmış ve “Yüksek Adalet Divanı idam kararları verirse uygulamayın” demişti…

★★★

Bu mektup sonraki yıllarda Meclis çatısı altında komisyonlarda bile okunmuştu. Aslı devlet arşivinde duruyor.
Bunların Atatürk ve  İnönü'ye karşı kini, nefreti ve alerjisi vardır. Atatürk'e hakaret etmeyi öyle kolay kolay yapamazlar.
Ama iş İnönü'ye gelince atış serbesttir!
Şimdi 13 Eylül 1961 tarihli bu tarihi mektubu sizlere aynen iletiyorum. (Sadece daha anlaşılır olması için bazı sözcükler yerine güncel Türkçe olanları kullandım.)
O tarihte idam cezaları henüz açıklanmış değil. Ama İnönü hissediyor veya haber alıyor, Devlet Başkanı Orgeneral Cemal Gürsel'i Garp Cephesi Komutanı, eski Cumhurbaşkanı, o günkü muhalefet lideri ve devlet adamı kimliği ile uyarıyor.

★★★

“Orgeneral Cemal GÜRSEL
Sayın Silahlı Kuvvetler Başkumandanı ve Milli Birlik Komitesi Başkanı.
Yassıada kararları tebliğ ve ilan edilmek üzeredir. Kararlar arasında ölüm cezaları bulunursa bunların infazı Anayasaya göre Milli Birlik Komitesinin onayına bağlı olacaktır.
Kararların tebliğinden iki gün evvel yüksek makamınıza müracaat ederek ölüm cezalarının infazı hususundaki ciddi endişelerimin Milli Birlik Komitesine duyurulmasına tavassut buyurulmasını (aracılık etmenizi) istirham ediyorum.
Memleketin siyasi hayatında sorumluluk sahibi olarak idam cezalarının tasdikindeki büyük zararları arz etmek için başka bir vasıtamız ve çaremiz olmadığından, müracaatımın zorunlu görülmesini saygılarımla rica ederim.
Mahkemenin her tesirden uzak olarak tam bağımsızlıkla karar vereceğine ve vereceği kararların adil olacağına şüphe yoktur. Ancak, Milli Birlik Komitesi üyeleri, ölüm cezalarının infazı için son söz sahibi olmak yetkisiyle donatılmıştır.
Bu hususta Milli Birlik Komitesi üyeleri, hükümlerin kararlarına dayanak teşkil eden hukuki ve kanuni unsurlar dışındaki bazı gerçekleri ve zaruretleri göz önünde bulundurmak durumundadır.
Ben bu müracaatımla, memleketin selameti bakımından hayati ehemmiyette saydığım bu gerçekleri ve zaruretleri ortaya koymak istiyorum.

★★★

Sayın Orgeneralim,
Memleketimizin bugünkü halinde ne kadar az sayıda olursa olsun, ölüm kararlarının tasdik ve infazı yüksek milli çıkarlara her suretle aykırıdır.
Kansız bir ihtilal yapıldı. Böyle bir ihtilalden bir buçuk sene sonra, geçmiş iktidar mensuplarının siyasi suçlarından dolayı idam edilmeleri, siyasi idamların bünyesinde zaten mevcut olan hak tereddüdünü azami ölçüde arttırmış olacaktır. Suçluların en çok kahrını çekmiş vatandaşlar bile bu infazı aşırı bulacak ve müteessir olacaklardır (üzülecektir.)  İhtilalden bir buçuk sene sonra seçimlere gidiyoruz. Eski, yeni siyasi parti mensupları arasında yaklaşma ve anlaşma çareleri arıyoruz.
Bu çabalama içinde artık eskimiş olan siyasi suçlardan dolayı idam cezası tatbik etmek, siyasi partiler arasında ve memlekette manen huzur kurulmasını imkânsız kılacaktır.
Unutmamalı ki, yarın seçime gidecek ve seçimlerden sonra idareye katılacak siyasi partilerin çoğu, geçmiş iktidar partisinin mensuplarına büyük mikyasta istinat etmektedir (büyük ölçüde dayanmaktadır.) Bunlar yalnız seçim esnasında değil, seçimden sonra da ruhlardaki daimi yarayı işletmekten geri kalmayacaklardır.
Ceza tatbikinin bünyesinde taşıdığı ibret ve uyarıcı hususlar, şimdiye kadar infaz yapılmamasında daha ziyade mevcuttur. Memleket huzurunun ve vatandaş ilişkilerinin iyi yola girmesi için ümitlerin bağlanabileceği tek çare bundan ibarettir. Suçluların idam olunmaması, ayaklanma teşebbüsünde olacakların cüretini arttıracağı endişesi mübalağa edilmemelidir.   Ayaklanma teşebbüsünün maddi kuvveti, hiçbir zaman devlet ve hükümetin kuvveti ile başa çıkamaz. Bu teşebbüslerin dikkate alınacak tarafları daha ziyade ruhi ve manevi kuvvetleridir. Bu kuvvetler ise, idam cezasının infaz olunması ile artmak ve infaz olunmaması ile zayıflamak eğilimindedir.
İnsanların tecrübesinin bir değeri varsa, bizim her yerde gördüğümüz sonuç budur.
Sayın Orgeneral,
Biraz da infaz meselesinin bir diğer önemli tarafına temas etmek isterim.
Mahkemenin vereceği kararlara tesir edilmemesi ve mahkemece verilen kararların tatbik edilmesinin ordunun isteği olduğundan bahsedilmektedir. Mahkeme kararlarına tesir edilmemesi arzusu ordu için tabii bir ihtiyaçtır.
En büyük milli müessesemiz olan ordumuzun adalet bağımsızlığı fikri ile dolu olmasını, millet anlayışının bir yankısı saymak lazımdır. Bu arzu takdire ve saygıya layıktır.
Yalnız, ölüm cezasının infazı ayrı bir meseledir. Nitekim Anayasa bunu, Milli Birlik Komitesinin hususi kararına bağlayarak kayıt ve şart altına almıştır.
Eğer geçerli ise, ordu adına Milli Birlik Komitesinin idam kararının onayına zorlanması haksız ve kanunsuzdur. Ordu adının böyle bir konuda kullanılması, Türk ordusunun ebedi şerefine karşı saygı duygusu ile ölçülemez.
Ordu tesiri ile bir infaz (idamların onayı) muamelesi millette orduya karşı deva bulmaz bir kızgınlık yaratacaktır. Milletle ordu arasına girecek böyle bir hatanın tepkisini düşünmek insana dehşet veriyor.
Bilhassa, infaz kararında ordunun tesirini Milli Birlik Komitesince yerine getirmek, akla gelebilecek mahsurların en büyüğünü taşır ve tarih önünde karar verenlere de verdirenlere de hesapsız vebal yükler. Ordunun böyle bir tesir yaptığına ve yapacağına asla inanmıyorum. Milli Birlik Komitesinin, ağır ve şerefli vazifesini tamamlarken, memleketin selameti bakımından duyduğum endişelerin üzerinde duracağını ümit ediyorum.
Sayın Orgeneral,
Türkiye bugün bir ittifak topluluğu içindedir. Her meselenin önünde, Milli Savunma için müttefikler arasında haysiyetli ve itibarlı bir mevkide bulunmamızın büyük önemi vardır. Bu, bizim için öyle bir ihtiyaçtır ki, bunda kusurlu olmak, hatta ittifak topluluğu içinde bizden daha kusurlu üyelerin bulunması ihtimalinde bile bizim için mazeret teşkil edemez.
Siyasi suçlardan dolayı ölüm cezası, bugün yeryüzünde hemen hiçbir medeni ülkede kalmamış gibidir. Türlü tehlike karşısında bulunan memleketimizin bekçileri ve koruyucuları olan Milli Birlik Komitesi üyelerinin, ellerindeki aziz emaneti, vahim bir itibar buhranına maruz bırakmayacaklarını temenni ve ümit ediyorum.
Sayın Orgeneral,
İnfaz meselesinde düşündüklerimi şimdiye kadar muhtelif vesilelerle size ve temas edebildiğim Milli Birlik Komitesi üyelerine tam bir açıklık ve kesinlikle söylemekte kusur etmedim.
Şimdi resmi vazife olarak, son kararı vereceğiniz anda Milli Birlik Komitesine bu konudaki düşüncelerimin resmen bildirilmesini sizden niyaz ediyorum (diliyorum.)
Üstün saygılarımın kabulünü istirham ederim Sayın Orgeneralim.13 Eylül 1961
İsmet İNÖNÜ.”

Paylaş Tweet social-whatsapp Whatsapp Paylaş more