Sözcü Plus Giriş
EMİN ÇÖLAŞAN

Önce şu yalanları iyice bilelim

19 Eylül 2020

Sevgili okurlarım, Türkiye Cumhuriyeti olarak ne yazık ki “Yalanlarla dolu” günler ve yıllar yaşıyoruz.

Bu ülkeyi yönetenlerin yandaşları Türk Milletine karşı inanılmaz bir yutturmaca sahnelemeye kalkışıyor:

“Lozan anlaşması bir hezimettir!”

Sonrasını da kendilerince getiriyorlar!

“Ege denizindeki adaları Yunanistan'a Lozan anlaşmasıyla verdik!”

Koskoca bir ülkenin böylesine utanmazca yalanlarla yönetilmek istenmesi inanılır gibi değildir.

★★★

Anlaşma metni ortada…

Zahmete girip okumazlar, okusalar bile yalancılık bunların huyudur, asla vazgeçemezler.

Değil Ege adalarını Yunanistan'a vermek, yeni Türk devleti Lozan'da başkalarına, bize ait olan bir karış toprak bile vermemiştir.

Adalara gelince, bazıları zaten İtalya, bazıları da Yunanistan egemenliğinde idi.

Lozan imzalandığında adaların hiçbiri zaten bizim değildi.

Hepsini Osmanlı döneminde kaptırmıştık.

Yeni ve egemen bir devlet kuruyorduk. Savaştan henüz çıkmıştık…

Adaları masa başında, ya da silah zoruyla almaya 1923 yılındaki gücümüz ne yazık ki yetmiyordu.

Aynı nedenle çok bastırdığımız halde örneğin Musul'u da alamamıştık.

Musul da zaten bizim değildi, İsmet Paşa çok bastırdı ama geçmişin koşullarında alamadı.

★★★

Şimdi bizimkiler Yunanistan'la papaz oldu ya, bu kez bağırmaya başladılar:

“Vay efendim, Lozan'a göre Türkiye'nin karşısındaki Ege adaları silahtan arındırılmış bölgedir. Oysa Yunanistan buralara hava alanları yapmış, donanma üsleri kurmuş ve binlerce asker yığmıştır. Bu duruma en kısa zamanda son vermelidir.”

Günaydın efendiler, günaydın!

Jetonunuz şimdi mi düştü!

Yunan ordusu yıllardan beri o adalarda cirit atıyor.

Yeni mi fark ettiniz, şimdiye kadar aklınız neredeydi?

★★★

Ama yine de, geç bile olsa bizimkilerin aklı başına gelmiş gibi görünüyor…

En sonunda, bugüne kadar binlerce kez alay edip küçümsedikleri Lozan anlaşmasına sığınmak zorunda kaldılar da, artık iş işten geçti.

Bütün Avrupa'nın desteğini arkasına alan Yunanistan bu saatten sonra ne askerlerini adalardan çeker, ne de başka bir ödün verir.

★★★

Peki ama bizi yöneten aymazların Lozan düşmanlığının kaynağı nedir?

Yanıtı çok basittir:

İsmet İnönü ve Mustafa Kemal Atatürk.

Aylar süren görüşmeler sonrasında anlaşmayı Atatürk'ün izniyle imzalayan İnönü, onaylayan ise Atatürk ve TBMM'dir.

Bu konuda herkesin bilgili ve uyanık olması gerek.

Bunların bu yalanlarına sakın ola ki kanmayın.

Lozan, savaştan çıkan Türkiye'nin tapu belgesidir. Kapitülasyonlar kaldırılmış, anlaşmanın hemen ardından Ankara başkent ilan edilmiş, Cumhuriyet rejimi kurulmuştur.

Yani hasta adam Osmanlı Lozan'la birlikte tarihe iyice gömülmüştür.

Bu Osmanlıcıların sıkıntısı işte budur!

★★★

Yine ısrar ederlerse onlara sorun bakalım!

“Peki arkadaş, madem iddia ediyorsunuz, biz Lozan anlaşmasıyla acaba elimizdeki hangi toprakları, hangi vatan parçalarını kaybettik? Nereleri kimlere verdik?”

Bu sorunuza ya yanıt alamayacaksınız, ya da size yine bir sürü palavra atmak zorunda kalacaklardır!

Şimdi işlerine geldiği için kalkmışlar, feryat ediyorlar:

“Lozan uyarınca Ege adaları silahsız olmak zorundadır. Yunanistan askeri birliklerini adalardan geri çeksin!”

Doğru söyledikleri tek husus bu!

Gerçekten de Midilli, Sakız, Rodos, Sisam, İstanköy ve irili ufaklı bütün adalar…

Hatta küçücük Meis bile kendi çapında askeri üs!

Bunlar hemen karşımızda, Anadolu'nun dibinde olanlar…

Sabah vakti horoz ötse duyulur.

★★★

Yakın tarihimize ve geçmişteki önemli devlet adamlarımıza karşı nice yalanlarla beslenen bu saygısızlığı affetmek asla mümkün değildir…

Ama gelin görün ki bunların işi bu!

Yalan söylemek, dış politikada bile yedi cihana posta koyup hakaretler ve tehditler savurmak!..

Ve ülkemizi özellikle dış politika alanında sergilenen tuhaflıklarla bütün dünyada küçük düşürmek, elâlemi kendimize güldürmek.

Bunu neden yapıyorlar?..

Çünkü dışarıya değil, iç politikaya oynuyorlar!

Bazıları bunları izlerken “Vay bee, bizimkiler yine amma da posta koydu, helal olsun valla” desin diye!

Amaçları dış politikada başarı hedeflerine ulaşmak değil, milleti içeride sergiledikleri “Kahramanlık (!)” masallarıyla uyutup oy avcılığı yapmak.

İçeride Lozan'ı aşağılamak, dışarıya karşı ve işlerine geldiğinde ise Lozan'a sığınıp onu savunmak!

Gülünç oluyorlar gülünç!

(Burada bir parantez açıyorum. Washington eski büyükelçimiz emekli diplomat Namık Tan'ın dün burada yayınladığım yazısını okumadıysanız lütfen dünkü SÖZCÜ'den bulup mutlaka okuyunuz. Acı gerçekler orada anlatılıyor.)