#istanbulsözleşmesiyaşatır mı?

Herkesin kendisi için farklı bir dileği olsa da ortak bir beklenti olarak her şeyin daha iyi olduğu bir dünya umuduyla ve güzel dileklerle 2020'yi karşıladı.

Ne yazık ki bütün felaketler ardı ardına geliyor ve bitmek bilmiyor.

Düşen uçaklar, depremler, sel felaketleri, corona virüsü, ekonomik sıkıntılar derken bu hafta Beyrut'ta yaşanan büyük patlamayla 2020'ye devam ediyoruz.

Gelen gideni aratır derler ama gelecek yıl 2020'yi aratmaz inşallah.

Allah’tan biz sıkıntılara alışık ve tevekkel bir toplumuz; umudumuz eksilse de kaybolmuyor.

Gerisi bizde hep aynı zaten… İşsizlik, eğitimsizlik, kadın cinayetleri halk olarak kanıksadığımız ve yadırgamadığımız durumlar.

***

Maalesef bunca vurdum duymazlığa rağmen, büyük bir çoğunluğa yok artık dedirtecek, insanın kanını donduracak olaylar da oluyor; Pınar Gültekin cinayeti gibi.

Yine bir hiç uğruna, hunharca katledilerek can veren gencecik bir kadın…

Üzülmemek elde olmasa da yapılabilecek birçok şey elde aslında.

Sosyal medyada #istanbulsözleşmesiyaşatır sloganıyla siyah-beyaz fotoğraf paylaşıldı günlerce.

Ardından da her zaman olduğu gibi bilen bilmeyen herkes, kulaktan dolma bilgilerle İstanbul sözleşmesi hakkında yorum yaptı.

Kimileri ne olduğunu bile bilmeden, sadece sosyal medyada duyarlı görünmek için paylaştı.

Büyük bir çoğunluk içeriğinin ne olduğuna bakmadı bile, okumaya üşendi… Bunu sadece İstanbul sözleşmesine karşı çıkanlar için söylemiyorum.

Destekleyenlerin çoğunluğu da aynı konumda.

Takım tutar gibi taraf belirleyip körü körüne bilmedikleri şeyi savunan veya karşı duran herkes “yobaz” tanımına tam uymaktadır.

Aslında biz böyle bir halkız işte… Dinimizi de kitabımızı da aynen böyle bilip, böyle yaşıyoruz.

Kendi inandığımız dinin kitabını alıp içinde ne yazıyormuş diye okumak yerine, onu çok iyi bildiğini düşündüğümüz bir arkadaştan, tanıdıktan duyup öğreniyor ve buna da inanıyoruz.

Hakkında konuşup, yorum yapmadan önce sadece 30 sayfa bir sözleşmeyi okumayanlar, Kuran gibi bir kitabı mı okuyacaklar, hah! Onlar ancak onu öpüp başlarının üzerine koyup, gerisini sağdan soldan duyarlar, sonra da duydukları üzerinden ahkâm keserler.

***

İşte bu yüzden lütfen üşenmeyin, okuyun. Zaten 30 sayfacık bir şey. Yine de kulaktan dolma bilgilere bayılanlar için bir özet yapayım:

Kadınlara yönelik şiddet ve aile içi şiddetin önlenmesi ve bunlarla mücadeleye ilişkin Avrupa konseyi sözleşmesi, İstanbul Sözleşmesi olarak biliniyor. Mayıs 2011'de imzaya açılan sözleşmeyi Türkiye aynı gün imzalayarak aslında umulmadık bir medeniyet ve cesaret göstermiştir.

Genel kanının aksine bu sözleşme sadece kadınlarla ilgili değildir, pozitif ayrımcılık yapmamaktadır, eşcinselliği özendirmek, aile yapısını yıkmak, kadını erkeğin önüne geçirmek gibi saçmalıklarla ilgisi yoktur. Şiddet mağduru olan herkesi içerir ve zayıfı korumak amaçlıdır.

Maalesef kadınları, çocukları ve şiddet görenleri koruyan İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı kanun zaten gerektiği gibi uygulanmazken, bugünlerde kaldırılması tartışılıyor.

Sözleşmeye karşı olan ve çekilmeyi savunan bir grup, İstanbul Sözleşmesi'nin Türk aile yapısına ve
İslami kurallara aykırı olduğunu iddia ediyorlar.

Sözleşmede yer alan “cinsel yönelim” ifadesinin LGBT yönelimlere sahip çıkmak veya eşcinselliği teşvik etmek amaçlı olduğunu savunuyorlar.

Bir kısma göre ise “kadının beyanı esastır” ilkesiyle, erkekleri köleleştirmek ve mağdur etmek için var olduğu söyleniyor.

Bu fikre destek vermek ve kanıt yaratmak için de türlü, saçma sapan hikayeler anlatıyorlar. Duysanız gözleriniz yaşarır.

***

Mesela; efendim, bu sözleşmeye göre bir kadın evden ayrılsa ve başka bir adamla yaşasa bile eski kocası nafakasını ödemek zorundaymış!

Yok, bir tanıdıkları çok iyi bir adammış ve kadın sahte şikayette bulunmuş, üstüne evi boşaltmış, çok büyük tazminat isteyip adamın hem parasını almış hem rezil edip gururuyla oynamış…

Kasap et derdinde, koyun can derdinde!

Gururları çok nazik olan ve sadece “Sen de erkek misin be!” lafıyla bile alt üst olup karşısındakine çocuk kadın demeden vahşice öldürebilecek kadar şuurunu yitiren bazı erkeklerimiz, bu sözleşmeyle mağdur olup, incileri döküleceğinden, evdeki hükümranlıkları bozulacağından ve en önemlisi de kadına para ermek zorunda kalacaklarından korkuyorlar ve bunu Türk örf ve adetlerine karşı olmak olarak yorumluyorlar.

Ne tatlılar! Üç beş erkeğin gururu kırılıp, mağdur olmasınlar diye binlerce kadının cinayetle öldürülmesine göz yummak istiyorlar!

Yani katillerin tarafını tutuyorlar!

Bizim örf ve adetlerimizde kadın ve çocuk değerlidir ve ana da kutsaldır!

Eğer adetlerimizde zayıfa karşı tecavüz, istismar, şiddet ve eziyet varsa zaten değişmelidir!

Sözleşmede “kadının beyanı esastır” diye bir söylem yoktur, mağdurun beyanıyla konu mahkemeye taşınmakta ve mağdur korunmaya alınmaktadır.

Bu sözleşme içerisinde suçsuz ve masumları sırf erkek diye hapse attırabilecek hiçbir madde yoktur!

Türkiye'de son 10 yılda 3000'den fazla kadın öldürüldü. Kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddetin önlenmesi için hazırlanan İstanbul Sözleşmesi'nin etkin uygulanmaması ve kaldırılmak istenmesi üzerine kadınlarımız sadece eşit insan olma haklarını kaybetmemek için savaş vermektedir.

İstanbul Sözleşmesi kadın kayıran bir sözleşme değil, bir insan hakları sözleşmesidir ve zayıfları, mağdurları, ezilenleri korumak amaçlıdır.

Türkiye böyle bir anlaşmanın altına imza atarak insana, özellikle de geleneklerimizde asıl olan; çocuğa ve kadına verdiği değeri göstermiştir.

Tam olarak uygulanamıyor olsa bile bir iyi niyet göstergesi olarak umut vaat etmektedir.

Bundan geri adım atmak Türkiye'nin dünya ülkeleri arasında azalan itibarına bir çentik daha atmak demektir.

Şu anda İstanbul sözleşmesi tam olarak yaşatamasa da şiddet mağduru kadın ve çocuklar için bir gün gelecek güzel günlerin umudunu simgelemektedir. #istanbulsözleşmesiyaşatır

Loading...